900.000'DEN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 900.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid açtığı zaman,açtığında/beşinci olmak kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
- -
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
açtığı vakitteحِيْنَ فَتَحَ
açtığı zamandaلَمَّا فَتَحَ
açtığı zaman,açtığındaإِذْ فَتَحَ
eğer açsa , açtığı zamandaإِذَا فَتَحَ
sabanın yerde açtığı ark,hendekتَلَمٌ (ج) أَتْلاَمٌ
oluk suyunun döküldüğü yerde açtığı çukurثِبْجَارَةٌ
oluk suyunun döküldüğü yerde açtığı çukurثِنْجَارٌ : ثِنْجَارَةٌ
yer yarığı,karık,çukur,kabartma çizgi,sabanın açtığı iz,kırışık,tahta veya maden üstüne kazılan ufak olukأُخْدُودٌ (ج) أَخَادِيدُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ ...قُتِلَ أَصْحَابُ الأُخْدُودِ...
gedmek,çentmek,bir nesnenin ağzını yahut kenarını diş diş etmek,çatlatmak,gedik,çentik,saban demirinin yerde açtığı yolثَلْمٌ (ج) أَثْلاَمٌ
açtığı zaman,açtığındaإِذْ فَتَحَ
beşinci olarak,beşinci olmak üzereخَامِساً (م) خَامِسَةً
beşinci olarak,beşinci olmak üzereخَامِسَةً
beşinci tabur,beşinci kolتَابُورٌ خَامِسٌ
zaman,vakit,süre,ınca,ince,dığında,dığı,diğinde,bazen,zaman zaman,ara sıra,ne zaman,ne vakit,iken derken,halde,vakitteحِيْنَمَا
olduğu vakitte,zaman,vaktaki,vakit,süre,ınca,ince,dığında,dığı,diğinde,bazen,zaman zaman,ara sıraحِيْنَ
şart edatı,çünkü,için,zaman,vakit,eğer,vaktaki,o vakit,bu zamanda,madem ki,çünkü,için,zaman,olduğu zaman,ne zaman,birden,derkenإِذْ : أَدَاةُ الشَّرْطِ :إِذْ ذَاكَ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ ... وَلَن يَنفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذْ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ...
bir nesnenin zaman,bir süre,bir müddet,kısa veya uzun zaman,müddet,bir parça zaman,süre,vakit,zaman,esnada, müddette,vakitte vaktinde,savaş esnasında ölmüştürمُدَّةٌ (ج) مُدَدٌ : فِي أَثْنَاءَ نحو : مَاتَ مُدَّةَ الحَرْبِ
zaman geçmesi,zaman aşımı,müruru zamanمُرُورُ الزَّمَانِ
dığı zaman,dığı vakit,ince,ınca,ken,hemen,her ne zaman,zaman,iken,ne zaman,ne vakitعِنْدَمَا
bir kere,bazen,kimi zaman,bazen,defalarca,bir çok kez,zaman zaman,gibi,olarakتَارَةً ، مَرَّةً ، اَحْيَاناً
vakit,çağ,zaman,belirsiz bir zaman,hengam,bir vakit,....dığın vakit,......dığın zaman,az veya çok zaman,olduğu vakit,vaktaki,çağ,müddet,ölmek,ne vakit,ne vakitki,ne zaman,olduğu vakit,o vakit,bu esnada,vaktinde,esnasında,az veya çok zaman,olduğu ,çağ,müddet,hin,belirsiz bir zaman حِيْنٌ (ج) أَحْيَانٌ و أَحَايينُ : وقت و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ ...هَلْ أَتَىٰ عَلَى الإنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مَّذْكُورًا ...
bir arkadaşım vardı beni zaman zaman ziyaret ederdiكَانَ لِيَ صَدِيقٌ يَزُورُونِي بَيْنَ حِيْنٍ و حِيْنٍ
an,uzun zaman,zamandan bir parça yahut genel zamanبُرْهَةٌ ، بَرْهَةٌ (ج) بُرَهٌ و بُرَهَاتٌ
zaman onu helak etti,üzerinden uzun zaman geçtiأَتَي عَلَيْهِ الدَّهْرُ : أهلكه او مَضَي عَلَيْهِ زَمَانٌ طَوِيلٌ
kolaylıkla hasıl olmak,kolay olmak,gerekmek,lazım olmak,yaraşmak,yakışmak,layık olmak,merğup olmak,seza olmak,güzel olmak,iyi olmak,caiz olmakإِنْبَغَي : إِنْبِغَاءً و يُقَالُ ... يَنْبَغِي لِلضَّالِّ أَنْ يَتُوبَ بَعْدَ اليَوْمِ ...
üstün olmak,dahi olmak,seçkin olmak,ileride olmak,olgun olmak,usta ve uzman olmak,zahir olmakنَبُغَ ـُـ نُبُوغاً و نَبْغاً
doğru ve düz olmak,bir olmak,eşit olmak,pişmek,olmak,egemen olmak,galip olmak ,üstün gelmek ,hakim olmakı ,beraber olmak,beraber olmak,düz olmak,eşit olmak,doğrulmakإِسْتَوَي : إِسْتِوَاءً عَلَي ...
