1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid صَابِئِون و يقال هو من الصَّابِئين و هو قوم يزعمون أنهم علي دين نوح عليه السلام kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
bir dinden çıkıp diğer bir dine geçenler,Hz.Nuh un dininden olanlar,Sabiler صَابِئِون و يقال هو من الصَّابِئين و هو قوم يزعمون أنهم علي دين نوح عليه السلام
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
almak,ele etmek,nail olmak,erişmek,kavuşmak,ulaşmak,zarar vermek,muradına ermek,istediğine kavuşmak,almak,sövmek,görmek,muradına ermek,nasibini almak,hibe almak,elde etmek,nail olmak,çok cömert ve zengin olmak,muradına ermek,istediğine kavuşmak,nasibini almak,hibe almak,elde etmek,,çok cömert ve zengin olmak,ermek,vermek,yetişmek,yaklaşmak,erişmek,kavuşmak,ulaşmak,zarar vermek,kazanmak,nail olmak,çok cömert ve zengin olmakنَالَ ـَـ نَيْلاً و نَالاً و نَالَةً و نَائِلاً و نَوَالاً و مَنَالاً مِنْ
baklavaبَقْلاَوَةٌ : حَلْوَي يُعْمَلُ بالرُّقَاقِ و السِّمَنِ و السُّكّرِ و الجَوْزِ و اللَّوْزِ و الفُسْتُقِ
göz yorulmak,bitkin olmak ,kılıç,bıçak körelmek,kesmez olmak,usanmak,kesmez olmak,usanmak,güç yürümek,kılıç,bıçak v.s körelmek,bitkin olmak,göz görmez hale gelmekكَلَّ ـِـ كَلاًّ و كِلَّةً و كَلاَلاً و كُلُولاً و كَلاَلَةً و كُلُولَةً عَنْ
bir cins taştan yüksekçe tepe,yüksek yüce yer,küçürek tepe,höyük,tümsek,tepe,sırt,bayır,küçük tepe,kaba,kıtaأَكَمَةٌ (ج) أُكْمٌ و أُكُومٌ و (جج) آكَامٌ و أَكَمَاتٌ و إِكْمَامٌ و أَكَمٌ
atlamak,sıçramak,yüksek makama ulaşmak,zıplamak,hoplamak,atlamak,sıçramak,yüksek mevkiye ulaşmak,zıplamak,hoplamak,zıplamak,yüksek mevkiye ulşamak,dikilmek,kalkmak,oturmak,yenmek,galebe etmek,üzerine çıkmak,sıçramak,atlamak,dikilmek,kalkmak,oturmak,yenmek,galebe etmek,üzerine çıkmakوَثَبَ ـِـ وَثْباً و وَثَبَاناً و وُثُوباً و وِثَاباً و وَثِيباً و ثِبَةً عَلَي
bitki,ot,saç sık ve çok oldu,çok ve sık olup birbirine dolaştı,uzadı,çoğalıp sarmaşık olduأَثَّ النَّبَاتُ و الشَّعْرُ أَثّاً و أَثَاثاً و أَثَاثَةً و أُثُوثاً : كثُر و إلتفَّ
iyilik yapmaya söz vermek,vaatte bulunmak,vaat etmekوَعَدَ ـِـ وَعْداً و عِدَةً و مَوْعِداً و مَوْعِدَةً و مَوْعُوداً و مَوْعُودَةً بِ
yabancı bilim adamı doğu bilimci olduإِسْتَشْرَقَ : إِسْتِشْراقاً العَالِمُ الأَجْنَبِيُّ : كَانَ عَالِماً بالعُلُومِ و الآدَابِ و اللُّغَاتِ و المُعْتَقَدَاتِ و العَادَاتِ و التَّقَالِيدِ الشَّرْقِيَّةِ
