1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid acele etmek/beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtır kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtır بَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
acele etmek,ivmek istemek,acele ettirmek,koşturmak,tacil etmek,acele talep etmek,istical,acele,sürat,koşturmaإِسْتِعْجَالٌ (ج) إِسْتِعْجَالاَتٌ : سُرْعَةٌ ، عَجَلٌ ، عَجَلَةٌ
onu acele ettirdi,koşturdu,acele etmeye teşvik etti,acele ve sürat etmesini istediإِسْتَعْجَلَهُ : طَلَبَ عَجَلَتَهُ ، حَضَّهُ و نَشَّطَهُ و أَمَرهُ أَنْ يُسْرَعَ
hız,sürat,acele,ivmek,tezlik,koşmak,acele,çabukluk ,ivedilik,ivmek,acele etmekسُرعَةٌ ، عَجَلَةٌ
bir şeyde çalışmak,acele yapmak,süratlanmak,koşmak,ivdirmek,hızlandırmak,sürat etmek,acele etmek,ivmek ,acele etmek , çabuk davranmak ,çabuk olmakأَسْرَعَ : إِسْرَاعاً فِي
acele etmek,hızlandırmak,acele ettirmek,çabuk amel ettirmek,çabuklaştırmak,sürat etmek,acele etmek,vaktinden önürdü vermek,rütbe,aşama,mesnetتَعْجِيلٌ (ج) تَعْجِيلاَتٌ
başlamak,ivmek,acele etmek,koşmak,acele etmek, acele ile yapmak,geçmek,bir tarz ve özel durum ile hitap veya muamele etmek,girişmek,kalkışmak,teşebbüs etmekبَادَرَ : مُبَادَرَةً و بِدَاراً إِلَي ...
acele etmek,acele ettirmek,hızlandırmak,çabuk davranmak,çabuk olmak,bir şeyde çalışmak,acele yapmak,süratlanmak,koşmak,ivmek,ivdirmek,sürat etmek,süratlendirmek,tez olmak,çabuklandırmak,tezlendirmekأَسْرَعَ : إِسْرَاعا ًإِلَي ، بِ فِي
bir şeyi almakta acele edişmek,ivmek,acele etmekتَنَاهَزَ : تَنَاهُزاً
acele atılmak,acele koşmak,düşüncesizce hamle yapmak,yıkılmak,sertlik,tehevvürتَهَوُّرٌ
koşmak,acele etmek,koşturmak,acele ettirmek,yorulmak,emek çekmek,didinmek,gücünü vermekكَهَدَ ـَـ كَهْداً
acele etmek,irmek,acele ettirmek,tezletmekإِسْتَعْجًَلَ : إِسْتِعْجَالاً
yüksek yer, acele,acele etmek,ivmekوَفْزٌ (ج) أَوْفَازٌ
acil,flaş,tez,ivedilipeşin,acele eden,aceleci,acele,çabuk,şimdiki,hemen,evveli olmayan,öncesizعَاجِلٌ ، طَارِئٌ ، إِسْتِعْجَالِيٌّ ، سَرِيعٌ
ona acele etti,acele ettirdiإِزْدَهَفَهُ : إِسْتَعْجَلَهُ
çaba göstermek,acele etmek,develer taşkınlık edip bir yana dağılmak,yağmada acele etmek,ivmekإِشْمَعَلَّ : إِشْمِعْلاَلاً
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
sakız ve orta sakızنوعان من الطربوش الذي يورد من أوروبا معروفان بهذا الوصف
sakız,sakız ağacıمُصْطَكَا : مُصْطَكَي (يو)
ne kara bir beladır !يَا للدَّاهِيَةِ الدَّهْمَاءِ !
