1.5 MİLYON'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarz kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarz أَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
meyvsi çıkan ağaç,meyve tutmuş,meyveli,meyvedar ağaç,meyvesi çok yer,meyveler,yemişler,bir cins ağaçثَمْرَاءُ و يقال شجرة ثَمْرَاءُ و أَرْضٌ ثَمْرَاءُ
pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,ağaç kısmı özdeklenmek,ağaç uzayıp baldırlanmak,gövdelenmek,heveslendirmek,pazara sürmek,pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,kibirden dönüp hareket ettirmekتَسْوِيقٌ (ج) تَسْوِيقَاتٌ
dal ve budakları kesilmiş ağaç, ağaç gövdesi,ağaç kütüğü,odun kütüğü omca,tomruk,ayakkabı ucu,dağın mera ve zahir tepecisi,az mal,uyuz develerin sürtüna dedikleri kütük,asıl,kökجِذْلٌ (ج) أَجْذَالٌ و جِذَالٌ و جُذُولٌ و جُذُولَةٌ و يقال له جِذْلٌ من المال و عاد إلي جِذْلِهِ اي إلي أصله
ağaç,tahta,kereste,ahşap,kuru odun,ağaç parçası,kalın kuru ağaç parçasıخَشَبٌ (ج) أَخْشَابٌ و خَشَبٌ و خُشُبٌ و خُشْبَانٌ : لَوْحٌ و يقال قطع الخشب وهو ما غلظ من العيدان
buhur ağacı,güzel kokulu ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,hoş kokulu bir ağaç ki onunla tütsülenirlerيَلَنْجُجٌ ، يَلَنْجُوجٌ ، يَلَنْجُوجِيٌ : عُودُ البخور
ağaç,çöp,çubuk,odun,ut ağacı,koku ağacı,kopuz,saz,dar,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahta,kuru ağaç,kuru ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,kopuz,ağaç,ud,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahtaعُودٌ (ج) أَعْوَادٌ و عِيْدَانٌ
pınar,memba,kaynak,akan,yay yapılan ağaç,akça ağaçنَبْعٌ
ağaç dalı,ağaç budağının ucundan veya bütün daldan yapılmış yayفَرْعٌ (ج) فُرُوعٌ
ağaç boylanıp uzamak,ağaç uzun ve büyük olmak,uzunluk,büyüklükبُسُوق ، طُولٌ
ağacın,ağaca ait,ağaç şeklinde,ağaçsıl,şeceri,ağaç üstünde yaşayan asalakشَجَرِيٌّ
5) Cins isimlerin tekilini göstermekte kullanılır(شَجَرٌ ) ağaç (شَجَرَةٌ)tek bir ağaçتَأتِي لإظْهَارِ مُفْرَدِ اَسْمَاءِ الجِنْسِ نَحْوِ :
yer ağaç bitirmek,ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmakأَشْجَرَ : إِشْجَاراً
aygırlaşan,meyva tutmayan ağaç,erkek ağaçمُتَفَحِّلٌ
ulu ağaç,büyük ağaç,aşağıya sarkıtmakدَوْحٌ (وَ) دَوْحَةٌ
ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmak,yer ağaç bitirmekإِشْجَارٌ (ج) إِشْجَارَاتٌ
ağaç kurdu ağacı kemirip yediأُرِضَتِ الشَّجَرَةُ : أَكَلَتْهَا الأَرَضَةُ
ağaç kurdu ağacı oyup delmekتَخْرَبَةٌ
ağaç kurdu ağacı oyup deldiتَخْرَبَ : تَخْرَبَةً القَادِحُ الشَّجَرَةَ