uzak,ırak,arası çok olan,uzakta bulunan,uluv cihetinde uzak olan,kayıp,hayırı olmayan,cüda,ayrı,muhalif,yabancıبَعِيدٌ (ج) بُعُدٌ و بُعَدَاء و بُعْدَان و بَعِيدَاتٌ ، مُتَنَائِيٌ ، مُتَرَامِيُ المَدَي و المَسَافَةِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
adam bir yerde karar kıldı,sabit ve mukim olduقَرَّ ـِـ قَرَاراً و قُرُوراً و قَرّاً و تَقْرَاراً و تَقِرَّةً الرَّجُلُ فِي المَكَانِ : أقَامَ و ثَبَتَ فِيْهِ
habbe,tane,tohum,çekirdek,çıban,her şeyin yumurtası makamında olan,yem,kuş ekmeği,bir nesnenin bir kıtası,parçası,hacet,bir hatun adı,şahıs isimlerindendirحَبَّةٌ (ج) حَبَّاتٌ و حُبُوبٌ و حُبَّانٌ و حَبَّة بن بعكك و حَبَّة بن حابس من الأصحاب و حَبَّة بن أبي حبة و حبّة بن مسلم و حبة بن جو بن العرني و حبة بن سلمة من التابيعين و أبو حبة البدري و أبو حبة المازليّ و أبو حبة بن عبد بن عمرو و أبو حبة بن غزية و تقول ما لي فيه حَبَّةٌ اي حَاجةٌ
zehir zemberek (dey)قول مرّ و قاسي للغاية أليم لأقصي الدرجة و المعني الحرفيالسم و الزنبرك أي كناية عن كلام لاذع و مر و مؤثر يمسّ كرامة الإنسان ، سم و زنبرك كناياة اي أمر عاجل و ضروري
fakirlik ve zarurete düçar ve kötü halli olmak,ihtiyacı pek artıp yoksul ve fakir olmak,muhtaç olmakبَئِسَ ـَـ بَأْساً و بُؤْساً و بُؤُوساً و بُؤْسي و بَئِيساً و بِئْسيسيَ
su azar azar akmak,suyu dökmek,damlamak,yarmak,akmak,birini bir ayıpla,zina ile lekelemekنَطَفَ ـُِـ نَطْفاً و نَطَفاَناً و نِطَافَةً و نُطُوفاً و نِطَافاً و تَنْطَافاً
yönetmek,yedmek,sevk ve idare etmek,komutan olmak,katili ölüm yerine götürmek,hayvanı yularından tutup çekip gçtürmek,otomobili sürmek,hayvan gütmek,hayvan gütmek,yukarıdan çekmek,askere komuta etmek,yönetmek,yedmek,sevk etmek,yularından çekmek,askere komuta etmek,liderlik yapmak,öncülük etmek,araba kullanmak,sürmek,götürmek, kumanda etmek,yönetmek,sevk ve idare etmek,komutan olmak,katili ölüm yerine götürmek,hayvanı yularından tutup çekip gçtürmek,otomobili sürmek,idare etmek,yedeğinde götürmek,yönetmek,idare etmek,yedeğinde götürmek,gütmek,araba kullanmak,sürmek,çekmekقَادَ ـُـ قَوْداً و قِيَادَةً و قِيَاداً و مَقَاداً و مَقَادَةً و قَيْدُودَةً