beladir, hindistan bir meyvesiبَلاَذِرٌ
sakızكِيَّةٌ
sakız (is)علك (ج) علوك ، مصطكي ، صمغ راتينج ، لبان ، ، مستكة ، لادن ، صمغ ، راتينج ، ، ونوع من الطربوش الذي يورد من أوروبا معروف بهذا الإسم
sakızحَوْصَلٌ
sakızعِلْكُ رَمي
sakızمَصْطَكَي
orta sakızنوع من الطربوش الذي يورد من أوروبا معروف بهذا الإسم
sakız ağacıشجر المصطكي ، شجر الكركم ، شجر البطم
uyarıcı sakızعِلْكٌ مُهَيِّجٌ
sakız çiğnemekمضغ اللبان
kara sakızلادن ، علك أسود ، علك اللادن ، زفت ، قير
sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik,baldırda çıkan yara ve çıbanı,yeşil cebe,terementiبُطْمٌ : بَطْمٌ (و) بَُطْمَةٌ ، تَرَمَنْتِينَا و يُسْتَقْطَرُ مِنْهُ دُهْن طَيَّارٌ يُسَمَّي النَّفْطُ الأَبْيَضُ
sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik,baldırda çıkan yara ve çıbanı,yeşil cebe,terementi,Kürte menegiş derler yemişine Arapçada (حَبَّةُ الخَضْرَاء) derler kahvesi hoş kokulu olurبُطْمٌ : بَطْمٌ (و) بَُطْمَةٌ ، تَرَمَنْتِينَا ، شَجَرٌ يَشْبَهُ شَجَرَ الفُسْتُقِ لَهُ صَمْغٌ قَوِيُّ الرَّائِحَةِ و عَنَاقِيد ذَات حَبِّ صَغِيرٍ أَحْمَرَ أَوْ أَزْرَقَ أَوْ اَبْيَضَ و يُسْتَقْطَرُ مِنْهُ دُهْن طَيَّارٌ يُسَمَّي النَّفْطُ الأَبْيَضُ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
yeşil meşe ağacıبَلُّوطٌ أَخََْضَرُ
Mersin ağacı,mersin gillerin örnek bikisi ki,yaprakları yaz,kış yeşil kaldığından bahçelerde süs olarak yetiştirilirآسٌ (و) آسَةٌ
yeşil yasemin,çiğde gibi meyvası olam bir bitki,meyvesi hünnaba benzer bir çeşit yazı,çöl ağacıأَرْطَي (و) أَرْطَاةٌ (ج) أَرْطَيَاتٌ و أَرَاطَي و أَرَاطٍ
taze yeşil ot,yeşil bitki,mera,yeşillik,yer otlanmak,yaş ot,yeşil bitkiعُشْبٌ (ج) أَعْشَابٌ يقال بالأرض عشب كثير و فِي المَثَلِ
Ebu Cehil karpuzunun yeşil yeşil hatları zuhur eylediأَخْطَبَ الحَنْظَلُ : صَارَ أَخْطَبَ ، إِصْفَرَّ و صَارَتْ فِيْهِ خُطُوطٌ خُضْرٌ
Ebu Cehil karpuzunun yeşil yeşil hatları zuhur eylemekإِخْطَابٌ
saksı,rengi yeşil testi,yeşil kova,kavanoz,Ebu cehil karpuzuحَنْتَمٌ (ج) حَنَاتِمُ : مرطبان
yerin otu zuhur eylemek,çıkmak,yer yüzü yeşil kemha döşenmiş gibi yem yeşil olmakإِخْضَابٌ
yerin otu zuhur eylemek,çıkmak,yer yüzü yeşil kemha döşenmiş gibi yem yeşil olmakأَخْضَبَ : إِخْضَاباً
Ebu Cehil karpuzunun yeşil yeşil hatları zuhur eylemek,av yakın oolmak,evlilik teklifini kabul etmekأَخْطَبَ : إِخْطَاباً ،هُ
yeşil çekirgeye benzer bir böcektir uçar sarı ve yeşil alaca kanatları kırmızı ve sarı renk ile süslenmiştirأُمُّ حُبَاحِبَ
şu kına yakınmış hatun eline denir ki boyası zail olup ve henüz eseri baki ola,sırtından kuyruğuna kadar siyah hattı olan eşek,yeşil yeşil çizgiliolan ebucehil karpuzuخُطْبَانَةٌ (ج) خُطْبَان و خِطبَان و يقال يد خَطْبَاء اي نصل سواد خضابها و أَتَانٌ او حَنْظَلَةٌ خَطْبَاءُ و خُطْبَانَةٌ
sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik,baldırda çıkan yara ve çıbanı,yeşil cebe,terementiبُطْمٌ : بَطْمٌ (و) بَُطْمَةٌ ، تَرَمَنْتِينَا و يُسْتَقْطَرُ مِنْهُ دُهْن طَيَّارٌ يُسَمَّي النَّفْطُ الأَبْيَضُ
sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik,baldırda çıkan yara ve çıbanı,yeşil cebe,terementi,Kürte menegiş derler yemişine Arapçada (حَبَّةُ الخَضْرَاء) derler kahvesi hoş kokulu olurبُطْمٌ : بَطْمٌ (و) بَُطْمَةٌ ، تَرَمَنْتِينَا ، شَجَرٌ يَشْبَهُ شَجَرَ الفُسْتُقِ لَهُ صَمْغٌ قَوِيُّ الرَّائِحَةِ و عَنَاقِيد ذَات حَبِّ صَغِيرٍ أَحْمَرَ أَوْ أَزْرَقَ أَوْ اَبْيَضَ و يُسْتَقْطَرُ مِنْهُ دُهْن طَيَّارٌ يُسَمَّي النَّفْطُ الأَبْيَضُ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
silah,yatyarak,savut,cebe,bütün harp aleti,yat yarak,cebe,güç,kuvvet,Kürtçe çek derlerسِلاَحٌ (ج) أَسْلِحَةٌ
zırh,cebe,cevşen,silah,cebe,cevşen,göğüs ,sadr,gecenin başı veya ortası,bakiye,artıkجَوْشََنٌ (ج) جَوَشِنُ (فار) صَدْرٌ : درع ، بَقيّة و يقال مَضَي جَوْشَنٌ مِنَ اللَّيْلِ
menevişبُطْمٌ
meneviş tanesiحَبَّةُ الخَضْرَاءِ
bir meneviş,sakız ağacıبُطْمَةٌ وَاحِدَةُ البُطْمِ
cebe (far)درع الحديد
cebe (far)الدرع : ثوب ينسج من زرد الحديد ، ثوب من الجلد ، زرد ، زردية ، جوشن (ج) جواشن ، ، سلاح ناري ، جوشن ، سلاح ناري، تجهيزات
cebe koymakوضع في الجيب
zırh,cebeزَرْدُ الحَدِيدِ ، دِرْعٌ
cebe delen demrenدِرْعِيَّةٌ
bir ağaç ismi,çitlenbik,meneviş,batırmak,bakmakمَقْلٌ
cedene,meneviş,sakızlık ağacının yemişidir ki butum dahi derler çetlenbik tabir olunurحَبَّةٌ خَضْرَاءُ
çitlenbik ağacı,sedir,çölدَيْمُومٌ
sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik,baldırda çıkan yara ve çıbanı,yeşil cebe,terementiبُطْمٌ : بَطْمٌ (و) بَُطْمَةٌ ، تَرَمَنْتِينَا و يُسْتَقْطَرُ مِنْهُ دُهْن طَيَّارٌ يُسَمَّي النَّفْطُ الأَبْيَضُ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik,baldırda çıkan yara ve çıbanı,yeşil cebe,terementi,Kürte menegiş derler yemişine Arapçada (حَبَّةُ الخَضْرَاء) derler kahvesi hoş kokulu olurبُطْمٌ : بَطْمٌ (و) بَُطْمَةٌ ، تَرَمَنْتِينَا ، شَجَرٌ يَشْبَهُ شَجَرَ الفُسْتُقِ لَهُ صَمْغٌ قَوِيُّ الرَّائِحَةِ و عَنَاقِيد ذَات حَبِّ صَغِيرٍ أَحْمَرَ أَوْ أَزْرَقَ أَوْ اَبْيَضَ و يُسْتَقْطَرُ مِنْهُ دُهْن طَيَّارٌ يُسَمَّي النَّفْطُ الأَبْيَضُ
çitlenbikبُطم
bir ağaç ismi,çitlenbik,meneviş,batırmak,bakmakمَقْلٌ
iktisat,orta hayat,sincan ağacı,Musa ağacı,açlıkقَصَدٌ
köknar ve katran ağacı,dişi çam ağacıتَنُّوبٌ
