1.5 MİLYON'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid açtığı zaman,açtığında/kast etmek,amaçlamak,kasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adam kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
- -
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
açtığı vakitteحِيْنَ فَتَحَ
açtığı zamandaلَمَّا فَتَحَ
açtığı zaman,açtığındaإِذْ فَتَحَ
eğer açsa , açtığı zamandaإِذَا فَتَحَ
sabanın yerde açtığı ark,hendekتَلَمٌ (ج) أَتْلاَمٌ
oluk suyunun döküldüğü yerde açtığı çukurثِبْجَارَةٌ
oluk suyunun döküldüğü yerde açtığı çukurثِنْجَارٌ : ثِنْجَارَةٌ
yer yarığı,karık,çukur,kabartma çizgi,sabanın açtığı iz,kırışık,tahta veya maden üstüne kazılan ufak olukأُخْدُودٌ (ج) أَخَادِيدُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
gedmek,çentmek,bir nesnenin ağzını yahut kenarını diş diş etmek,çatlatmak,gedik,çentik,saban demirinin yerde açtığı yolثَلْمٌ (ج) أَثْلاَمٌ
açtığı zaman,açtığındaإِذْ فَتَحَ
kast etmek,kast edip ced ve azimetle başlamakتَعَمَّدَ : تَعَمُّداً
zaman,vakit,süre,ınca,ince,dığında,dığı,diğinde,bazen,zaman zaman,ara sıra,ne zaman,ne vakit,iken derken,halde,vakitteحِيْنَمَا
zaman,müddet,bir parça zaman,süre,kısa veya uzun zamanمُدَّةٌ (ج) مُدَدٌ
olduğu vakitte,zaman,vaktaki,vakit,süre,ınca,ince,dığında,dığı,diğinde,bazen,zaman zaman,ara sıraحِيْنَ
şart edatı,çünkü,için,zaman,vakit,eğer,vaktaki,o vakit,bu zamanda,madem ki,çünkü,için,zaman,olduğu zaman,ne zaman,birden,derkenإِذْ : أَدَاةُ الشَّرْطِ :إِذْ ذَاكَ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
bir nesnenin zaman,bir süre,bir müddet,kısa veya uzun zaman,müddet,bir parça zaman,süre,vakit,zaman,esnada, müddette,vakitte vaktinde,savaş esnasında ölmüştürمُدَّةٌ (ج) مُدَدٌ : فِي أَثْنَاءَ نحو : مَاتَ مُدَّةَ الحَرْبِ
zaman geçmesi,zaman aşımı,müruru zamanمُرُورُ الزَّمَانِ
uzaklık,gidilecek yer,evde ikamet etmek,gitmeye kast etmek,niyet etmek,kast etmek,karar vermek,korumak,uzaklaşmakنَوَي ـِـ نِيَةً و نَويً و نَوَاةً
dığı zaman,dığı vakit,ince,ınca,ken,hemen,her ne zaman,zaman,iken,ne zaman,ne vakitعِنْدَمَا
bir kere,bazen,kimi zaman,bazen,defalarca,bir çok kez,zaman zaman,gibi,olarakتَارَةً ، مَرَّةً ، اَحْيَاناً
vakit,çağ,zaman,belirsiz bir zaman,hengam,bir vakit,....dığın vakit,......dığın zaman,az veya çok zaman,olduğu vakit,vaktaki,çağ,müddet,ölmek,ne vakit,ne vakitki,ne zaman,olduğu vakit,o vakit,bu esnada,vaktinde,esnasında,az veya çok zaman,olduğu ,çağ,müddet,hin,belirsiz bir zaman حِيْنٌ (ج) أَحْيَانٌ و أَحَايينُ : وقت و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
bir arkadaşım vardı beni zaman zaman ziyaret ederdiكَانَ لِيَ صَدِيقٌ يَزُورُونِي بَيْنَ حِيْنٍ و حِيْنٍ
zaman onu helak etti,üzerinden uzun zaman geçtiأَتَي عَلَيْهِ الدَّهْرُ : أهلكه او مَضَي عَلَيْهِ زَمَانٌ طَوِيلٌ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
kast etmek,yönelmek,gitmek,kasıt,niyet,azimأَمٌّ : ، أَبٌّ، قَصْدٌ ، نِيَةٌ ، عَزْمٌ
niyet etmek,niyet,yönet,kasıt,maksat,karar,arzu,uzaklık,yolcunun gitmeyi tasarladığı yer,durum,hal,ihtiyaç,nefsin yapmağa yönelmesi,kişi gönlünden bir nesneye yönelmekنِيَةٌ (ج) نَوَايَا و نِيَاتٌ
amaçlamak,yönelmek,atmak,girmek,kırmakهَدْفٌ
gelmek,rağbet etmke,yaklaşmak,ilerlemek,dönmek,rağbet etmek,mahsul bol olmak,birisinin gözünün karasını şaşı eylemek,yapışmak,sağlam tutmak,yönelmek,önüne almak,bir kimse cahilken alim olmak,bir şeye başlayıp devametmek,bir nesneye yönelmek,yaklaşmak,rağbet etmek,bir işi yapmaya devam etmekأَقْبَلَ : إِقْبَالاً عَلَي
kardeşleşmek , bir şeyin layıkını araştırmak,yönelmek,bir nesneyi özellikle istemek,talep etmek,bir şeyin layıkını araştırmak,yönelmek,kastetmek,aramak,dikkat etmek,niyet etmekتَوَخَّي : تَوَخِّياً
kastetmek,amaçlamak,arzulamak,gitmeye yönelmek,cemaata imamlık yapmakأَمَّ ـُـ أَمّاً
kast etmek,yönelmek,azim etmek,adaletle hüküm etmek,kast etmek,ifrat etmek,dilemek,yönelmek,kaside söylemek,niyet etmek,doğrulamak,arzu etmek,istemek,bir tarafa doğru gitmek orta,azim etmek,adaletle hüküm etmek,olmak,ifrat etmek,kast etmek,dilemek,ona doğru yönelmek,orta olmak, gitmek ,yönelmek, niyet etmek, doğrulamak , arzu etmek ,istemek ,bir tarafa doğru gitmek istemekقَصَدَ ـُِـَـ قَصْداً و مَقْصَداًً إِلَي ، لِ ، فِي
gitmeye yönelmek,kastetmek,gitmek,amaçlamak,arzulamak,imam olmak,cemaata imamlık yapmak,azim ve niyet etmek,başının tepesine vurup beynine kadar yarmak,halkın önüne geçmek,ön olmak,imamlık etmek,imam olmak,riyaset etmek,başkanlık etmek,hüküm emir etmek,birinin başına vurup beynine kadar yarmakأَمَّ ـُـ أَمّاً و إِمَاماً و إِمَامَةً بِ ، هُ
bir yerde eğlenip durmak,bir yere gitmek,yönelmek,kast etmek,yavaş hareket etmek,kuşlar toplanmak,bir araya gelmekتَآوَي : تَآوِياً
ikna etmek,hoşnut etmek,kabul ettirmek,razı etmek,razı kılmak,kandırmak,başını kaldırmak veya aşağı eğmek,deve başını uzatmak,başını örtmek,ikbal etmek,hayvan ağılına yönelmek,ağıl veya otlağa sürmek,dökmek için kabı eğmek,kaseyi suyun yerinden doldurmak için yönelmek,çocuğu öpmek için bir elini başına ve bir elini çenesinin altına koymakأَقْنَعَ : إِقْنَاعاً ، هُ
bir şeye meyil edip yönelmek,birinin izinde gitmek,kast etmek,yönelmek,bir şeye yaklaşmak,ona meyletmek,ondan uzaklaşmak,meyletmek,uzaklaşmak,bir şeye meyil edip yönelmek,kast etmek,birinin izinde gitmekنَحَا ـُـ نَحْواً إِلَي
bir yerde eğlenip durmak,bir yere kast etmek,gitmek,yönelmek,yavaş hareket etmekتَأَيَّي : تَأَيّاً
gelmek,ileri gitmek,rağbet etmek,yaklaşmak,rağbet etmek,bir işi yapmaya devam etmek,mahsul bol olmak,birisinin gözünün karasını şaşı eylemek,yapışmak,sağlam tutmak,yönelmek,önüne almak,bir kimse cahilken alim olmak,bir şeye başlayıp devam etmek,dönmek,baأَقْبَلَ : إِقْبَالاً إِلَي ، بِ ، عَلَي