yara azıp nasırlanmak,ağaç kurdu ağacı kemirmekأَرِضَ ـَـ أَرَضاً
ipek kurdu,ipek böceği,ağaç kurdu,sürfa,yaprak kurduسُرْفَةٌ (ج) سُرَفٌ
delmek,delik açmak,ağaç kurdu ağacı delmekنَخْرَبَ : نَخْرَبَةً
pusu kurdu,kemin kurdu,hazırladıنَصَبَ مَكْمناً و هَيَّأَهُ
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarzأَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
pusu kurdu,kemin kurduنَصَبَ مَكْمنَاً او كَمِيناً
iktisat,orta hayat,sincan ağacı,Musa ağacı,açlıkقَصَدٌ
köknar ve katran ağacı,dişi çam ağacıتَنُّوبٌ
sorkun ağacı,sorgun ağacı,Arap şairleri sevgilinin boyunu bu ağaca benzetirler,çam sakızıبَانٌ *(و) بَانَةٌ : شَجَرٌ لَيِّنٌ وَرَقُهُ طَوِيلٌ أَبْيَضُ الزَّهْرِ و فِي المَثَلِ
ağacı testere,bıçkı ile biçmek,kesmek,dişleri bileyip keskin etmek,bilemek,ağacı yarmakأَشَرَ ـِـ أَشْراً و أُشَراً
deve dikeni,seksük ağacı,muğaylan ağacıأُمُ الغِيلان : غَضَاةٌ
sakız ağacı,çitlembik ağacı,aynı adla anılan,meyvası mercimekten az büyük ve burukça fıstıktadındadırبُطْمٌ ، بُطُمٌ
kemiren,kemirgen,kemiriciقَاضِمٌ
yiyegen,yiyici,kemiren,oburأَكَّالٌ ، أَكِيلٌ ، أَكُولٌ ، أُكْلَةٌ
kemiren,kemirgen,kemirici,borç edenقَارِضٌ (ج) قَوَارِضُ
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarzأَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
beyaz giysi,beyaz örtü,beyaz elbiseحُلَّةٌ بَيْضَاءُ
benek,çillenmek,rengi birbirine zıt alaca olmak,ak ve kara noktalar,çiğit,çil,leke,leke,iz,nakış,ak ve kara nokta,beyaz siyah noktalar,deride olan alacalık,beyaz benekler,tırnak dibinde olan beyaz kısım,,beyaz siyah noktalar,beneklenmekنَمَشٌ ، شَلَلٌ ، كَلَفٌ ، ثُؤْلُولٌ و هُوَ أَنْ يُصِيبَ الثَّوْبَ سَوَادٌ أَوْ أَثَرٌ فَلاَ يَذْهَبُ بِغَسْلِهِ و فِي الحَدِيثِ
bembeyaz,ap ak,halis beyaz,duru beyazأبْيَضُ نَاصِعٌ
ak tüylü deve,beyaz kadın,beyaz inek,düz ve toprağı yumuşak yerنَاعِجَةٌ
ak tüylü deve,düz ve toprağı yumuşak yer,beyaz kadın,beyaz inekنَاعِجَةٌ
beyaz örtü,ak elbise,beyaz köstümحُلَّةٌ بَيْضَاءُ
müsveddeleri temize çeken,beyaz eden,badana yapan,beyaz esvap giyen beyaza giyinmiş,kalaycı,badanacı,mübeyyizمُبَيِّضٌ (ج) مُبَيِّضُون
ay köpüğü dedikleri beyaz ve badem şeklinde bir nevi sünger taşıdır ki Arap diyarında bulunur,beyaz taş,ak summakبُصَاقَةُ القَمَرِ
benek,çil,leke,iz,nakış,deride olan alacalık,beyaz benekler,tırnak dibinde olan beyaz kısımنَمَشٌ و فِي الحَدِيثِ