sonsuz zaman,ebet,uzun müddet,dehr,bir işin sonu,hiçbir vakit,ebeden,asla,daima,daimi,ebedi,baki,ezeli,kadim,sonsuzluk,bir yılına varmış çocuk,bir yaşındaki çocukأَبَدٌ (ج) آبَادٌ و أُبُود و أَبَدُون ، دَهْرٌ ، دَائِمٌ ، باقِيٌ ، قَدِيمٌ ، أَبَدِيٌّ ، أَزَلِيٌّ ، الولَد الّذِي اَتَتْ عَلَيْهِ سَنَةٌ و يُقَالُ لاَ أَفْعَلُهُ أَبَدَ الأَبَدِ و أَبَدَ الأَبَدِينِ كَمَا يُقَالُ دَهْرَ الدَّاهرِين وَ لاَ أَفْعَلُهُ أَ
layık,reva,yaraşık olan,değer,layık ve cüsban,penaver,mülteciحَجِئٌ حَجِيٌّ : حَرِيٌّ : لائق : خليق : لاجئ : يقال هو حجئ بكذا اي خليق و يقال هو حجئ إليهم اي لاجئ
şer ve fesada hazır ve amade ve düşkün ,cümbüşlü,şetaretli oynak ve genç atتَئِقٌ : مِتْئَاقٌ و يقال رجل تَئِقٌ و مِتْئَاقٌ و فَرَسٌ تَئِقٌ و يقال أنت تَئِقٌ و أَنَا مَئِقٌ فكيف نتفق ؟
malikiyet,sahiplik,rububiyet,besleyicilik,hüdalık,hüküm,krallık,ahit,misak,söz,bir küme ok,şu ipe denir ki onunla ok desteleri sarılıp bağlanır, ok sardıkları bez parçası,yufka meşin parçası denirki kumar okları çıkaran kimsenin eline sararlar taki saldıkta sevdiği kimsenin okunu nişanıyla bölüرِبَابَةٌ : مَالِكَيَّةٌ ، عَهْدٌ، مِيْثَاقٌ و يُقالُ طَالَتْ مَرْتَبَتُهُ و رِبَابَتُهُ أيْ مَمْلَكَتُهُ و يُقَالُ اَيْضاً بَيْنهُمَا ربَابَةٌ اَيْ عَهْدٌ و مِيْثَاقٌ
taş yığını,ceset,beden,ateş közü,bir şeyin ortası,vasatı,mezar,kabirجَثْوَةٌ : جُثْوَةٌ (ج) جُثيً و جِثَيً و يقال أخذ جَثْوَةً من النار اي جذوة و يقال فلان من جُِثي جَهَنَّمَ
bir günahı üzerine alıp yüklenmek,günahı itiraf etmek,ikrar etmek,kısasta ikinci maktulu birincisine denk ve hemta kılmak,kanı kana beraber tut mak,bir yerin her yeri düz ve beraber,siyah olma,beraberlikberaberlik,musavat,musavi,eşit,küfüv,muadilبَوَاءٌ : بَوْءٌ : سَوَاءٌ ، مُسَاوَاةٌ : يقال القوم علي بواء اي سواء و منه أجابوا عن بواء واحد اي بجواب واحد و يقال دَمُ فُلاَنٍ بَوَاءٌ لِدَمِ فُلاَنٍ
savaş meydanında herkes akranına karşı çıksın,kumanda tabiri olup ekseriya mükerrer kullanılır,dağınık dağınık anlamına gelir,dağınıklıkبَدَادَ بَدَادَ ، بَدَادِ بَدَادِ ، بَدَدَ بَدَدَ ، بَدَداً بَدَداً : متفرقاً و يقال يا قوم بَدَادَ بَدَادَ و إلخ.. و جَاءَ القومُ بَدَادَ بَدَادَ : لِيَبَارِزَ كُلٌّ مِنْكُمْ رَجُلاً و يُقَالُ جَاءَتِ الخَيْلُ بَدَادٍ بِدَادِ أَيْ مُتَفَرِّقَةً
öküz,boğa,tahrik etmek,sıçramak,toz kalkmak,erkek sığır,boğa,gav,Kürtçe gaha derler,sevr,baş,reis,ahmak,akılsız, idraksız,yosun,su yosunu tırnağın dibindeki beyaz leke,delilik,cinnet,cunun,şafağın neşrettiği kızıllık,keş ,peyniri kellesi,toz kalkmak,tahrik etmekثَوْرٌ (ج) أَثْوَارٌ و ثِيَارٌ و ثِوَرَةٌ و ثِيَرَةٌ وثِيْرَةٌ وثِيْرَانٌ و يقال هو ثور القوم اي رئيسهم و يقال أيضا ما هو إلا ثور اي أحمق و أصابه الثور اي الجنون و سقط ثور الشفق اي حمرته و فِي المَثَلِ