kaçmak,firar etmek,sığınmak,iltica etmek,acele etmek,uzaklaşmak,tüymek,bir işi araştırmak,denemek,sınamak,yönelmek,teveccüh etmek,hayvanın kaç yaşına bastığını öğrenmek için ağzını açıp dişlerine bakmak,fırlamakفَرَّ ـُـَِـ فَرّاً و فُرَاراً و فَرَاراً و فِرَاراً و مَفَرّاً و مَفِرّاً (كُر) إِلِي ، عَنْ
erken gelenin işi asan biter geç kalanın işi ters giderمن أسرع باكرا وجد شغله متيسرا و من أبطأ متأخرا وجد عمله متعسرا
nakış işi,işleme,iğne işiشُغْلُ الإِبْرَةِ : تَطْريز
işi kolay ve sühületli add etmek,işi kolay bulmak,müshil olmakإِسْتَسْهَلَ : إِسْتِسْهَالاً ، هُ
Erken gelenin işi asan biter geç gelenin işi ters giderمن أسرع باكرا وجد شغله متيسرا و من أبطأ متأخرا وجد عمله متعسرا
tacirin işi iyi gitti,işi yolunda gittiأَنْفَقَ التَّاجِرُ
işi tek başına yalnız kaldı,işi kimseden yardım istemeden tek başına yaptıإِفْتَاتَ فِي الأَمْرِ: إِسْتَبَدَّ فِي الأَمْرِ و تَفَرَّدَ
sağlamlaştırmak,işi sağlam ve muhkem etmek,yaptığı işi hakkını vermek,bir nesneyi berkitmek,sabit etmek,mükemmel yapmak,pekiştirmek,iyice bilmek,güzelce öğrenmek,iyi yapmakأَتْقَنَ : إِتْقَاناً ومنه قوله تعالي
geçmek,savuşmak,bir şeyden bazı iyilikler,güzellikler gitmekle kusurlu,ayıplı ve noksanlı olmak,işi kimseye danışmadan yapmak,işi kimseden yardım istemeden yapmak,yalnız başına işlemek,önürtmek,söz uydurmakإِفْتَاتَ : إِفْتِياتاً بِ ، عَلي ، فِي ، هُ
akıllı,zeki,tatlı sözlü,mahir,usta,becerikli,eli her işe yakışan,işi beceri ile başaran,işi yakışığı üzere işler olan uz ve çiredest üstad,mahir,usta,becerikli,eli her işe yakışan,işi beceri ile başaran,işte uta olanلَبِيقٌ : لَبِقٌ
infak etmek,harcamak,sarfetmek,azık ve nafaka vermek,beslemek,geçindirmek,tüketmek,yiyeceği bitmek,fakir düşmek,malını sarf etmek,bitirmek,satacağı değer kazanmak,tacirin işi iyi gitmek,işi yolunda olmakأَنْفَقَ : إِنْفَاقاً عَلَي و فِي المَثَلِ
işi küçümsedi,işi kolay saydı,kolay add etti,kolay buldu,ehven gördü,hafifsedi,hafif gördüإِسْتَهَانَ بالأَمْرِ : إِسْتَسْهَلَهُ
işi şiddetle ele almak,tutmak,sert davranmak,bilmediği halde yapmak,toplantıyı terk emek,istememek,bir şeye nefret etmek,bir işi bilgisi olmadan yapmak,meclisten ayrılııp başka yere gitmekإِعْتَنَفَ : إِعْتِنافاً
işi ehline ver,işi ehline bırak !أَعْطِ القَوْسَ بَارِيهَا
iğne işi,nakış,nakış işi,işlemeشُغْلُ الإِبْرَةِ : تَطْرِيزٌ
itimat etmek,temin etmek,işi sağlam tutmak,emin bir şekilde işi ele almak,bir kimseden belge,vesika,senet almak,istemek,kapıyı sıkı bağlamak,malı sıkı korumakإِسْتَوْثَقَ : إِسْتِيْثَاقاً مِنْ
gözüne tutya çekmekحَلأَ ـَـ حَلأً
ölümü gözüne almışمُسْتبْسِلٌ
gözüne tutya çekmekحَلأَ ـَـ حَلَلأً
ölümü gözüne almışمُسْتَحْنِطٌ
gözüne uyku bastıإِسْتَنْكَحَ النُّعاسُ عَيْنَهُ : غَلَبَهَا
gözüne uyku bastırdıتَمَضْمَضَ النُّعَاسُ فِي عَيْنِهِ
gözüne uyku bastırdıمَضْمَضَ النُّعَاسُ فِي عَيْنِهِ
ölümü gözüne almışمُسْتَمِيتٌ
her şeyi gözüne alarakبإزماع النفس ، بالصرامة ، مع كل المخاطرة
gözüne perde gelmişحدثت غشاوة علي عينه
gözüne perde gelmişحَدَثَت غِشَاوَةٌ عَلَي عَيْنِهِ
gözüne çarparak kalktıقَامَ يَصُكُّ عَيْنَهُ اي وهوَ يَصُكُّ عَيْنَهُ
yüzüne gözüne bulaştırmakلخبطة
yüzüne gözüne buladıأفسده
yüzüne gözüne buladıأَفْسَدَهُ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
artırmak,azık almak,azık hazırlamak,azık istemek,daha fazla istemek,artılmasını istemek,artmasını istemek,ziyade istemek,artık eylemek,ziyadelik istemek,kabarmakإِسْتَزَادَ : إِسْتِزَادَةً ، هُ
bir şeyi kendine almakı,mal etmek,öc almak için yardım istemek,intikam almak istemekإِسْتَأْثَرَ : إِسْتِئْثاراً بِ
borç almak,borç etmek,borç istemek,ödünç almak,ödünç istemek,kredi istemek,mal istemek,para istemekإِسْتَقْرَضَ : إِسْتِقْرَاضاً مِنْ ، هُ
yardım istemek,medet istemek,imdat isteğinde bulunmak,imdat dilemek,almak,mürekkep istemek,hokkadan mürekkep almakإِسْتَمَدَّ : إِسْتِمْدَاداً مِنْ و يُقَالُ إِسْتَمَدُّوا الأَمِيرَ فَأَمَدَّهُمْ
eyerti almak,ödünç almak,borca almak,geri vermek üzere bir şeyi istemekإِسْتَعَارَ : إِسْتِعَارَةً
ödünççe nesne istemek,ödünç olarak almak,borç almak, kredi almakإِسْتَسْلَفَ : إٍِسْتِسْلاَفاً مِنْ ، هُ
ödünççe nesne istemek,ödünç olarak almak,borç almak,kredi almakإِسْتَسْلَفَ : إٍِسْتِسْلاَفاً
geri vermek üzere bir şey istemek,istiare etmek,eyerti almak,ödünç almak,borca almak,geri vermek üzere bir şeyi istemekإِسْتَعَارَ : إِسْتِعَارَةً مِنْ ، هُ و يُقَالُ أَرَي الدَّهْرَ يَسْتَعِيرُ فِي شَبَابِي اَيْ يَأْخُذُ مَنِّي
ödünç almak,borç almak,ödünç istemek,borç istemek,veresiye almak,borçedinmek,borçlanmakإِسْتَدَانَ : إِسْتِدَانَةً
bir şeyi kendine almak,kendisi için seçmek,ihtiyar etmek,kendine ayırmak,tahsis etmek,mal etmek,öc almak için yardım istemek,intikam almak istemek,mal etmekإِسْتَأْثَرَ : إِسْتِئْثاراً بِ ، هُ
borç etmek,ödünç almak,borç istemek,borçlanma,borç almak,kredi almak,ödünç istemek,istikrazإِسْتِقْرَاضٌ (ج) إِسْتِقْرَاضَاتٌ: إِسْتِدَانَةٌ
iyice su almak veya istemek,içecek su almak yahut istemek,su çekmekإِسْتِقَاءٌ (ج) إِسْتِقَاءَاتٌ
bir şeyin kendisine satılmasını istemek,satın almak istemekإِسْتَبَاعَ : إِسْتِبَاعَةً
zülüm gördüğü kimseden intikam almak üzere güçlüden takviye ve nusret istemek,intikam için yardım istemek,istiğase ve istimdat etmek,medet istemek,düzmek,yolu oranlamak,atı koşturmak,seğirtmekإِسْتَعْدَي : إِسْتِعْدَاءً ، هُ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
kötü bir şey işlemek,bir işi iyi yapmamak,kötü zanda bulunmak,yaramazlık etmek,iyilik edene yatlılık etmek,kötülük etmek,kötülük yapmak,kötü etmek,hakeret etmek,tahkir etmek,çürütmek,fenalık etmek,yaman etmek,başına fena bir hal getirmek,kemlik etmek,kötüأَسَاءَ : إِسَاءَةً إِلَي ، بِ ، عَلَي ، لِ ، هُ
taşınmak,göç etmek,dünyadan ahirete göçmek,ölmek,vefat etmek,intikal etmek,hareket etmek,geçmek,bir yerden bir yere gitmek,değiştirmek,devrolmak,değişmek,tebdili mekân etmek,bir yerden bir yere gitmek,sıçramak,sirayet etmek,bulaşmak,sıçramak,anlamak,derk etmekإِنْتَقَلَ : إِنْتِقَالاً إِلَي ، مِنْ ...