aklık,beyazlık,ak renk,kağıt,varak,beyaz elbise,ak renk,beyazlık,aklık,ak olmak,beyaz elbise imalına mahsus ince kumaş,iç çamaşırlar,süt,beyaz kağıt,abraşlık, yayın balığı,salah,felah,kurtuluş,zar,yağبَيَاضٌ ، أَبْيَضُ لَوْنٌ أَبْيَضُ ، مَا كَانَ أَبْيَض، مِنَ الثِّيَابِ : الثِّيَابُ الدَّاخِلِيَّةُ ، ، ورق و يقال فيه بَيَاض و هو أشدّ بَيَاضاً
beyaz bulut,beyaz kumنَقَحٌ
atın ağzıyla yüzümü ihata edip sade gözlerinin çevresini siyah bırakan beyaz lekeye ıtlak olunur,peçeli at,başı beyaz siyah koyunمُبَرْقِعَةٌ و يقال في وجه الفرس غُرَّةٌ مُبَرْقِعَةٌ
ziyade ak nesne,beyaz,sefid,alnı açık ve yüzü ak lekesiz,güzel,gökçek hasan,hob,daha ak,daha beyaz,beyaz kılıç,kansız kılıç,gümüş,ziv,sim,fıdda,akçe,süt,ağız suyu,rik,iç yağı,gençlik,mecerrenin yanında görülen bir sabit yıldız,saman uğrusuna yakın bir yılأَبْيَضُ (ج) بِيْضٌ و بِيْضَان (تث) أَبْيَضَان (م) بَيْضَاءُ (ج) بَيَْضواتٌ: سيف ، لبن ، فضة ، ماء، شباب، شحم : و يقال هو أبيض الوجه اي نقي
Hz.Adem,insan babası,ilk insan,esmer adam,buğday renkli kişi,karayağız,gözleri siyah beyaz deve,boz çizgili beyaz geyikآدَمُ (ج) أُدْمٌ و أُدْمَانٌ (م) أَدْمَاءُ و أَدْمَانَةٌ (ج) أُدْمٌ: أَبُو البَشَرِ:و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarzأَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarzأَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
kanatlı karıncaنملة مجنحة ، موق (ج) أمواق
çürümüş kemik,kemik çürümek,kanatlı karıncaرِمَّةٌ (ج) رِمَمٌ
kanatlı engerek,kanatlı yılanأَفْعَي مُجَنَّحَةٌ
iri ve siyah bir cins karınca,yaprakları çok iri olan ağaç,cariye,karıncaجَثْلَةٌ (ج) جَثْلٌ ، أَمَةٌ
bit,arpa buğday biti,küçük karınca,küçük kene,ince karınca,çekirge,Kürtçe qımıl derlerقُمَّلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيم
karınca köyü,karınca yuvasıمَسْكَنُ النَّمْلِ
karınca yuvası,karınca köyüقَرْيَةُ النَّمْلِ
kanatlıذُو الجَنَاحِ
kanatlıمُجَنَّحٌ
kanatlıذو جناح ، مجنح ، ذومصراع ، بمصراع
kanatlı atحصان مجنح ، فرس مجنح
kanatlı atحِصَانٌ مُجَنَّحٌ
kanatlı atفَرَسٌ مُجَنَّحٌ
kanatlı aslanأسد مجنح
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarzأَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
iri ve siyah bir cins karınca,yaprakları çok iri olan ağaç,cariye,karıncaجَثْلَةٌ (ج) جَثْلٌ ، أَمَةٌ
bit,arpa buğday biti,küçük karınca,küçük kene,ince karınca,çekirge,Kürtçe qımıl derlerقُمَّلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيم
karınca yuvası,karınca köyüقَرْيَةُ النَّمْلِ
karınca köyü,karınca yuvasıمَسْكَنُ النَّمْلِ