maymun,ekmek ağacı,baobap ağacı,afrikada yetişen bu ağaç bitkilerin en büyüğüdürأَثْئَبُ (م) أَثْئَبَة
ağacı testere,bıçkı ile biçmek,kesmek,dişleri bileyip keskin etmek,bilemek,ağacı yarmakأَشَرَ ـِـ أَشْراً و أُشَراً
sorkun ağacı,sorgun ağacı,Arap şairleri sevgilinin boyunu bu ağaca benzetirler,çam sakızıبَانٌ *(و) بَانَةٌ : شَجَرٌ لَيِّنٌ وَرَقُهُ طَوِيلٌ أَبْيَضُ الزَّهْرِ و فِي المَثَلِ
deve dikeni,seksük ağacı,muğaylan ağacıأُمُ الغِيلان : غَضَاةٌ
sakız ağacı,çitlembik ağacı,aynı adla anılan,meyvası mercimekten az büyük ve burukça fıstıktadındadırبُطْمٌ ، بُطُمٌ
bir nevi deve dikeni ağacı,bir ağacın ismi,dikenli olan büyük ağaç,muz ağacı,yorulmakطَلْحٌ
seksek ağacı,dağdağan,sinsin ağacı ki gayet metin olur ateşi nice gün sönmeyip durur,dağdağanغََضَاةٌ (ج) غَضَي
dar ağacına asmakتعليق علي المشنقة
dar ağacına ilişkinمتعلق بعود الصلب
dar ağacına çekmekشَبِحَ ـَـ شَبْحاً
hurma ağacına aşı vurduجَبَّ النَّخْلَةَ : ألقحها
alıç ağacına benzer bir ağaçtır,azgilبُوتٌ
söğüde tazelik kayın ağacına katılık yaraşırإن الطراوة التي في شجر الخلاف هو أولي بها وإن جليزة الخلنج أولي أن يكون للخلنج
dişi hurma ağacına erkeğinin çomağına aşıladı,dölledi,çiçekleri tozlaştırdı,çiftleştirdiأَبَرَ النَّخْلَ : اَلْقَحَهُ
şu hurma ağacına denirki meyvesinin kesretinden altına destek yapılmış olaرُجَّبِيَّة
iri ve dikenli meşe ağacına su verilip köklerine kadar işlediأَخْصَبَتْ العِضَاةُ : جَرَي المَاءُ فِيْهَا حَتَّي إِتّصل بالعُرُوقِ
meşe ağacına benzer ve küçük ayva gibi meyveleri olan bir ağaçبَيْسَمٌ
diş hurma ağacına erkeğinin talını aşılamak,her nevi ağaç ve ekini ıslah etmekزَوْءٌ
deve palanı,palanın örtüsü,kolansız ve ipsiz vesair edavatsız yalnız ağacına denir ki hatep tabir olunurجِلَبٌ
dişi hurma ağacına erkek hurma aşıladı,ilkah ettiأَبَّرَ النَّخْلَةَ : لَقَّحَهَا و اَصْلَحَهَا
söğüt ağacına yaşlılık daha uygun kayın ağacınada katılık daha yaraşıklıdırإن رطوبة شجر الخلاف أوفق وإن خلنج جليزيته أليق
alıç ağacına benzer dikenli orta boylu bir dağ bir ağacıdır,azgil ağacıبُوتٌ : شَجَرٌ جَبَلِيٌّ شَائِكٌ مُتَوَسُّطُ الطُّولِ يَشْبَهُ الزَّعرُورِ
pek benzer olan,daha benzer,ziyaden benzeyenأَشْبَهَ
hint ülkelerininde hasıl olur zeytine benzer bir ağaçtırki içi fındığa benzer ve tatlı bir meyvedirبَلِيلِجٌ
ziyade benzer olan,daha benzer,ziyade şüpheli ve müşkil olan,daha benzer,ziyade benzeyen,ziyade şebih,ziyade müşabih,ziyade benzeyici nesne ve iyi nesneأَشْبَهُ : مُمَاثِلٌ ، مُشَابِهٌ