açlığı gidermek,doyurmak,teskin etmek,bir kimsenin hakkını vermek,eda etmek,bir kimseye bir şey yedirmek,fuhşiyat söylemek,zem etmek,yermek,taşlamak,hiciv etmekأَهْجَأَ : إِهْجَاءً ، هُ
yeni bir şey icat etmek,bulmak,türetmek,keşif etmek,sabah erken bir yere gitmek,alışık olmayan bir şey yapmak,sabahtan erken kalkmak,kızın bekaretini bozmak,izale etmek,yetişmek,idrak etmek,bir şeyi uydurmak,bir meyvenin turfandasını yemek,toplamak,almak,إِبْتكَرَ : إِبْتِكاراً عَلَي
birlemek,birleştirmek,bir etmek,tevhit etmek,bir eklemek,bir ilave etmek,bilemek,keskin etmekأَحَّدَ : تَأْحِيداً و تَوْحِيداً
bir şeye çok ısrar etmek,direnmek,inat etmek,bir kimseyi kınamak ve takbih etmek,ibram ve ikdam etmek,yap yap diye sıkıştırmak,birini bir hacet zımnında usandırmak,sıkı ile istemek,ısrarla yalvarıp rica etmek,bulut devamlı yağmur yağdırmak,ayakkabı parmağa vurmak,bir şeye devam etmek,binek hayvanı yorulmakla geri kalmak,ikdam ve ibram etmek,zülüm etmekأَلَحَّ : إِلْحَاحاً فِي ، عَلَي
birini bir şeyle meşgül etmek,işgal etmek,iş vermek,tutmak,evde ikamet etmek,bir şeyle megul olmak,sarfı nazar etmek,,bir şeyden vaz geçmekشَغَلَ ـَـ شَغْلاً و شُغْلاً بِ ، مِنْ ، هُ
bir dil ile söylenensözü bşka dil ile ifade etmek,tercüme etmek,tercüme etmek,çevirmek,sözlü veya yazılı olarak bir dilden bir dile nakil etmek,tercüme veya tercümanlık etmek,bir lisandan diğer bir lisana tercüme etmek,çevirmek,söz çatal ve müphem olup tefsir ve tercümeye muhtaç olmakتَرْجَمَ : تَرْجَمَةً إِلِي
seçmek,üründülemek,tercih etmek,yeğlemek,ihtiyar ve intihap etmek,bir şeyi bir şeye tabi etmek,kesb-i ehemmiyet etmek,üstün tutmak,tahsis etmek,tabi kılmak,bezi yumaşak etmekآثَرَ : إِيْثَاراً بِ ، علي ومنه قوله تعالي
bir yerden bir yere göç etmek,intikal etmek,göçmek,intikal etmek,vefat etmek, yer değiştirmek,acele etmek,talep etmek,irtihalإِرْتِحَالٌ (ج) إِرْتِحَالاَتٌ : رحلة
emr etmek,tavsiye etmek,bir şey vermek,vasiyet etmek,emanet etmek,sipariş etmek,istemek,ısmarlamak,talep etmek,çok ve birbirine girmiş otlağa girmek,tembih etmek, ısmarlamak,vasiyet etmek,nasihat etmek,vasi nasp etmek,bir kimseyi yerine vasi kılmak,vasi tayin etmek,buyurmak,tavsiye etmek,emanet etmek,birine bir şey vermek,üzerine gerekli kılmak,gür otun içine girmekأَوْصَي : إِيْصَاءً بِ ، إلَي، عَلَي ، لِ وفِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
eklemek,ilave etmek,katmak,izafe etmek,ilave etmek,konuklamak,konuk etmek,nisbet ve isnat etmek,dayatmak,ulaştırmak,tabi olmak,bir şeyi bir şeye yakın etmek,imdadına yetişmek,kurtamak,koşturmakأَضَافَ :إِضَافَةً إِلَي ، مِنْ ، عَلَي ، هُ و قَالَ إِمْرُؤُ القَيْسِ
saçıp dağıtmak,darmadağın etmek,saçmak,dışarıya çıkarmak,tefrik etmek,perakende etmek,bir nesneye dikkatle bakmak,bir şeyi keşif ve istihraç etmek,alt üst etmek,karıştırmak,koparmak,kaldırmak,açmak,ayırmak,darmadağın etmek,bir nesnenin aşağısını yukarı döndürmek,dağılmak,karışmak,açıp çıkartmak,silkip atmak,karıştırmakبَعْثَرَ : بَعْثَرَةً ، هُ و في القرآن الكريم
intikal etmek,taşınmak,geçmek,devrolmak,göç etmek,ölmek,vefat etmek,intikal,geçiş,taşınmak,değişmek,tebdili mekan etmek,bir yerden bir yere gitmek,sıçramak,sirayet etmek,bulaşmak,daimi ve sabit olmayan,gelecek bir aşamayı hazırlayan şeyإِنْتِقَالٌ (ج) إِنْتِقَالاَتٌ ، سِرَايَةٌ ، مِنَ العُهُودِ أَوِ الحُكُومَاتِ أَوْ نَحْوَهَا ، مَا كَانَ غَيْرَ ثَابِتٍ أَوْ دَائِمٍ ، مَا كَانَ يُمهد بِهِ لِمَرْحَلَةٍ مُقْبِلَةٍ
yatak içinde bir türlü uyuyamayıp o tarafa bu tarafa dönüp durmak,kımıldanmak,çarpınmak,çabalamakتَمَلْمُلٌ
yatak içinde bir türlü uyuyamayıp o tarafa bu tarafa dönüp durmak,kımıldanmak,çarpınmak,çabalamakتَمَلْمَلَ : تَمَلْمُلاً
yürürken o yana bu yana eğilmek,sağa sola eğilmek,bir tarafa eğilmek,meyil etmek,temayül etmek,bir tarafa yatmak,bir tarafa iltifat etmek,kaçınmakتَمَايَلَ : تَمَايُلاً
hastalık veya üzüntü filanı bir o tarafa bir bu tarafa çevirdi,döndürdüمَلْمَلَ فُلاَناً : قَلَّبَهُ
at sahibine itaat etmeyip bazen bu tarafa bazen öbür tarafa gittiإِعْتَرَضَ الفَرَسُ فِي رَسَنِهِ
adam döşeğinde kararsız olup iki yana döndü,canı sıkıldı,bizar oldu,başı ağrıdı,yatak içinde bir türlü uyumayıp o tarafa bu tarafa dönmek,durmak,deprenmekتَمَلْمَلَ الرَّجُلُ عَلَي فَرَاشِهِ
bir hastalık veya acı sebebiyle bir o tarafa bir bu tarafa dönme,sırt ağrısı,sıtma teri,yayın arkası,kılıç kabzasının ağacıمُلاَلٌ
tilki sağa sola seğirtip tilkilenmek,bir nesneden yanlayıp tilki gibi beri tarafa ve tarafa uğrulayın yamanıp sapmak,tilkilik etmek,hilebazlık etmekرَوَغَانٌ
onu sağ tarafa aldı,sağ tarafa götürdüيَمَنَ بِهِ يَمْناً
oynamak,sakin olmak ,yuvarlanmak,deve avazını içerisine çekip derununde terci ve terdid ile gir gir ötüp gümürdenmek ,gecikmek,yük bir tarafa meyil edip ağmak,iki tarafa temayül ederek yürümek,kalabalıktan sıkışmakتَدَأْدُوءٌ : إبطال : تدحرج : تحرك : سكون
onu yükün ağırlığı basmakla bir tarafa doğru eğdi,ağır yük ağır olması nedeniyle kişiyi bir tarafa doğru eğdiنَاءَ بِهِ الحَمْلُ : أثقله و أماله
darı tanesi büyüklüğünde üzüm koruğu,meşe palamutu,misvak ağacı,dağ kuleleri,erimiş halinde sürme,hasisliğinden arkadaşlarıyla oyuna ve bahse girişmeyip bir tarafa çekilen,seferde yiyeceğinin karıştırmamak için arkadaşlarıyla birlikte yemeyip bir tarafa çekilerek yalınız yemek yiyen,hasis,nakes,leim,alçakبَرَمٌ (و) بَرَمَةٌ (ج) أَبْرَامٌ : كُحْلٌ مُذَابٌ
birinin sağından gelmek,sağ tarafa almak,sağ tarafa götürmek,sağdan başlamak,sağ tarafta durmak,birinin sağından gelmek,sağa götürmek,şehrin sağını takip etmek,birşeyi kutlu,uğurlu,mübarek kılmakيَمَنَ ـُِـ يَمْناً و يُمْناً بِ
ağır yük ağır olması nedeniyle kişiyi bir tarafa doğru eğmek,yer uzak olmak,düşmk,yıldızın biri batıdan batarken öteki doğudan doğmak,uzak olmak,ağırlık vermekle bir tarafa doğru eğmekنَاءَ ـُـ نَوْءاً و تَنْوَاءاً بِ
eğmek,eğdirmek,meyillendirmek,bir tarafa meyil ettirmek ve bir tarafa doğru yatırmak,gevşetmek,salıvermek,tecvitte elifi elifle ya arası okumak fethayı kesreyi okşar gibi okumak,elif harfini elifle ya arası okumak,imale yapmak,sapıtmakأَمَالَ : إِمَالَةً بِ، هُ