tacir,ticaret yapan,hoca,tüccar,alış verişle uğraşan kişi,ticaret yapan,alışverişle meşgul olan,bazergan,alıp satan,şarap bazerganı ,şarapçı,para eder,makbul,mahir,usta,hazık,uz,hocaتَاجِرٌ (ج) تُجَّارٌ وتَوَاجِرُو تَجْرٌ و تُجُرٌ و تِجَار ، الّذِي يُمَارِسُ البَيْعَ و الشِّرَاءَ ، بَائِعُ الخَمْرَةِ و يقال إنه لتاجر بذلك الأمر اي ماهر و حاذق و فِي التُّرْكِيَّةِ لَقَبٌ للتَّاجِر اليَهُودِيِّ و لِذِي الوَجَاهَةِ مِنْهُمْ و يُقَالُ اَيْضاً فُلاَنٌ تَاجِرٌ و كَاتِبٌ و حَاسِبٌ و فِي المَثَلِ
göz bebeği,asıl,unsur,her nesnenin ortası,çekirgenin başsız ve ayaksız gövdesi,kibar,her nesnenin aziz ve müntahap olan tarafı,kök,esas,sürmedanın başı,kapağı,seyyit,efendi ,herşeyin ortası,merkezi,en yüce makam,zarif,ve nazik ve hürmete şayan reis بُؤْبُؤٌ (ج) بَآبِئُ : : إنسان العين :نَاظِرُ العَيْنِ : أصل : وسط الشّضيْئِ ، سيد، ظريف ، أساس، عنصر، مقام أعلي ، رَأْسُ المُكْحلَةِ ، جِسْمُ الجَرَادِ بِلاَ رَاْس و لاَ قَوَائِم: و يقال كريم البُؤْبُؤِ اي كَرِيمُ الأَصْل و يقال هو فِي بُؤْبُؤ دَهْرِهِ و هُوَ أَعَزُّ عِنْدِي مِنْ بُؤْبُؤِ عِيْنِي
rücü,avdet,tövbe etmek,dönmek,rücü etmek,güneş batmak,dönüş,buluş,yel,rüzgar,süraat,hayvanın yürürken ayaklarını çabuk döndürmesi,yürürken kol ve ayakları tez çevirmek,gelmek,adet,töre,doğruluk,istihkam,bal arısı,yol,taraf,yön,nahiye,köşe,adet,yol,kasıt,bulut,hız,süraat,kazanç,kar,semt,cihet,dönenler,rücü edenlerأَوْبٌ : رُجُوعٌ : عَوْدَةٌ ، مَآبٌ ، عَادَةٌ : إِسْتِقَامَةٌ ، قَصْدٌ ، جَمَاعَةُ النَّحْلِ ، طَرِيقٌ ، طَرِيقَةٌ ، طَرَفٌ ، نَاحِيَةٌ ، سُرْعَةٌ ، سَحَابٌ ، رِبْحٌ ، يُقَالُ الأَوْبُ سُرْعَةُ تَقْلِيبِ اليَدَين و الرِّجْلَين فِي السَّيْرِ و يُقَالُ جَاؤُا مِنْ كُلِّ أَوْبٍ و صَوْب اَي مِنْ كُلِّ وَجهِ و طَرَف و نَاحِيَةٍ
sözdeأداة ظرفية معناه لغةً في الكلام و أما إصطلاحا فيفيد عدم التصديق بمعني يزعم او علي زعمه او علي ما يقال ، في الكلام ، يزعم او علي زعمه او علي ما يقال ، ما يُسميّ ب ، مزعوم، مدعي ، دعيّ
yolun doğru yüzü,kuyruk tarında çekilip gider,hısımlık,yakınlık,bir yer adı, beir mergzardan başka mergzara cari,akan olan küçük ırmakذِنَابَةٌ : وَجْهُ الطَّرِيقِ ، رَحْمُ ، قَرَابَةٌ و إِسْمُ مَوْضِعٍ و يُقَالُ أَخَذَ ذِنَابَةَ الطَّرِيقِ اَيْ وَجْهَهُ و يُقَالُ بَيْنَهُمَا ذِنابَةٌ اَيْ رَحْمٌ و قَرَابَةٌ