beyaz giysi,beyaz örtü,beyaz elbiseحُلَّةٌ بَيْضَاءُ
benek,çillenmek,rengi birbirine zıt alaca olmak,ak ve kara noktalar,çiğit,çil,leke,leke,iz,nakış,ak ve kara nokta,beyaz siyah noktalar,deride olan alacalık,beyaz benekler,tırnak dibinde olan beyaz kısım,,beyaz siyah noktalar,beneklenmekنَمَشٌ ، شَلَلٌ ، كَلَفٌ ، ثُؤْلُولٌ و هُوَ أَنْ يُصِيبَ الثَّوْبَ سَوَادٌ أَوْ أَثَرٌ فَلاَ يَذْهَبُ بِغَسْلِهِ و فِي الحَدِيثِ
bembeyaz,ap ak,halis beyaz,duru beyazأبْيَضُ نَاصِعٌ
ak tüylü deve,düz ve toprağı yumuşak yer,beyaz kadın,beyaz inekنَاعِجَةٌ
ak tüylü deve,beyaz kadın,beyaz inek,düz ve toprağı yumuşak yerنَاعِجَةٌ
beyaz örtü,ak elbise,beyaz köstümحُلَّةٌ بَيْضَاءُ
müsveddeleri temize çeken,beyaz eden,badana yapan,beyaz esvap giyen beyaza giyinmiş,kalaycı,badanacı,mübeyyizمُبَيِّضٌ (ج) مُبَيِّضُون
ay köpüğü dedikleri beyaz ve badem şeklinde bir nevi sünger taşıdır ki Arap diyarında bulunur,beyaz taş,ak summakبُصَاقَةُ القَمَرِ
benek,çil,leke,iz,nakış,deride olan alacalık,beyaz benekler,tırnak dibinde olan beyaz kısımنَمَشٌ و فِي الحَدِيثِ
aklık,beyazlık,ak renk,kağıt,varak,beyaz elbise,ak renk,beyazlık,aklık,ak olmak,beyaz elbise imalına mahsus ince kumaş,iç çamaşırlar,süt,beyaz kağıt,abraşlık, yayın balığı,salah,felah,kurtuluş,zar,yağبَيَاضٌ ، أَبْيَضُ لَوْنٌ أَبْيَضُ ، مَا كَانَ أَبْيَض، مِنَ الثِّيَابِ : الثِّيَابُ الدَّاخِلِيَّةُ ، ، ورق و يقال فيه بَيَاض و هو أشدّ بَيَاضاً
kör bulmak,ama bulmak,kör saymak,kör addetmek,kör etmek,gözsüz etmekإِعْمَاءٌ (ج) إِعْمَاءَاتٌ : إِذْهَابُ البَصَرِ
anadan doğma kör,gözsüz doğan kişi,kör,kör doğan,rengi değişen kişi,aklı zail olan kişi,güneşine bozluk uğrayan günأَكْمَهُ (ج) كُمْهٌ (م) كَمْهَاءُ أَعْمَي ، المَوْلُودُ أَعْمَي ، الذي صَارَ أَعْمَي ، الّذِي تَغَيَّرَ لَوْنُهُ ، النَّهَارُ الِّي إشعْتَرَضَتْ فِي شَمْسِهِ غُبْرَةٌ ، الّذِي زَالَ عَقْلُهُ وفي القرآن الكريم
tek gözlü,bir gözlü,kör,sokur,melun şeytan,kör şeytan,tek gözlü şeytan,bir gözlü şeytan,kör olan ve her nesnenin yaramazı ve yatlısı,kıymetsiz,kötü,zayıf delil,öz kardeşi olmayan kimse,silahsız ve mühimmatsız olan,kara karga,kör bağırsak,eskimiş kitapأَعْوَرُ (ج) عُورٌ و أَعَاورُ و عُورَان، عِيْران (م) عَوْرَاءُ (تص) عُوَيْرٌ : غُرَابٌ ، الرَّدِئُ مِنْ كُلِّ شَيْئٍ ،مَنْ لَيْسَ لَهُ أَخٌ مِنْ أَيَوَيْهِ ، الطَّرِيقُ الّذِي لاَ عَلاَمَةَ فِيْهِ يُهْتَدَي بِهَا ، الدَّلِيلُ السَّيِّئُ الدَّلاَلةِ ،الضّ
yorgun,bitkin,yorulmuş,gözü zayıf adam,kör,kör aletكَلِيلٌ (ج) كِلاَلٌ