doğru yoldan gitmek ve doğru yola sağlık ve hidayet talep etmek,doğru yolu göstermek,doğru yolu göstermeyi istemek,doğru yola hidayet etmek,doğru yolda bulunmak,doğru yol istemek,kılavuz istemekإِسْتَرْشَدَ : إِسْتِرْشَاداً لِ ، هُ تَقُولُ إِسْتَرْشَدْتُهُ فَأَرْشَدِنِي
çok doğru söyleyen,siddik,pek doğru söyler,çok doğru söyleyen,ok doğru söyleyen,pek sadık,dürüst adil olan,doğru adam,ziyade halis dost,Hz,Ebubekir,Hz.Yusufصِدِّيقٌ : كَثِيرُ الصِّدْقِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
en doğru,ziyade sevap ve doğru olan,daha doğru,pek isabetliأَصْوَبُ : أَهْدَي
doğru,doğru söylemek,gerçeklik,hakikat,gerçek,sıdık,doğruluk,dürüstlük,rast ve doğru olmakصِدْقٌ
en doğru,pek doğru,ziyade doğru ve müstakim olanأَقْوَمُ إِسْمُ تَفْضِيلٍ ) : مُسْتَقِيمٌ جِدّاً و يُقَالُ هُوَ أَقْوَمُ سِيْرَةً مِنْ فَُلانٍ أَيْ أَعْدَلُ
ergin,reşit olmak,doğru yolda gitmek,hidayete ermek,hidayete erişmek,doğru yolu bulmak,akıllı olmak,reşit olmak,doğru olmak,doğru yola girmek,doğru yoldan gitmek,doğru yolu tutmak ,ergin olmak,olgunlaşmakرَشَدَ ـُـ رُشْداً و رَشَاداً
asaya,değneğe dayanmak,mızrağı yere dikmek,saplamak,bir şeyle doğru yala girmek,doğru yolda gitmek,doğru yolu bulmakعَكَزَ ـُـ عَكْزاً عَلَي
doğru yol,doğru yola gitmek,hak,sahih,dürüst olan,hidayete ermek,doğruluk,doğru yola delalet etmek,doğru yola girmek,İslam dini,Kuran-ı Kerim,yol,yol gösterme, itaat, gündüzهُدَيً و فِي القُرْآنِ الكَرِيم
doğru yoldan gitmek ve doğru yola sağlık ve hidayet talep etmek,doğru yolu göstermek,doğru yolu istemek,doğru yola hidayet etmekإِسْتِرْشَادٌ (ج) إِسْتِرْشَادَاتٌ
isabet,vakıa,yara,halet,gol,isabet etmek,değmek,bela ve zahmet erişmek,doğru varıp erişmek,doğru ve münasip iş işlemek,doğru söz söylemek,doğru hareket etmek,yetişmek,bulmak ve her nesneyi yerinden etmek,yaralanmakإِصَابَةٌ (ج) إِصَابَاتٌ : هَدَفٌ ، حَالَةٌ و فِي القُرْآَنِ الكَرِيمِ
kendine doğru çeken,çeken,çekici,cezbeden,cazib,alıcı,tıpta kan vesaire ahlatı temas ettiği yere doğru çeken ilaç,yakı,gıdayı organlara doğru çekip dağıtan kuvvetجَاذِبٌ (م) جَاذِبَةٌ و تقول قُوَّةٌ جَاذِبَةٌ
pek doğru,en doğru,ziyade doğru,ziyade muhkem ve kuvvetli olan,en çok ödeyen,kapatan,tıkayanأَسَدُّ (ج) سُدٌّ (م) سَدَّاءُ : ذُو الصَّوَابِ
doğru yolu göstermek,doğru yola,İslama delalet etmek,götürmek,iletmek,doğru yola delalet etmek,yol göstermek,matluba isal etmek,hidayet,doğru yol,islamهِدَايَةٌ
doğrultmak,doğrulamak,düzeltmek,yöneltmek,uygun görmek,tasvip etmek,doğru bulmak,sevap ve doğru add etmek,beğenmek,tensip etmek,münasip görmek,hedefe doğru çevirmek,kast etmekصَوَّبَ : تَصْوِيباً ، نَحْوَ ، هُ
doğru yolu bulmak,müslüman olmak,hidayete ermek,Hak dine girmek,İslam dinini kabul etmek,maksuda ulaştıracak yolu bulmak,doğru yolu aramak,doğru yol üzerinde durmak,yeniden doğmak,anlamak,bitirmek,إِهْتَدَي : إِهْتِدَاءً إِلَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
üzüntü gitmek,sıkıntı gitmek,gam keder def olmak,gitmek,açılmakإِنْسَلَي : إِنْسِلاَءً عَنْ
bir kimsenin izine uyup gitmek,peşine düşmek,peşinden gitmek,seçmek,tercih etmek,ardınca gitmekإِقْتَفَرَ : إِقْتِفَاراً
uymak,izince gitmek,ardınca gitmek,takip gitmek,ittiba etmekإِتَّبَعَ : إِتِّبَاعاً
bir kimse ardına uymak,ardına düşüp gitmek,imtisal ve iktida etmek,bir kimsenin izine uyup gitmek,peşine düşmek,peşinden gitmek,izini izlemek,sürmek,takip etmek,ardınca gitmek,ardı sıra gitmek,ihtiyar etmek,tabi olmak,uymak,seçmek,tercih etmekإِقْتَفَي : إِقْتِفَاءً ، هُ
gizlice gitmek,uğrulayın gitmek,bir yere gizli gitmekإِذْلَوْلَي : إِذْلِيلاَءً
bir kimsenin izine uyup gitmek,ardınca gitmek,ardına düşüp gitmek,imtisal ve iktida etmek,kemik üzerindeki eti dişlerile ısırıp almakإِقْتَفَرَ : إِقْتِفَاراً
erken yapmak,erken davranmak,sabah vakti gelmek,sabah gitmek,kuşluk vaktinde gitmek, erken gitmek,öğle vakti gitmek,gitmek,gelmek,bir işi sabah vakti işlemek,olmak,meğe başlamakغَدَا ـُـ غُدُوّاً و غَدْواً و غُدْوَةً
uymak,tabi olmak,izlemek,imtisal etmek,peyrev olmak,tebeiyyet etmek,izince gitmek,ardınca gitmek,arkasında yürümek,uymak,izince gitmek, ardınca gitmek,takip gitmek,ittiba etmekإِتَّبَعَ : إِتِّبَاعاً
birine uymak,tabi olmak,takip olmak,izlemek,takip etmek,arkasından gitmek,ardınca gitmek,gerisinde gitmek,arkası sıra gitmek,muti ve tabi olmak,birinin emrine imtisal etmek,birinin mezhep veya mesleğini yahut taraftarlığını iltizam etmek,peyrev olmak,yürümek,yanından geçmek,izince gitmekتَبِعَ ـَـ تَبَعاً و تَبَاعاً و تَبَاعَةً ، هُ
sefer,yolculuk,seyahat,açılmak,yol,ırak yola gitmek,yola çıkmak,sefere gitmek,sefer,yolculuk,gitmek,açılmak,seyahat,sabah aydınlığı,uzak yola gitmek,yola çıkmak,sefere gitmek,ırak yola gitmek,hareket,yolcu olmak,açık saçık olmak,açılmak,açmak,parlamakسَفَرٌ (ج) أَسْفَارٌ : رحلةٌ ، سِياحَةٌ و يُقَالٌ السّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ السًّقرِ
sürat etmek,koçmak,acele etmek,düşünmeksizn ve beklemeksizin gitmek,körü körüne gitmek,başını alıp gitmek ve kimse geri çevirmemekإِنْدَلَثَ : إِنْدِلاَثاً
hoşuna gitmek,beğenmek,görmediği için garip bulmak,taaccüp etmek,şaşmak,hayret etmek,tuhafına gitmek,acayibına gitmek,alşmadığı için kabul etmek,ret etmekعَجِبَ ـَـ عَجَباً مِنْ و لِ
uymak,tabi olmak,arkası sıra gitmek,takip etmek,arkadan yetişmek,ardınca gitmek,izince gitmek,uydurmak,tabi kılmak,ardı sıra getirmek,ilhaketmek,ilave etmek,kovalamak,katmakأَتْبَعَ : إِتْبَاعاً و منه قوله تعالي
çok erken gitmek,ileride olmak,bir yere veya birisine sabahleyin erken gitmek,erken davranmak,ileride olmak ,geçmek,sebk ve takaddüm etmek,namaza vaktinin evvelinde gitmek,namazı vaktin başında kılmak,birini dikerleri sabahleyin erkenden uyandırmağa memur etmek,çok erken gitmek,ileride olmakبَكَّرَ : تَبْكِيراً