denilirيقال
söylenir,denilirيُقَالُ
geliyormuهل هو آتٍ ؟
bu benim hocamdırهَذَا هُوَ مُعَلِّميِ
bu benim ona karşı hüccetimdirهُوَ بَصِيرَتِي عَلَيْهِ
güzel bir haldedirهُو فِي أَهَرَةٍ
bu işin alasını bilir,ehlidir,sözünün eridirهُوَ إِبْنُ بَجْدَتِهَا
o kötü bir asıldandırهُوَ مِنْ أَلْسٍ
sen kabahatlisinأَنْتَ هُوَ الجَرِيْمُ
o misafire daha çok ikram edendirهُوَ اَقْرَي الضَّيْفِ
o nerelidirمن أين هو
rahat ve sükünetledirهُوَ عَليَ أَوْنٍ
o nereye gidiyor?أَيْنَ يَذْهَب هُوَ ؟
giderkenبينما هو ذاهب
o ondan daha alimdirهُوَ أَعْلَمُ مِنْهُ
gelmektemidirهل هو آتٍ ؟
pekala malumdurهُوَ لَبَرَدَةٌ يَمِينَي
lütfen bu kartı uçaktan almayınızمن فضلكم لا تأخذ هذه البطاقة من الطائرة
Söylemek gümüş ise söylememek altındır (at.s)اذا كان التكلم من فضة فالسكوت من ذهب
söylemek gümüş ise söylememek altındırإذا كان التكلم من فضة فالسكوت من ذهب
Dağların tepesinde kayayı taşımak insanların minnetini çekmekten daha kolaydırنقل الصخرة من القنن أهون من حمل المنن
iliğine iliştiتأثر تأثرا عظيما من الكلام او من البرد
yaptıklarına değil söylediklerine bakınخذوا من أقوالهم و لا تأخذوا من أفعالهم
dağların tepesinde kayayı taşımak insanların minnetini çekmekten kolaydırنقل الصخرة من القنن أهون من حمل المنن
iliğine işlediتَأَثَّرَ تَاَثُّراً عَظِيماً مِنَ الكَلاَمِ او مِنَ البَرْدِ
çileحُزْمَةٌ صَغِيرَةٌ مِنَ الخُيُوطِ سَوَاءٌ كَانَتْ مِنَ القُطْنِ أَوِ الحَرِيرِ
bozdoğan armuduنوع من الكمثري يأتي من قرية في الآناضول إسمها بوزدوغان
köşkü sırçadan olan kimseye taş atmasınمن كان قصره من الزجاج لا يرمي الحجر إلي أحد
Yağmurdan kaçarken doluya tutulduهرب من الذئب وقع في الجب ، من الدلف لتحت المزراب
omaçالسخينة و هي طعام يتخذ من الدقيق ، نوع من المرق
çırbırطعام يصنع من البيض و اللبن الحامض من غير سمن
kudret helvasıمن : طعام الذي أعطي لبني إسرائيل و نوع من العقاقير
almak,ele etmek,nail olmak,erişmek,kavuşmak,ulaşmak,zarar vermek,muradına ermek,istediğine kavuşmak,almak,sövmek,görmek,muradına ermek,nasibini almak,hibe almak,elde etmek,nail olmak,çok cömert ve zengin olmak,muradına ermek,istediğine kavuşmak,nasibini almak,hibe almak,elde etmek,,çok cömert ve zengin olmak,ermek,vermek,yetişmek,yaklaşmak,erişmek,kavuşmak,ulaşmak,zarar vermek,kazanmak,nail olmak,çok cömert ve zengin olmakنَالَ ـَـ نَيْلاً و نَالاً و نَالَةً و نَائِلاً و نَوَالاً و مَنَالاً مِنْ