bir,aynı,eşit,orta,doğru,düz,denk,benzer,müsavi,aynı,bir,benzer,muadil,başka,maada,başka,maada,aynı,biraynı,bir,birdir,değişmez,düz olan nesne,doğruluk,adalet,tüze,orta,müsavi ve beraber olmak,hemkadir olmak,olmak,,benzer,muadil,doğruluk,adalet,tüze,orta,başka,maadaسَوَاءٌ : مساوي : مستوٍ : عَدْلٌ، وَسَطٌ ، نَفْسُهُ ، مَا عَدَا و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
birbirine benzeyen,birbirine benzer olan,benzeşen,birbirine benzer olanمُتَشَابِهٌ
benzerشبه ،شبيه ، يشبه ، يماثل ، مثل ، شبه ، الذي يشبه ، مثيل ، ند ، نظير ، مشابه ، مماثل، عديل ، معادل ، نظير ، مماثل
benzer beklentilerتوقعات مشابهة
benzer olaydaفي الحادث المشابه او المماثل
benzer önlemإِجْرَاءٌ مُمَاثِلٌ
benzer ziyaretزيارة مماثلة
benzer,şebihشَبِيهٌ
benzer,müşabihمُضَاهِي
benzemek,benzer,benzerlikشَبَهٌ (ج) أَشْبَهٌ
cemalin güneşe benzerجمالك شبليه بالشمس
benzer,misil,eşitبَزْوٌ : شِبْهٌ ، مِثْلٌ ، نِدٌّ
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir fersah bir mil bir ulak ve bir konak yürüdümسِرْتُ فَرْسَخاً و مِيلاً و بَرِيداً و منْزِلَةً
dünya bir köy vatan bir şehir şehir bir mahalle mahalle bir ev ve evde bir oda olduصَارَ العَالَمُ قَرْيَةً و الوَطَنُ مَدِيْنَةً و المَدِيْنَةُ حَيّاً و الحَيُّ بَيْتاً و البَيْتُ غُرْفَةً
a,e ye yazılmak,kendi kendine yazı,kitap yazmak,bir kişinin milli veya hayır bir projesini uygulayıp yerrine getirmesi için mal ve başka bir şeyle bağışta bulunması,bir kişinin bir meblağ para ve mal ile ticari bir projede katkıda bulunmasıإِكْتِتَابٌ (ج) إِكْتِتَابَاتٌ : تَبَرُّعُ المَرْءِ بِمَالٍ أَوْ غَيْرِهِ إِنْفَاذاً لِمَشْرُوعٍ وَطَنِيٍّ أوْ خَيْرِيٍّ ، إِسْهَامُ المَرْءِ بِمَبْلَغٍ مِنَ المَالِ فِي مَشْرُوعٍ تِجَارِيٍّ
bir şey yüksek olmak,bir yerden çıkıp başka bir yere gitmek,yükselmek,bir yerden başka bir yere çıkmak,gizlice seslenmek,gelmek,haber vermekنَبَأَ ـَـ نَبْأً و نَبَاَ و نُبُؤاً مِنْ
meyvsi çıkan ağaç,meyve tutmuş,meyveli,meyvedar ağaç,meyvesi çok yer,meyveler,yemişler,bir cins ağaçثَمْرَاءُ و يقال شجرة ثَمْرَاءُ و أَرْضٌ ثَمْرَاءُ
pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,ağaç kısmı özdeklenmek,ağaç uzayıp baldırlanmak,gövdelenmek,heveslendirmek,pazara sürmek,pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,kibirden dönüp hareket ettirmekتَسْوِيقٌ (ج) تَسْوِيقَاتٌ
dal ve budakları kesilmiş ağaç, ağaç gövdesi,ağaç kütüğü,odun kütüğü omca,tomruk,ayakkabı ucu,dağın mera ve zahir tepecisi,az mal,uyuz develerin sürtüna dedikleri kütük,asıl,kökجِذْلٌ (ج) أَجْذَالٌ و جِذَالٌ و جُذُولٌ و جُذُولَةٌ و يقال له جِذْلٌ من المال و عاد إلي جِذْلِهِ اي إلي أصله