saldırmak,hücüm etmek,ipi eğirmek,bükmek,gece baskın etmek,akın yapmak,bir yere ılgar edip gitmek ve il basmak ve akın etmek,ivmek,acele etmek,süratle gitmek,çabuk yürümek,yerde gitmek,dört nal gitmak,ilgar gitmek,alçak bir yere inmek,dibine varmak,ipi saأَغَارَ : إِغارَةً و غَارَةً و مَغَارَةً إِلَي ، بِ ، عَلَي ، هُ و فِي المَثَلَ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
savaşa gitmek,savaşmak,cihat etmek,istemek,düşmanla savaşmak,düşmanı basmak,muhabere yapmak,hücum etmek,saldırmak,istila etmek,cenk etmek,gazaya gitmek,istemek,dilemek,kast etmek,savaşmak,gazaya gitmek,istemek,dilemek,kast etmek,cenk etmek,savaşmak,hücum etmek,saldırmak , istila etmek , cenk etmekغَزَا ـُـ غَزْواً و غَزَوَاناً وغَزْوَةً و غَزَوَةً
kast etmek,yönelmek,azim etmek,adaletle hüküm etmek,kast etmek,ifrat etmek,dilemek,yönelmek,kaside söylemek,niyet etmek,doğrulamak,arzu etmek,istemek,bir tarafa doğru gitmek orta,azim etmek,adaletle hüküm etmek,olmak,ifrat etmek,kast etmek,dilemek,ona doğru yönelmek,orta olmak, gitmek ,yönelmek, niyet etmek, doğrulamak , arzu etmek ,istemek ,bir tarafa doğru gitmek istemekقَصَدَ ـُِـَـ قَصْداً و مَقْصَداًً إِلَي ، لِ ، فِي
kast etmek,yönelmek,aramak,istemek,gözlemekغَازَ ـُـ غَوْزاً
başlamak,bozmak,kast ve azma etmek,altüstü etmek,karıştırmak,güneş karı,dert vücüdü eritmek,üzmek,gamnak etmek,süt sağmak,istemek,azim ve kast etmek,bir şeye karar verip yapmamak,hastalık birini zayıflatmak,iç yağını eritmek,sütü sağmak,tasmim etmek,azmetmek,karar vermek,istemek,başlamak,bozmak,kast ve azma etmek,altüst etmek,karıştırmak,güneş karı dert vücüdü eritmek,üzmek,gamnak etmek,süt sağmak,istemek,azim ve kast etmek,bir şeye karar verip yapmamak,hastalık birini zayıflatmak,iç yağını eritmek,sütü sağmakهَمَّ ـُـ هَمّاً و مَهَمَّةً بِ
kast etmek,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemekقَزْدٌ
ertelemesini istemek,yarına kalmasını istemek,tehir etmeyi istemek,ertelemek istemek,ertelemek,tecil etmeyi istemek,,mühlet ve vade istemek,vade talep etmek,belirli bir zamana kadar süre istemekإِسْتَأْجَلَ : إِسْتِئْجَالاً ، هُ
artırmak,azık almak,azık hazırlamak,azık istemek,daha fazla istemek,artılmasını istemek,artmasını istemek,ziyade istemek,artık eylemek,ziyadelik istemek,kabarmakإِسْتَزَادَ : إِسْتِزَادَةً ، هُ
bir kimsenin aklanmasını istemek, sidiğin tamamen boşalmasını istemek, temizliği istemek, aptest bozduktan sonra kurlanmak, suçssuz olduğunu istemek, masumiyet istemek, borçtan ve zimmetlen kurtulmakإِسْتَبْرَأَ : إِسْتِبْرَاءً
bir kimsenin aklanmasını istemek,aklamak,aklatmak,beraatını istemek,istibra etmek,paklığını bilmek,temizlenmek,hali etmek,sidiğin tamamen boşalmasını istemek,temizliği istemek,aptest bozduktan sonra kurulanmak suçssuz olduğunu istemek,masumiyet istemek,boإِسْتَبْرَأَ : إِسْتِبْرَاءً مِنْ
kadın saçına başka kadının saçını eklemek istemek,peruka takmak istemek,ulaştırmak istemek,katmak istemekإِسْتوْصَلَ : إِسْتِيصَالاً
ardına bindirmek istemek,arkasına bindirmesini istemek,artlaşmak ve bingeşmek istemek,beraber gitmeği istemekإِسْتَرْدَفَ : إِسْترْدَافاً ، هُ
itmesini,savmasını istemek,defetmek istemek,itmek istemek,ödemesini istemekإِسْتَدْفَعَ : إِسْتِدْفَاعاً
kast etmek,kast edip ced ve azimetle başlamakتَعَمَّدَ : تَعَمُّداً
ivmesini istemek,sürat etmesini istemek,çabuk davranmasını istemek,tez olmasını istemek,hızlı olmasını talep etmekإِسْتَسْرَعَ : إِسْتِسْرَاعاً ، هُ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
kast etmek,yönelmek,gitmek,kasıt,niyet,azimأَمٌّ : ، أَبٌّ، قَصْدٌ ، نِيَةٌ ، عَزْمٌ
niyet etmek,niyet,yönet,kasıt,maksat,karar,arzu,uzaklık,yolcunun gitmeyi tasarladığı yer,durum,hal,ihtiyaç,nefsin yapmağa yönelmesi,kişi gönlünden bir nesneye yönelmekنِيَةٌ (ج) نَوَايَا و نِيَاتٌ
düzeltmek,düz etmek,tesviye etmek,gidermek,pişirmek,düz yüzey haline getirmek,eşit yapmak,çözmek,uzlaştırmak,doğrultmak,düzgün yapmak,beraberlemek,düz etmek,pişirmekسَوَّي : تَسْوِيَةً ، هُ
kast etmek,yönelmek,azim etmek,adaletle hüküm etmek,kast etmek,ifrat etmek,dilemek,yönelmek,kaside söylemek,niyet etmek,doğrulamak,arzu etmek,istemek,bir tarafa doğru gitmek orta,azim etmek,adaletle hüküm etmek,olmak,ifrat etmek,kast etmek,dilemek,ona doğru yönelmek,orta olmak, gitmek ,yönelmek, niyet etmek, doğrulamak , arzu etmek ,istemek ,bir tarafa doğru gitmek istemekقَصَدَ ـُِـَـ قَصْداً و مَقْصَداًً إِلَي ، لِ ، فِي
azımsamak,azınsamak,az saymak,az add etmek,dünyayı terkedip,ahirete yönelmek,züht vve takvaya yönelmekإِزْدَهَدَ : إِزْدِهَاداً
kardeşleşmek , bir şeyin layıkını araştırmak,yönelmek,bir nesneyi özellikle istemek,talep etmek,bir şeyin layıkını araştırmak,yönelmek,kastetmek,aramak,dikkat etmek,niyet etmekتَوَخَّي : تَوَخِّياً
eğilmek,bükülmek,çarpılmak,arz etmek,itmat etmek,caymak,önüne geçmek,hücüm etmek,yönelmek,yöneltmek,tevecch etmek,ikbal etmek,rağbet etmek,ıraklaştırmak,kenardan yürümekأَنْحَي : إِنْحَاءً عَلَي ، عَنْ ، لِ
doğru ve düz olmak,doğru ve mutedil olmak,bir olmak,beraber olmak, ,aş ve yemiş pişmek,meyve olmak,seviyeli olmak,doğru ve eşit olmak,beraber olmak egemen olmak,galip olmak,üstün gelmek,hakim olmak,kast etmek,yönelmek,karar etmek,yerleşmek,yükselmek,çıkmaإِسْتَوَي : إِسْتِوَاءً إِلَي ، عَلَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
imale edip çevirerek teveccüh etmek,tevcih etmek,yönelmek,yöneltmek,tevecch etmek,ikbal etmek,rağbet etmekإِنْحَاءٌ (ج) إِنْحَاءَاتٌ
gelmek,rağbet etmke,yaklaşmak,ilerlemek,dönmek,rağbet etmek,mahsul bol olmak,birisinin gözünün karasını şaşı eylemek,yapışmak,sağlam tutmak,yönelmek,önüne almak,bir kimse cahilken alim olmak,bir şeye başlayıp devametmek,bir nesneye yönelmek,yaklaşmak,rağbet etmek,bir işi yapmaya devam etmekأَقْبَلَ : إِقْبَالاً عَلَي
basıp düzlemek ve önsözü bast etmek,hazırlık k,basıp düz ve mülayim kılmak,hazırlık,önsüzü bast etmek,düz mülayim kılmak,yol açıp düz ve maniden ari kılmak,hemvar kılmak,alçak etmekتَوْطِئَةٌ (ج) تَوْطِئَاتٌ
düz ve hemvar kılmak,düz etmekتَمْلِيسٌ (ج) تَمْلِيسَاتٌ