baklavaبَقْلاَوَةٌ : حَلْوَي يُعْمَلُ بالرُّقَاقِ و السِّمَنِ و السُّكّرِ و الجَوْزِ و اللَّوْزِ و الفُسْتُقِ
göz yorulmak,bitkin olmak ,kılıç,bıçak körelmek,kesmez olmak,usanmak,kesmez olmak,usanmak,güç yürümek,kılıç,bıçak v.s körelmek,bitkin olmak,göz görmez hale gelmekكَلَّ ـِـ كَلاًّ و كِلَّةً و كَلاَلاً و كُلُولاً و كَلاَلَةً و كُلُولَةً عَنْ
bir cins taştan yüksekçe tepe,yüksek yüce yer,küçürek tepe,höyük,tümsek,tepe,sırt,bayır,küçük tepe,kaba,kıtaأَكَمَةٌ (ج) أُكْمٌ و أُكُومٌ و (جج) آكَامٌ و أَكَمَاتٌ و إِكْمَامٌ و أَكَمٌ
atlamak,sıçramak,yüksek makama ulaşmak,zıplamak,hoplamak,atlamak,sıçramak,yüksek mevkiye ulaşmak,zıplamak,hoplamak,zıplamak,yüksek mevkiye ulşamak,dikilmek,kalkmak,oturmak,yenmek,galebe etmek,üzerine çıkmak,sıçramak,atlamak,dikilmek,kalkmak,oturmak,yenmek,galebe etmek,üzerine çıkmakوَثَبَ ـِـ وَثْباً و وَثَبَاناً و وُثُوباً و وِثَاباً و وَثِيباً و ثِبَةً عَلَي
bitki,ot,saç sık ve çok oldu,çok ve sık olup birbirine dolaştı,uzadı,çoğalıp sarmaşık olduأَثَّ النَّبَاتُ و الشَّعْرُ أَثّاً و أَثَاثاً و أَثَاثَةً و أُثُوثاً : كثُر و إلتفَّ
iyilik yapmaya söz vermek,vaatte bulunmak,vaat etmekوَعَدَ ـِـ وَعْداً و عِدَةً و مَوْعِداً و مَوْعِدَةً و مَوْعُوداً و مَوْعُودَةً بِ
yabancı bilim adamı doğu bilimci olduإِسْتَشْرَقَ : إِسْتِشْراقاً العَالِمُ الأَجْنَبِيُّ : كَانَ عَالِماً بالعُلُومِ و الآدَابِ و اللُّغَاتِ و المُعْتَقَدَاتِ و العَادَاتِ و التَّقَالِيدِ الشَّرْقِيَّةِ
uzak,ırak,arası çok olan,uzakta bulunan,uluv cihetinde uzak olan,kayıp,hayırı olmayan,cüda,ayrı,muhalif,yabancıبَعِيدٌ (ج) بُعُدٌ و بُعَدَاء و بُعْدَان و بَعِيدَاتٌ ، مُتَنَائِيٌ ، مُتَرَامِيُ المَدَي و المَسَافَةِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
adam bir yerde karar kıldı,sabit ve mukim olduقَرَّ ـِـ قَرَاراً و قُرُوراً و قَرّاً و تَقْرَاراً و تَقِرَّةً الرَّجُلُ فِي المَكَانِ : أقَامَ و ثَبَتَ فِيْهِ
habbe,tane,tohum,çekirdek,çıban,her şeyin yumurtası makamında olan,yem,kuş ekmeği,bir nesnenin bir kıtası,parçası,hacet,bir hatun adı,şahıs isimlerindendirحَبَّةٌ (ج) حَبَّاتٌ و حُبُوبٌ و حُبَّانٌ و حَبَّة بن بعكك و حَبَّة بن حابس من الأصحاب و حَبَّة بن أبي حبة و حبّة بن مسلم و حبة بن جو بن العرني و حبة بن سلمة من التابيعين و أبو حبة البدري و أبو حبة المازليّ و أبو حبة بن عبد بن عمرو و أبو حبة بن غزية و تقول ما لي فيه حَبَّةٌ اي حَاجةٌ
