900.000'DEN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 900.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid açtığı zaman,açtığında kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
açtığı zaman,açtığında إِذْ فَتَحَ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
derece,mertebe,rütbe,mevki makam,menzilet,rütbe,itibar,inilecek yer ve zaman,konak,ev,dinilecek yer ve zaman,menzile,hane,basamakمَنْزِلَةٌ (ج) مَنَازِلُ : مَوْقِعٌ ، مَرْتَبَةٌ رُتبة ، دَرَجَةٌ و يقال لَهُ مَنْزِلَةٌ عِنْدَ الأَمِيرِ أَيْ مَكَانٌ
an,lahza,vakit,zaman,dem,saatzamanın ayrılmaz parçası,cüzü,pek az bir zaman,bölünmesi kabil olmayan zamankişi henüz içinde bulunduğu dakika,şimdiki vakit,halıhazır,şimdiki halde ,münasib vakitآنٌ ...أَلآن ... (ج) أَوَانٌ و آوِنَةٌ : زَمَانٌ ، وَقْتٌ ، حِيْنٌ ، سَاعَةٌ، ظَرْفُ زَمَانٍ يَدُلُّ عَلَي الوَقْتِ الّذِي أَنْتَ فِيهِ و تَقُولُ الآنُ آنُكَ و فِي الكِتَابِ العَزِيزِ ... قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَاوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفْسِهِ قُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِن سُوءٍ قَالَتِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ الآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنَاْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ ...
yakında,az zaman içinde,yakın vakitte,yakından,az zaman içindeعَنْ قَرِيبٍ : عَنْ كَثَبٍ
o gün,o günkü gün,çünkü,için,zaman,o günde,öyle olduğu zamanيَوْمَئِذٍ و فِي القُرآنِ الكَرِيمِ ...يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَعَصَوُا الرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ الأَرْضُ وَلاَ يَكْتُمُونَ اللَّهَ حَدِيثًا ...
bazı defa,bazı kere,aralıkta,aralık,arasıra,bazen,zaman zaman,arasıra,vakit vakit,çat pat,أَحْيَاناً : فِي بَعْضِ الأَحْيَانِ
karşılamak,kabul etmek,karşı çıkmak,yüzünü kıbleye çevirmek,döndürmek,ileri olmak,birinden yüzde seksen derece uzaklıkta olan iki gök cisminin durumu,gelecek zaman istikbal,gelecek zaman,gelecek vakit,resepsiyon,Kürtçe peşwazi derlerإِسْتِقْبَالٌ (ج) إِسْتِقْبَالاَتٌ ضدّ الإستدبار ، لِقاءٌ ، مُقَابَلَةٌ بَيْنَ جِرْمَيْن سَمَاوِيين ، مُسْتَقْبَلٌ
hareket edilecek zaman ve yer,gidecek yer,gidilecek zaman,start verilecek yer,başlayacak yer,kalkacak yer,start verilecek yer,gidecek yer yahut gidilecek zaman,çıkış yeri,hareket yeriمُنْطَلَقٌ (ج) مُنْطَلَقَاتٌ
asır,çağ,devir,hengam,yüzyıl,keyhan,çağ,zaman,ikindi vakti,sıkmak,burmak,asır,çağ,vakit,zaman,meyveyi sıkmak,usaresini çıkarmakعَصْرٌ (ج) عُصُورٌو أَعْصَارٌ ، وَقْتٌ ، حِيْنٌ ، زَمَانٌ و فِي القُرآنِ الكرِيمِ ... وَالْعَصْرِ * إِنَّ الإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ... و يقال جاء فلان لكن لم يجئ لعصر اي لم يجئ
tekrar,çok kez,tekrar tekrar,defalarca,zaman zamanمِرَاراً
ne zaman,ne vakit : ne zaman eve gittin ?مَتَي نحو مَتَي ذَهبتَ إلي المدرسة ؟
saat,vakit,zaman,kıyamet günü,bir zaman parçası,vakit bildiren alet,saat,kıyametسَاعَةٌ (ج) سَاعَاتٌ و سَاعٌ و سَوَاعٌ : قِيَامَةٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ ...أَفَأَمِنوا أَن تَأتِيَهُم غاشِيَةٌ مِن عَذابِ اللَّهِ أَو تَأتِيَهُمُ السّاعَةُ بَغتَةً وَهُم لا يَشعُرونَ ...
vakit,zaman,çağ,ortalık,saat,çağ,vade,mühlet,süre,mühlet,zaman,ortalık,mevsimوَقْتٌ (ج) أَوْقَاتٌ : سَاعَةٌ و في القُرآن الكَرِيم ... إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ ... و يُقَالُ الوَقْتُ نَقْدٌ
zaman zarfı olup,şimdi,elan,şimdiki zaman,şimdiki halde,henüz,demin,bu an,bu vakit,bu anda,şimdiki halde anlamında kullanılırالآنُ ، السَّاعَة ، هَذَا الوَقْت ، هَلاَّ ، دُرْكَةٌ ، حالاً: (ظر)
şafak ile güneşin doğduğu vakit arasındaki zaman,sabah namazından gün doğunca olan zaman,sabah erken,günün evveli,sabah vakti,sabah erken,günün evveli,sabah vakti,sabah namazından gün doğunca olan zamanغَدَاةٌ (ج) غَدَوَاتٌ
gün,gece ile gündüzü içeren yirmi dört saatlik süre,halıhazır,vakit,şimdiki zaman,bugün,bayram,gündür ki gün doğup doluncaya değin olan zaman ve şeriatta ise fecr-i sani tuluundan güneşin batışına varınca değindir ve mutlaka vakit manasına kullanılır,bir gece ile bir gündüzden ibaret olan zaman süresi,olay,vakıa,tarih,yirmi dört saat,halihazır,ruz,heyam,Kürtçe roj durيَوْمٌ (ج) أَيَّامٌ (جج) أَيَاوِيم و أصله أيوام و أويام : وقت و فِي القرْآنِ الكَريمِ ... ادْخُلُوهَا بِسَلامٍ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ * قَالَ لاَ تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللَّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ ... و يَقُولُ العَرَبُ يَوْمٌ لَكَ و يَوْمٌ عَلَيْكَ