doğrulum,meyil etmek,söykenip dayanmak,yönelmek,itimat etmek,kast etmek,taarruz etmekإِنْتِحَاءٌ (ج) إِنْتِحَاءَاتٌ
meyil etmek,söykenip dayanmak,yönelmek,itimat etmek,kast etmek,taarruz etmek,doğrulmakإِنْتَحَي : إِنْتِحَاءً عَلَي ، فِي ، هُ
doğru yol,doğru yola gitmek,hak,sahih,dürüst olan,hidayete ermek,doğruluk,doğru yola delalet etmek,doğru yola girmek,İslam dini,Kuran-ı Kerim,yol,yol gösterme, itaat, gündüzهُدَيً و فِي القُرْآنِ الكَرِيم
doğru yolu göstermek,doğru yola,İslama delalet etmek,götürmek,iletmek,doğru yola delalet etmek,yol göstermek,matluba isal etmek,hidayet,doğru yol,islamهِدَايَةٌ
doğru yoldan gitmek ve doğru yola sağlık ve hidayet talep etmek,doğru yolu göstermek,doğru yolu göstermeyi istemek,doğru yola hidayet etmek,doğru yolda bulunmak,doğru yol istemek,kılavuz istemekإِسْتَرْشَدَ : إِسْتِرْشَاداً لِ ، هُ تَقُولُ إِسْتَرْشَدْتُهُ فَأَرْشَدِنِي
doğru yolu takip eden,izleyen,açık yol,aşikar yolنَاهِجٌ
metod,yol,program,yöntem,tarz,usul,doğru yolمَنْهَجٌ (ج) مَناهِجُ
doğru yola delalet etmek,doğru yol göstermek,hacı kurbanı,kurbanlık deveهَدْيٌ و في القُرْآنِ الكَريمِ
Mekkeye gönderilen kurbanlık,doğru yol göstermek,hacı kurbanı ,muhterem adam,yol,siretهَدْيٌ و فِي القرآنِ الكَرِيمِ
doğru yolu bulmak,müslüman olmak,hidayete ermek,Hak dine girmek,İslam dinini kabul etmek,maksuda ulaştıracak yolu bulmak,doğru yolu aramak,doğru yol üzerinde durmak,yeniden doğmak,anlamak,bitirmek,إِهْتَدَي : إِهْتِدَاءً إِلَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
doğru yola delalet etmek,bir işin yönü,nahiyesi,ciheti,semti,yol,hidayet etmek ve olmak,yol,siretهِدْيَةٌ : هَدْيَةٌ
su içecek suvat ve doğru su varan yol,su yolu,suya giden yol,caddeمَوْرِدَةٌ
doğru yolda bulunmak,doğru yol istemek, klavuz istemekإِسْتَرْشَدَ : إِسْتِرْشَاداً
yol amade,işlek,kolay ve doğru oldu,yol açık ve vazıh olduإِسْتَتَبَّ الطريق : إِسْتَقَامَ ، إسْتَبانَ و وَضُحَ
yol doğruldu,doğru ve düzgün oldu,yol açık ve uzun olduإِسْلَحَبَّ الطَّريقُ ، إِتْلأَبَّ الطَّرِيْقُ
doğru yolرَشَدٌ : رَشَادٌ
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
maksat,gaye,yol,destinasyon,gidecek yol,meram,mana,niyet,gaye,murat,karar,kast etmek,yol,gidecek yer,hedef,gidecek yol,meram,mana,niyet,gaye,murat,karar,kast etmekمَقْصَدٌ (ج) مَقَاصِدُ
Maksat,meram,gaye,gidilecek yer,yolمشتاق
kuru,kötü,adi,yavuz,kuru şey,kuru bitki,kuru otيَبِيسٌ
kurumak,kuru,şiddetli kuru yer,şu kuru yerki evvel yaş idiيَبَسٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
mekik,masura,eğirmen,kirmen,bobin,kelep,elemiye,dokucuların argaç sardıkları kamış,yol yol dokunmuş çubuk,iplikten sarılmış sargı,yol yol tozmuş toz,kalemوَشِيعَةٌ (ج) وَشِيعٌ و وَشَائِعُ
yol edinmek,yol tutmak,yol istemek,yol aramakإِسْتَطْرَقَ : إِسْتِطْرَاقاً إِلَي ، هُ
kötü niyet,art niyetنِيَةٌ مُبَيّتَةٌ
kuru,kuru otlak,kurumuş,kuru otجَفِيفٌ و يقال الإبل فيما شَاءت من جَفِيفٍ و قَفِيفٍ
niyet etmek,niyet,yönet,kasıt,maksat,karar,arzu,uzaklık,yolcunun gitmeyi tasarladığı yer,durum,hal,ihtiyaç,nefsin yapmağa yönelmesi,kişi gönlünden bir nesneye yönelmekنِيَةٌ (ج) نَوَايَا و نِيَاتٌ
kurutmak,susmak,kuru yerde yürümek,bir şeyi kuru bulmak,kuru yere düşmek,kıtlık ve kuraklık olmak,yer ve bitki kurumak,kurutmak,أَيْبَسَ : إِيْبَاساً ، هُ
uslup,yol,yordam,yan,taraf,huy,tabiat,metod,biçim,şekil,misil,gibi,nahiye,mezhep,nahiye,niyet,cibillet,yaratılış,huy,böğür,tiynet,seciyye,hılkat,karekter,böğür,boşböğürشَاكِلةٌ (ج) شَوَاكِلُ: نية ، جبلة ، ناحية ، مِثْلٌ ، نَاحِيَةٌ ، طَرِيقَةٌ ، مَذْهَبٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
sokak,daracık yol,ara yol,geçit,dar yol,çıkmazزُقَاقٌ (ج) أَزِقَّةٌ و زُقَّانٌ: إِنْ كَانَ فِي البَرِّ أَوْ فِي البَحْرِ أَوْ فِي النَّهْرِ
cadde,ulu yol,büyük ve geniş yol,işlek yol,büyük yol,yolun ortası ve geniş yeri,şahrah,padişah yoluجَادَّةٌ (ج) جَادَّاتٌ و جَوَادٌ و جُدٌّ و يقال أَخَذَ الجَادَّةَ
su kuru yerden veya kuru ottan geri döndüإِنْحَسَرَ المَاءُ عَنِ اليَابِسَةِ : إِرْتَدَّ عَنْهَا
doğrultmak, kast, kast etmek,amaçlamak,kasıt,maksat,niyet,doğru, orta, karşı,kasıt,niyet etmek,niyetkasıt,yönelmek,bir işi gözüne almak,istemek,niyet etmek,bir tarafa doğru gitmek istemek,kast etmek,yönelmek,kasıt,düz yol,doğru yol,niyet,gaye,kuru et,karşı,karşısı,az,ne semiz ve nede arık olan adamقَصْدٌ : عَمْدٌ ، نِيَةٌ
karşı,bir şeyin karşısı,karşı,hıza,karşısında,hizasında,kadar,yön,yönelik,yamaç,pişgah,önتُِجَاهَ : إِزَاءَ
buluşma,karşılaşma,görüşme,karşı,yan,cihet,karşısı,hıza,hızası,hizasındaتِلْقَاء : جانب ، جهة ، وقال الإمام بوصيري : أم هبت الريح من تلقاء كاظمة و في القرآن الكريم
ne eksik,ne fazla ,ne az ne çokلاَ اَقَلَّ و لاَ أَكْثَرَ
ne az ne çok,cırlanmakهَذْرٌ ، تَهْذَارٌ و يُقالُ لاَ نَزْرٌ و لاَ هَذْرٌ
ne,her ne,her nasıl,her neki,ne ?,her ne zaman,herçe,bir şeyki,o şeyki,herneki,ne ki,,herhangi,her ne kadar ve her ne,ne şey anlamında olan şart edatıمَهْمَا و فِي المَثَلِ
pek az olan,nadir,nadide,seyrek,bulunmaz,azrak,sık,az,kıt,az,bulunmaz,sayısı az,ender,az bulunur,az bulunanنَادِرٌ (ج) نَوَادِرُ
ne çok ne azلاَ نَزَرَ وَلاَ هَذَرَ : لاقليل ولا كثير
ne az ne çokهَذْرٌ و يُال لاَ نَزْرٌ و لاَ هَذْرٌ
ne azمَا أَقَلّ
karşı gelmek,karşı koymak,karşı durmak,direnmek,karşı çıkmak,kalkışmak,direnmek,mukavamet etmekنَاهَضَ : مُنَاهَضَةً
vakit,çağ,zaman,belirsiz bir zaman,hengam,bir vakit,....dığın vakit,......dığın zaman,az veya çok zaman,olduğu vakit,vaktaki,çağ,müddet,ölmek,ne vakit,ne vakitki,ne zaman,olduğu vakit,o vakit,bu esnada,vaktinde,esnasında,az veya çok zaman,olduğu ,çağ,müddet,hin,belirsiz bir zaman حِيْنٌ (ج) أَحْيَانٌ و أَحَايينُ : وقت و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ne fena,ne kötü,ne yaramaz,ne yavuz oldu!,ne kadar fenadır,ne bedbaht oldu!بِئْسَ ، بِئِسَ، بَأْسَ (م) بِئْسَتْ (فِعْلُ الذَّمِّ ِماض غير متصرّف)