zehir zemberek (dey)قول مرّ و قاسي للغاية أليم لأقصي الدرجة و المعني الحرفيالسم و الزنبرك أي كناية عن كلام لاذع و مر و مؤثر يمسّ كرامة الإنسان ، سم و زنبرك كناياة اي أمر عاجل و ضروري
fakirlik ve zarurete düçar ve kötü halli olmak,ihtiyacı pek artıp yoksul ve fakir olmak,muhtaç olmakبَئِسَ ـَـ بَأْساً و بُؤْساً و بُؤُوساً و بُؤْسي و بَئِيساً و بِئْسيسيَ
su azar azar akmak,suyu dökmek,damlamak,yarmak,akmak,birini bir ayıpla,zina ile lekelemekنَطَفَ ـُِـ نَطْفاً و نَطَفاَناً و نِطَافَةً و نُطُوفاً و نِطَافاً و تَنْطَافاً
yönetmek,yedmek,sevk ve idare etmek,komutan olmak,katili ölüm yerine götürmek,hayvanı yularından tutup çekip gçtürmek,otomobili sürmek,hayvan gütmek,hayvan gütmek,yukarıdan çekmek,askere komuta etmek,yönetmek,yedmek,sevk etmek,yularından çekmek,askere komuta etmek,liderlik yapmak,öncülük etmek,araba kullanmak,sürmek,götürmek, kumanda etmek,yönetmek,sevk ve idare etmek,komutan olmak,katili ölüm yerine götürmek,hayvanı yularından tutup çekip gçtürmek,otomobili sürmek,idare etmek,yedeğinde götürmek,yönetmek,idare etmek,yedeğinde götürmek,gütmek,araba kullanmak,sürmek,çekmekقَادَ ـُـ قَوْداً و قِيَادَةً و قِيَاداً و مَقَاداً و مَقَادَةً و قَيْدُودَةً
geliyormuهل هو آتٍ ؟
bu benim hocamdırهَذَا هُوَ مُعَلِّميِ
bu benim ona karşı hüccetimdirهُوَ بَصِيرَتِي عَلَيْهِ
güzel bir haldedirهُو فِي أَهَرَةٍ
bu işin alasını bilir,ehlidir,sözünün eridirهُوَ إِبْنُ بَجْدَتِهَا
o kötü bir asıldandırهُوَ مِنْ أَلْسٍ
sen kabahatlisinأَنْتَ هُوَ الجَرِيْمُ
o misafire daha çok ikram edendirهُوَ اَقْرَي الضَّيْفِ
o nerelidirمن أين هو
rahat ve sükünetledirهُوَ عَليَ أَوْنٍ
o nereye gidiyor?أَيْنَ يَذْهَب هُوَ ؟
giderkenبينما هو ذاهب
o ondan daha alimdirهُوَ أَعْلَمُ مِنْهُ
gelmektemidirهل هو آتٍ ؟
pekala malumdurهُوَ لَبَرَدَةٌ يَمِينَي
beraber masaya oturmakالجلوس معاً علي الطاولة او علي المائدة
kavim su üzerinde bir araya geldiler,toplandılarإِنْصَبَّ القَوْمُ عَلَي عَلَي المَاءِ : إِجْتَمَعُوا عَلَيْهِ
şiddet içeren filmler seyiretmekتفرج علي الأفلام التي تحتوي علي العنف
yorum yapmakقيام بتعليق او تعبير علي ، تعليق علي
zayi olduğuna acıdıتأسّف علي أنه ضاع أي علي ضياعه
acınmakترحم ، ترفق ، تلطف ، تألّم ، توجّع ، تلهّف ، تحنن ، عطف ، حزن علي ، تأسف علي