Alah onun gözünü kör etti,kör eylesin !أَعْمَي اللهُ عَيْنَهُ
kör etmek,gözsüz yapmak,kör bulmakأَعْمَي : إِعْمَاءً
bıçağın kör,kesmez tarafı,zayıf,yetim,babası ve evladı olmayan adam,işe yaramayan,hayırsız,put,zulüm,musimet,yorgunluk,ağırlık,başkasına yük olan,kör bıçakكَلٌّ و فِي القرآن
gözü kör etmek,göz çıkartmak,patlatmak,kör etmekبَخَقَ ـَـ بَخْقاً و بُخُوقاً
körlük,anadan doğma kör olmak,yaratılıştan kör olmakكَمَهٌ
kör etmek,ama etmek, gözsüz yapmak,kör bulmakأَعْمَي : إِعْمَاءً ، هُ
anadan doğma kör olmak,yaratılıştan kör olmakكَمِهَ ـَـ كَمهاً
körlükten gelmek,bakmazlanmak,bilmezlenmek,körlük satıp görmeyi vermek,görmemezlikten gelmek,yalandan kendini kör göstermek,görmezlikten gelmek,körlük göstermek,yalandan kendini kör göstermek,körü taklit etmek,kör gibi davranmak,körlük satıp görmeyi vermek,görmezlenmekتَعَامَي : تَعَامِياً
tel,ip,kor,iplik,ince maden,hayt,iplik,ince maden,kor,meslek,heyetسِلْكٌ (ج) أَسْلاَكٌ
vaktaki kaza (ecel) gelir göz kör olur,ecel geldikte göz kör olurإِذَا جَاءَ القَضاءُ عَمِيَ البَصَرُ
tek gözlü,bir gözü kör olan ve her nesnenin yaramazı ve yatlısı,kör şeytan,tek gözlü şeytanأَعْوَرُ (ج) عُورٌ (م) عَوْرَاءُ
ağaç kurdu,ağacı kemiren beyaz karınca,kanatlı karınca,beyaz kör karınca,divik,dabbetülarzأَرَضَةٌ (ج) أَرَضٌ : دَابَّةُ الأَرْضِ ، نَمْلَةٌ بَيْضَاءُ عَمْيَاءُ و يُقَالُ
divik (zol)أرضة
iri ve siyah bir cins karınca,yaprakları çok iri olan ağaç,cariye,karıncaجَثْلَةٌ (ج) جَثْلٌ ، أَمَةٌ
bit,arpa buğday biti,küçük karınca,küçük kene,ince karınca,çekirge,Kürtçe qımıl derlerقُمَّلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيم
karınca köyü,karınca yuvasıمَسْكَنُ النَّمْلِ
karınca yuvası,karınca köyüقَرْيَةُ النَّمْلِ
Karıncaالنّملة (ج) نَمل ، نِمَال
karıncaنملة ، نمل
karıncaطَافِيَةٌ
Karıncaنَمْلَة
karıncaنَمْلَةٌ (ج) نَمْلٌ و نِمَالٌ و فِي القرنِ الكَرِيمِ " قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ اُدْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لاَ يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ " " و في المثل " أَحْرَصُ مِنَ النَّمْلِ"
karıncaعَيْجَلُوفٌ
karıncaنَمْلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
karınca duasıدُعَاءِ النَّمْلِ اي البركةِ
karınca kadarıncaالنملة علي قدرها
Bilgi Paneli
Elmawarid.com sitemiz yeni kelimeler yüklenerek güncelleştirilmiştirإن موقعنا الموارد كوم قد تم تحديثه بعد أن حملت إليه الكلمات الجديدة والله ولي التوفيق
Paylaş
Elmawarid
ElmaWarid