bir nesnenin karşısı,beraberi,karşı,mukabil,,zıt ve mukabili,karşısında,hiza,hizası,ön,yamaç,geçinecek şey,refah,refah ve maişet sebebi,vüsat,bolluk,durum,mukabil,havuz tıkacı,havuz ile kuyu arasındaki kaldırım,havuz içinde su döküldüğü yer,lule,kurna,akrإِزَاءَ : حِذَاءَ و يُقالُ هُوَ بِإِزَائهِ اَيْ بِحِّلئِهِ
ne kadar iyidir,ne güzeldir,ne güzel,ne iyi,pek iyi,güzel oldu,ne hoş ve ne güzel ve ne mutlu ve ne muhabbet olunacak nesnedirحَبَّذَا : نِعْمَ و يقال حَبَّذَاالأَمْر اي هُوَ حبيب
iri,semiz,tıknaz,iri ve semiz,vücutlu,yaşlı,ihtiyar,semiz gövdeli,şişman kişiبَدِنٌ (ج) بَدِنَةٌ : مُسِنٌّ ويُقَالُ رَجُلٌ بَدِنٌ أَيْ سَمِينٌ
semiz bulmak,semiz olmak,semirtmek,semiz kılmak,yemeği sağ yağ ile yapmak,ekmeği sağ yağ ile ıslatmak veya karıştırmak,bir kimseye sağ yağ yedirmek,bir kimsenin davarları semiemek,semiz hayvanı satın almakأَسْمَن : إِسْمَاناً
koyun,erkek semiz geyik,semiz keçi,bir yerin adıبَغِيغٌ
oyuk kol,en semiz,pek semiz,yabancı adamأَسَرُّ (ج) سُرٌّ (م) سَرَّاءُ : الزَّنْدُ لأَجْوَفُ ، الأَسْمنُ ، الدَّخِيلُ مِنَ الرِّجَالِ
semiz,tavlı,iri,semiz deveبَائِكٌ (م) بَائِكَةٌ (ج) بُوَّكٌ و بُيَّكٌ (جج) بَوَائِكُ
yağ istemek,nesnenin semizini istemek,semiz add etmek,saymak,semiz bulmak,semirmekإِسْتَسْمَنَ : إِسْتِسْمَاناً ، هُ و يُقَالُ
iri,semiz,tıknaz,iri ve semiz,vücutlu,yaşlı,ihtiyarبَدِنٌ (ج) بَدِنَةٌ : بَدِنٌ : مسنّ
obur,büyük ve semiz koyun,zayıf ve na tevan ihtiyar,pir fani,koyunlların semiz ve irisiجِرْضَمٌ : أَكُولٌ ، ضَعِيفٌ و يقال رجل جِرْضَمٌ اي أكول و غنم جِرْضَمٌ
semiz ve bodur adam,küçürek etli kimse,kısa ve semiz olan kimseبَلَنْدَحٌ : قَصِيرٌ سَمِينٌ
şişman,semiz ve yoğun gövdeli kimse,iri,büyük,vücütlü,bedenli,gövdeli,iri ve tam etli,semiz ve yoğun gövdeli kimse,butlu,cüsseliبَادِنٌ (م) بَادِنَةٌ (ج) بُدْنٌ و بُدُّنٌ (م) بَادِنٌ و بَادِنَةٌ (ج) بُدَّنٌ و بَوَادِنُ : سمين ، جسيم ، ضخم يُقَالُ رَجُلٌ بَادِنٌ و إِمْرَأَةٌ بَادِنٌ و بَادِنَةٌ
semizمشحم ، سمين
Semizسمين
semizسمين ، شحيم ، ناصح ، وديك ، بدين ، ربيل ، لحيم ، ممتلئ الجسم ، جسيم ، ضخم ، مسمن ، ضبضب
semizوَدِيكٌ
semizهَوْدَكٌ : سَمِينٌ
iyilikten ve yatlıktan halilik ve nesneden berilik ve hamlık ve çiğlik ve yönedsizlik ve tertipsizlikقَحٌّ
rükünler,köşeler,esaslar,temeller,şartlar,direkler,sütünler,kurmaylar,etraflar,anasır-ı erbaa,dört öğe ve element,nesnenin başlıca olan ecza ve azası ve mukarrer olan kavaid ve rusum ve devletin bakanları ve büyükleri ve ordu ve seraskerinin has muavinlerأَرْكَانٌ : شُرُوطٌ آدَابٌ ، عَنَاصِرُ أَرْبَعَةٌ وَهِيَ المَاءُ و الهَوَاءُ و النَّارُ و التُّرَابُ و هِيَ أَجْسَامٌ بَسِيطَةٌ َتَتَرَكَّبُ مِنْهَا المَوَّادُ ، أَطْرَافٌ ، أَجْزَاءٌ
melce,penah,sığınacak yer,boyna astıkları hamayil ve,muska muhafazai nefse vesile olacak nesne ve afat ve beliye defi için ittihaz olunan muska ve tılsım ve tavizat misillü ve kale gibi muhkem ve metin ve mahfuz olan mevziحِرْزٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَبٌ (م) جَلْعَبَاةٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَابَةٌ
göregen kişi,galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلَعْبَي : شديد النظر
bir husus çetin ve çaparız ve dolaşık ve peçapeç olmak haleti,firib,hile,fend,aldatma,bir nesne kalın ve kaba ve yakışıksız ve uslupsuz ve endamsız olmak,düzen,mekr,keyd,al,bela,musibet,dahiye,cüret ve ikdam sahibi kimseعِنْدَأَوَةٌ : عُسر، إلتواء و في المثل : إن تحت طرّيقتك لعندأوة
bir nesneyi bir nesneye medarı metanet eylemek,bir kimseyi bir kimseye püşt ve penah ve kuvvet-i zahr kılmak,ihkam için binaya dayak ve payendan ve destek nasp eylemek,hayvan ve davarın ab ve alefine ve sair hizmet ve tımarına güzel takayyut ve riayet etmekرَدْءٌ
paslı ve lekeli nesne,alüde -i ayıp ve ar ve lekenak lüm ve hasaset ve idbar olan kimseصَدِئٌ و يقال رجل صضاغر صَدِئٌ اي لزمه العار و اللؤم
kin ve düşmanlık ve diyetten alınacak kesim ve verilecek borç,şu kavimki meslek ve sanatları ve yaşamları hiçbir şeyleri olmayaضَمَدٌ
daima oturur ve yatar yani evinden çıkmaz çok yemek yer ve içer ve pek yalancı ve yaltaklanan ve uykucu kimseرَجُلٌ قُعَدَةٌ ضَجَعَةٌ أَكَلَةٌ شُرَبَةٌ كُذَبَةٌ خُضَعَةٌ نُوَمَةٌ
payidar ve sabit etmek,künh ve hakikatına varmak,hakkıyla anlamak,sağlam ve muhkem etmek,yapışıp ayrılmamak,hareketi mecali olmaacak surette darp ve cerh veya rapt ve hapis etmek,bürhan ve beyyine ile tekid ve zahire çıkarmak,ispatlamak,kanıtlamak,ispat eأَثْبَتَ : إِثْبَاتاً و في القرآنِ الكريم
şu hatuna denirki akile ve reşide olup iş ve sanatında pişkar ve hazıka ve kargüzar ola,davulcu,davul ve kös çalmakta ustad olan mehterدَرَّابَةٌ
siyah kadın,sevda,kara,malhulya illeti,bir illet ki insana arız oldukta pek gamnak ve mukedder olur ve şiddet üzere olursa bazen kendisini telef eder ve aşk ve hırs ve tamah arzu ahlat-ı erbaa dan malum hılttırki safra ve dem ve balgamdan gayrıdırسَوْدَاء (ج) سُودٌ
asalet,asilazadelik,köklü ve sabit ve rasih olmak,fikir ve mülahaza ve reyde hop ve sevap olmak,ırk ve nesep sahibi olmak,vekil olmayıp kendi hukukunca amil olmak,asil ve soylu olmak,soy,necabet,zadelik,zadeganlık,asillik,soyluluk,asıllı olmak,kalite,özgأَصَالَةٌ : إِصَالَةٌ ، جَوْدَةٌ
nedeفي أي شيئ
Ne,Nede :أداة بمعني
ne yedim nede içtimلاَ أَكَلْتُ و لاَ شَرِبْتُ
ne sen nede oلا أنت ولا هو
ne giderim nede görürümلا أذهب و لا أري
Arapların ne petrolü nede ziftiلاَ زِيْتُ العَرَبِ و لاَ زِفْتُهُمْ
Ne Arabın yüzü nede Şamın şekeriلاَ وَجْهُ العَرَبِيَّةَ و لاَ حَلْوَي الشَّامِيَّةَ
develerimi ne sattım ve nede bağışladımإِبِلِي لَمْ أَبِعْ و لَمْ أَهَبْ
böyle vicdansızlık ne duyuldu nede görüldüعدم الضمير كهذا لم يسمع و لم يشهد
ne işi nede kazancı olan adamمُقْطَعٌ
ne aldatır nede bir şeyi gizlerلاَ يَدَالِسُ و لاَ يُؤَالِس
bizde ne mesut ve nede cömert varلاَ سَعِيْدٌ عِنْدَنَا وَلاَ كَرِيْمٌ
ona ne azarlama nede değnek tesir ederلاَ التَّوْبِيخَ و لاَ العًََا يُثِّرَان بِهِ
onun ne keçesi ve nede yünü vardırمَالهُ سَبَدٌ و لَبَدٌ
onun ne yünü ve nede keçesi vardırمَا لَهُ سَبَدٌ و لاَ لَبَدٌ
pek zayıf ve arık olan,arık,çöp gibi,zebun,düzensiz,çelimsizمَهْزُولٌ (ج) مَهَازِيلُ ، نَحِيفٌ