birbiriyle hemta ve miktar olmak,asla takarrup veya tebit etmemek üzere yan yana olmak,paralel olmak,koşut olmak,iki şe eşit olmak,koşut olmak,paralel olmak,denk olmakتَوَازَي : تَوَازِياً
muhkem olmak,dokunulmaz olmak,kadın iffetli,namuslu olmak,okunulmaz olmak, sağlam ve güçlü olmak, kale gibi aşılmaz sarp olmakحَصُنَ ـُـ حَصَانَةً و حُصْناً و حِصْناً
dağılmak,mahv olmak,harap olmak,zail olmak,zeval bulmak,dağılıp yok olmak,perişan olmak,çekip gitmek,kayıp olmak,zayıflamakإِضْمَحَلَّ : إِضْمِحْلاَلاً
mutedil olmak,ılımlı olmak,doğru olmak,orta halde olmak,uygun olmak,düzgün ve tam olmak,doğrulmal,normalleşmek,tavını bulmakإِعْتَدَلَ : إِعْتِدَالاً و يُقَالُ عَدَّلْتُهُ فَاعْتَدَلَ أيْ قَوَّمتُهُ و اسْتَقَامَ
şeref ve asaletiyle mürüvvetli olmak,necip olmak,şerefli olmak,mert olmak,yiğit olmak,serdar olmakسَرُوَ ـُـ سَرْواً و سَرَاوَةً
renkli olmak,renklenmek,boyalı olmak,renkli olmak,türlü türlü olmak,rengarenk olmak,alacalanmak,haletten halete geçmek,tabiatı kararsız olmak,boyanmak,rengi değişmek,çeşitli renkte olmak,bukalemun gibi olmak,renkten renge girmekتَلَوَّنَ : تَلَوُّناً
doğru ve düz olmak,doğru ve mutedil olmak,bir olmak,beraber olmak, ,aş ve yemiş pişmek,meyve olmak,seviyeli olmak,doğru ve eşit olmak,beraber olmak egemen olmak,galip olmak,üstün gelmek,hakim olmak,kast etmek,yönelmek,karar etmek,yerleşmek,yükselmek,çıkmaإِسْتَوَي : إِسْتِوَاءً إِلَي ، عَلَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ ...إِنَّ رَبَّكُمُ اللهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ... وَ ......قُلْ لاَ يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ
pek az ve naciz olmak,ahmak ve sebükmağz olmak,arık ve zebün olmak,nesne değersiz olmak,lezzetsiz olmak, tatsız olmak,bir güne lezzetli olmamak,önemsiz olmak,tatsız olmak,naciz olmak,önemsiz,kıymetsiz,hor,hakir olmakتَفِهَ ـَـ تَفَهاً و تُفُوهاً
mert olmak,yiğit olmak,insaniyetli olmak,serdar olmak,şerefli olmak,cömert olmak,sıyırmakسَرَا ـُـ و سَرُوَ ـُـ و سَرَي ـَـ سَرْواً و سَرَاوَةً
boş olmak,batıl ve bozuk olmak,fasit olmak,hükümden düşmek,boşa gitmek,batıl olmak,hükümsüz olmak,heder olmak,zayi olmak,heba olmak,battal olmak,hükümsüz kalmak,cezasız ve intikamsız kalmak,heder olmakبَطَلَ ـُـ بُطْلاً و بُطْلاَناً و بُطُولاً
üstün olmak,dahi olmak,seçkin olmak,ileride olmak, olgun olmak,zahir olmakنَبُغَ ـُـ نُبُوغاً
aptal olmak,bön olmak,ahmak olmak,budala olmak,aciz olmak,saf ve sade dil olmak,delil ve bürhan iradından aciz kalıp mağlup olmakبَلِهَ ـَـ بَلَهاً و بَلاَهَةً
Bilgi Paneli
elmawarid.com/info/whatsapp:00-905368448163
Paylaş
Elmawarid
Kelime Havuzu
- تَأَشَّبَ : تَأَشُّباً - عُلْقُوتٌ : يَرْمِيِ بالكَلاَمِ عَلَي عَوَاهِنِهِ مِنْ حَمَاقَتِهِ - مُؤَلَّلٌ و يقال ثَوْرٌ مُؤَلَّلٌ - جَائَِنِي إِمَّا زَيْدٌ و إِمَّا عَمْرٌ - بِأُلُوفٍ - حُنُونٌ (ج) حَنَايِنُ و أَحِنَّةٌ - منازعة ، نزاع ، خصام ، قتال ، جدل - إِجْتَذَبَ : إِجْتِذَاباً - سقف - غَسَّلَ : تَغْسِيلاً ، هُ - بُرجُ دُبَيَ - إِسْترَمَّ الحَائِطُ - مِغْنَاطِيسٌ كَهْرَبِيٌّ - إِنَّ الأَمَلَ تَصْحِيفُ الأَلَمِ - تَعَرَّضَ للتَّعْرِيَةٍ - شَنْكَلَ اللَّحْمَ : عَلَّقَهُ بالشَّنْكَلِ - جَفَرَ فُلاَنٌ مِنَ المَرَضِ - محطة تصدير الغاز - تَخْفِيضُ التَّوَتُّرِ - زربية ، بساط ، سجادة ، طنفسة - أقْرَنَ : رَمَي بِسَهْمَيْنِ - وَطَنٌ ثَانٍ - قبول ، تقبل ، تلقي بالقبول ،إستحسان ، إستصواب، مقبولية ، إلزام إلي النفس ، تقبيل - زهر عرف الديك ، زهرة القطيفة المخملية ، سالف العروس ، نوفر - إِحْتَجَرَ : إِحْتِجَاراً - سجاد كردي - بالحروف المطبعية - مُشَاوِرٌ - أَسَاقَهَ المَاشِيَةَ : مَلَّكَهُ إِيَّاهَا - مَاشَاهُ
ElmaWarid