bir kimsenin bulunduğu yani adapte olduğu şive ve haletمُهَيْدِءَةٌ و تَقُولُ تَرَكْتُهُ عَلَي مُهَيْدِءَتِهِ اَيْ عَلَي الحَالَةِ الَّتِي كَانَ عَلَيْهِ
civgarزوج من البقر يشد علي العربة في العقبات علاوة علي الذي يجرها
cılgarزوج من البقر يشد علي العربة في العقبات علاوة علي الذي يجرها
birini bir şeye zorlamak,mecbur etmek,zorla işletmek,cebir etmek,bed ve kerih bulmak,iğrenmek,tiksinmek,,bed ve kerih olmak,ikrah etmek,nefret etmek,sevmemek,güç ile iş buyurmak,güç ile etmek,korkutmak,nefret ettirmek,soğumakأَكْرَهَ : إِكْرَاهاً ، هُ ، عَلَي و يُقَالُ لأَكْرَهَنَّ المتَوَانِيَ عَلَي نَسْخِ وَظَائِفِهِ آوِنَةَ اللَّعْبِ
hayhay (ün)علي الرأس او مع الممنونية ، علي الرحب و السعة ، كيف لا ، أي نعم
çılgarالردف : زوجان من البقر يشدّان عند اللزوم علي العربة زيادة علي الذي يجرّها
yeryüzündeعَلَي سَطْحُ البَسِيطَةِ ، عَلَي وَجْهِ الأَرْضِ
herkese hatta düşmanlarına bile sadaka verتَصَدَّقْ عَلَي الجَمِيْعِ حَتَّي عَلَي أَعْدَائِكَ
içinde kin veya sevgi gizlediإِنْطَوَي عَلَي الحِقْدِ و عَلَي الوُدِّ
Nuh tufanıطوفان نوح عليه السلام
gömleği kendisine dar geldiأصبح عليه قميصه ضيقا
sabreden selameti bulurدواء الدهر الصبر عليه
sık boğaz ettiضيّق عليه و أجبره
sicilliمسجل ، محكوم عليه سابقا
gıyaben idama mahkum olduحكم عليه بالاعدام غيابيا
gazap olunmuşمُغْتَاظٌ عليه (المُغْتَاظُ عَلَيْهِ)
tenperverالمنهوم بجسمه ، المتحفظ عليه
Ne yapacağını şaşırdıقد أشكل عليه الأمر
onu eline alıp pünhan eyledi, gizledi ,sakladı تَجَمَّأَ عليه : أخذ فواراه :
Zeyde Amr buyuruyorزيد يحكم عليه عمرو
inalأمين ، معتمد عليه ، مؤتمن
onu ona cesaretlendirdim,yüreklendirmek,cüretlendirdim,teşci ettimجَرّأْتُهُ عليه تَجْرِيئاً : شَجعته :
onda bin dirhem hakkı sarihim alacağım vardırلِيَ عليه أَلْفُ بَارِدٌ
üzerinden silindirle geçmekمرور من عليه بالمحدلة
barış bölgesiمنطقة السلام
baırşı yapanصانع السلام
barış adasıجَزِيرَةُ السَّلاَمِ
barış adasıجزيرة السلام
barış çalışmalarıمساعي السلام
barış derneğiجَمْعِيَّةُ السَّلاَمِ
barış gölüبُحَيْرَةُ السَّلاَمِ
barış gemisiسَفِينةُ السَّلاَمِ
barış elçisiرسول السلام
barış fırsatıفرصة السلام
barış eliيَدُّ السَّلاَمِ
barış girişimiمبادرة السلام
barış festivaliمهرجا السلام
barış gönüllüleriمُتَطَوّعُوا السَّلاَمِ
barış eylemiعملية السلام
Benzer Kelimeler
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
ElmaWarid