arıklanmış kimse,sınmaşık odun,sert ve haşin olan ve bedeni kuvvetli ve ince arık olan insan ve hayvan,güzel ve ince nesne,kuru arık adam,ağaç gibi kupkuru olan,kuru arık adam,katı,sertشَازِبٌ (ج) شُزَّبٌ و شَوَازِبُ
zayıf,arık olan dişi hayvan,hasta veya arık olan dişi deveعَجْفَاءُ
şahane,şaheser,harika,süper,arı,arık,duru,üstün,çok güzel,bereketlendirici,bitirim,arı,arık,duru,bambaşka,mükemmel,bitirim,çarpıcıرَائِعٌ (ج) رَوَائِعُ ، بَارِعٌ
arık,zayıf,çelimsiz olmak,hıra cura,arık ve çelimsiz olmak,küçülmek,hor ve hakir olmakضَؤُلَ ـُـ ضَآلَةً و ضُوؤُلَةً
arık uyruklu kimse,uyluklarının eti az olan kimse,oturak yerinin iki yanları arık ve yeyni olan,kurtla sırtlandan doğan hayvan,kurt ve andıktan doğan hayvan,hızlı,çabuk,çalakأَزَلُّ (ج) زُلٌّ (م) زَلاَّءُ : خَفِيفُ الوَرْكَين و فِي المَثَلِ
arıkنحيف ، عجيف ، هزيل
arıkطِرْمُوثٌ
arıkساقية (ج) سواقي ، مذنب (ج) مذانب، جعفر، ، سكر ماء
Arıkهزيل، نحيف
arıkمَنْهُوكٌ
arıkنحيف ، هزيل ، نحيل ، مهزول ، ضعيف
at arık olduلَحِقَ ـَـ لُحُوقاً الفَرَسُ : ضَمر
arık incikliأَحْمَشُ السَّاقَيْنِ : حَمِشُ السَّاقَيْن
arık,zayıfأَعْجَفُ (ج) عِجَاف و عَجِفٌ (م)عَجْفَاءُ : مَهْزُولٌ ، ضَعِيفٌ
yaratılışta mevcut olan,tiynette merkuz olan,hulki,tabii,doğal,doğuşta mevcut olan,doğuştan olan,asıl,yaradılış,sirüşt,hılkat,tabiatta olan,cibilliجِبِلِّيٌّ (م) جِبِلِيَّةٌ
kesat olan,durgun,geçmez olan,revaçsız olan,geçersiz olan,sürümsüz,hareketsiz,durgun,alı satı az olan pazarكَاسِدٌ
ümitsiz olan,mahzun olan,meyüs olan,şaşkın olan hüzün ve ümitsizlikten sessiz duranمُبْلِسٌ (ج) مُبْلِسُون: بَلِسٌ
çok sahoş olan,fitil gibi olan,mest olan,daima sarhoş olan,ayyaş,harabatiسِكَّيرٌ : كَثِيرُ السَّكْرِ
karamtık dudaklı kişi,dudağının içi kara olan kimse,ziyade yoğun ve koyu olan gölge,serin yarlı olan çocuk,etsiz olan diş eti,kanı az ve hoş olan dudakأَلْمَي (ج) لُمْيٌ (م) لَمْيَاءُ : مَنْ كَانَ بِشَفَتِهِ لَمَيً و هُوَ سُمْرَةٌ أَوْ سَوَادٌ فِي بَاطنِهُمَا يُسْتَحْسَن ، رُمْحٌ أَلْمَي : شَدِيدُ السُّمَْةِ و صُلْبٌ ، ظِلٌّ أَلْمَي : كَثِيفٌ أَسْوَدُ ، شَجَرٌ أَلْمَي : كَثِيفُ الظِّلِّ ، وَلَد أَلْمَي : بَارِيدُ الرِّيقِ ، لُثَّةٌ لَمْيَاءُ : قَلِيلَةُ اللَّحْمِ ، شَفَةٌ لَمْيَاءُ : لَطِيفَةٌ قَلِيلَة الدَّمِ
alçak soysuz olan,rezil,deni olan,mağlum ve münhazım olan,yenik olanخَاذِلٌ
kelamı veya işareti hakikatı hale mutabık olan,rastgü,efali akvaline mutabık olan ve ahir muamelesi evvel muamelesine mutabık olan,gerçek olan,sadık,muhabbeti samimi olan,doğru,doğru söyleyenصَادِقٌ (ج) صَادِقُون (م) صَادِقَةٌ و فِي القُرآنِ الكَريم
boynunda eğrilik,çarpıklık ve çöküklük olan,Arap kadınından olan oğlan çocuğu,efendi,köle,boynu yere doğru eğik olan deve,eyerinde sağa sola eğri olanأَهْنَعُ (م) هَنْعَاءُ (ج) هُنْعٌ المُنْحَنِيُ القَامَةِ ، الجَمَلُ المَائِلُ بِعُنْقِهِ إِلَي الأَرْضِ ، المَائِلُ فِي سَرْجِهِ يَمِيناً و شِمَالاً ، إِبْنُ المَرْأَةِ العَرَبِيَّةِ و المَوْلَي
bir nesne üzerinde daima eğilip aılarak meşgul olan ve müdavim olan adam,ziyade eğri olan diş,dişinin ucu eğri olanأَعْصَلُ (ج) عُصْلٌ (م) عَصْلاَءُ : المُعَوَجُّ صَلاَبَةً
alnı dar olan at,perçemin kılı hafif olan at,hızlı,tez ve çabuk olan hayvan,tez yürüyüşlü olan katır,tez yürüyen dişi deve,şiddetli esen yelأَسْفَي (ج) سُفْي (م) سَفْوَاءٌ و سَقْيَاءٌ و مِنَ الخَيلِ الخَفِيف شَعْر النَّاصِيةِ ، و مِنَ الدّوَّابِ السَّرِيع
hüküm vermekte en doğru olan kişi,ziyade hüküm ve fasıl edici olan,fıkıhta daha bilgin olan,daha muktedir olan din adamıأَقْضَي
ziyade selim ve itaatli olan,pek sağlam olan,çok güvenli,pek emin ,daha müslüman olan kimse,esen,afetlerden selim olanأَسْلَمُ (م) سُلْمَي : السَّالِمُ ، السَّلِيمُ مِنَ الآفَاتِ
borca kefil olan,borcu taahhüt eden,yüklenici olan,borçlu olanغَارِمٌ (ج) غُرَّامٌ و في الحديث الشريف
elde eden,haiz,sahip olan,malik olan,emsalinden mümtaz olanحَائِزٌ
mahir olan,usta,keskin olan,sanatını gereği gibi bilir olanحَاذِفٌ
uzun boylu iri adam,ahmak adam,kötü ahlaklı adam,fena adamبِرْشِعٌ ، بِرْشَاعٌ
uzun boylu iri adam,ahmak adam,kötü ahlakı adam,fena adamبِرْشَاعٌ : بِرْشِعٌ
fasık,abdestsiz,sapkın,imansız,azgın,ahlaksız,günahkar,itaat çemberinin dışına çıkan,hakkın emrini tutmayan,abdestsiz,sapkın,fasık adam,hak yoldan çıkan adam,zinakar adam,kafir adam,fasık adam,hak yoldan çıkan adam,zinakar adam,kafir adamفَاسِقٌ (ج) فُسَّاقٌ و فَسَقَةٌ و فَاسِقُون و فِي القُرْآنِ
varlıklı adam,zengin adam,servet sahibi hali vakti iyi olan adamرَجُلٌ مُوسِرٌ اي مُيَّسَرٌ
şirretli,hilekar,mütekebbir,mağrur,kibirli,mekruh,iğrenç,menfur adam,yaramaz adam,habis adamبِرْدِيسٌ : بِرْدِسٌ
adam ansızın zuhur edip bastı,adam şer ve husumet peyda etti,adam yalan söylediبَاقَ الرَّجُلُ
puhu kuşu,erkek baykuş,tüyleri dökülmüş çakır,baykuşa benzer küçürek bir kuştur ki ahmak,akılsız kimseyi ona benzetirler,serseri adam,zayıf güçsüz adam,pek hafif mizaçlı hoppa adam,zayıf güçsüz adam,sebükmağzبُوهٌ : طَائِرٌ يَشْبَهُ البُومَ أَصْغَر مِنْهُ ، بُومٌ ، ذَكَرُ البُومِ ، الصَّقْرُ الّذِي سَقَطَ رِيْشُهُ
şirretli,habis,hilekar ,mütekebbir,mağrur,kibirli,mekruh,iğrenç,menfur adam,yaramaz adam,habis adamبِرْدِسٌ : بِرْدِيسٌ
inatçı adam,sert,hırçın ve ters huylu adam,dargınمَحِكٌ
dişlerini temiz tutmamaktan ağzı fena kokan adam,bedhuy adamرَجُلٌ بَشِعٌ
adam bir şeye başladı,adam nesneyi ilk önce yaptıبَدَأَ الرجُلُ الشّئ : فَعَلَهُ إِبْتِدَاءً اي قَدَّمَهُ فِي الفِعْلِ
büyük adam,yaşlı,şerefli,şahsiyetli adam,saygı değer,uluبَجِيلٌ ، مُبَجَّلٌ ، بَجَالٌ يُقَالُ فُلاَنٌ بَجِيل نَجِيلٌ أَيْ أَصِيلٌ
büyük adam,yaşlı,şerefli,şahsiyetli adam,saygı değer,uluبَجَالٌ ، بَجِيلٌ ، مُبَجَّلٌ
adam bir şeye başladı,adam nesneyi ilk önce yaptıبَدَأَ الرجُلُ الشّئَ : إبتدأ: فعله إبتداء اي قدمه في الفعل:
büyük adam,yaşlı,şerefli,şahsiyetli adam,saygı değer,uluمُبَجَّلٌ ، بَجِيلٌ ، بَجَالٌ
Bilgi Paneli
Elmawarid.com sitemiz yeni kelimeler yüklenerek güncelleştirilmiştirإن موقعنا الموارد كوم قد تم تحديثه بعد أن حملت إليه الكلمات الجديدة والله ولي التوفيق
Paylaş
Elmawarid
ElmaWarid