ağaç,tahta,kereste,ahşap,kuru odun,ağaç parçası,kalın kuru ağaç parçasıخَشَبٌ (ج) أَخْشَابٌ و خَشَبٌ و خُشُبٌ و خُشْبَانٌ : لَوْحٌ و يقال قطع الخشب وهو ما غلظ من العيدان
buhur ağacı,güzel kokulu ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,hoş kokulu bir ağaç ki onunla tütsülenirlerيَلَنْجُجٌ ، يَلَنْجُوجٌ ، يَلَنْجُوجِيٌ : عُودُ البخور
ağaç,çöp,çubuk,odun,ut ağacı,koku ağacı,kopuz,saz,dar,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahta,kuru ağaç,kuru ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,kopuz,ağaç,ud,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahtaعُودٌ (ج) أَعْوَادٌ و عِيْدَانٌ
pınar,memba,kaynak,akan,yay yapılan ağaç,akça ağaçنَبْعٌ
ağaç boylanıp uzamak,ağaç uzun ve büyük olmak,uzunluk,büyüklükبُسُوق ، طُولٌ
ağacın,ağaca ait,ağaç şeklinde,ağaçsıl,şeceri,ağaç üstünde yaşayan asalakشَجَرِيٌّ
5) Cins isimlerin tekilini göstermekte kullanılır(شَجَرٌ ) ağaç (شَجَرَةٌ)tek bir ağaçتَأتِي لإظْهَارِ مُفْرَدِ اَسْمَاءِ الجِنْسِ نَحْوِ :
aygırlaşan,meyva tutmayan ağaç,erkek ağaçمُتَفَحِّلٌ
kök salmış bir ağaç,sabit ağaçشَجَرَةٌ آرِزَةٌ
ulu ağaç,büyük ağaç,aşağıya sarkıtmakدَوْحٌ (وَ) دَوْحَةٌ
ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmak,yer ağaç bitirmekإِشْجَارٌ (ج) إِشْجَارَاتٌ
yer ağaç bitirmek,ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmakأَشْجَرَ : إِشْجَاراً
avukat,sıcak ülkelerde yetişen meyveli bir ağaç olup meyvesi armut şeklinde olup lezzetlidirأَفُوكَاتُو (فِر): مُحَامٍ ، شَجَرٌ مُثْمِرٌ يَكْثُرُ فِي البِلاَدِ الحَارَّةِ ثِمَارُهُ حُلْوَةٌ عَلَي شَكْلِ الإِجَّاصِ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
bu zaman bir gün aleyhimize olup kederleniriz ve bir gün lehimize olup sevinirizفيوم لنا و يوم علينا و يوم نسّاء و يوم نسّ
adımı geniş olan adam,ayaklarının başı birbirine yakın olup çköeleri ırak olan kimse,uyluklarının arası geniş olup apışık ayaklı olan kişiأَفْحَجُ (ج) فُحْجٌ (م) فَحْجَاءُ : الّذِي تَدَانَتْ صُدُورُ قَدَمَيْه و تَبَاعَدَتْ عَقْبَاهُ
şahitler,tanıklar,hazır olmak,hazır olup görmek ve hazır ve mevcut olup göze görünmek ve görüp müşahade etmekشُهُودٌ
deve harın olduğundan çöküp yürümekten imtina eyledi,vücuduna kırıklık arız olup yahut bir hastalık ve illet isabet eylemekle harekete bimecal olup çöküp kaldı taki ifaket bulup yahut helak oluncaya kadarأَحَبَّ البَعِيرُ : برك فلم يثر أو أصابه كسر او مرض فلم يبرح مكانه حتي يبرأ او يموت
toprak ham kalmak,işlenmemek,yakalamak,tecrübe etmek,denemek,devenin gebe olup olmadığını anlamak için deveyi aygıra çekmek,deve aygırı dişi devenin gebe olup olmadığını koklamasından anlamakبَارَ ـُـ بَوْراً ، هُ
neşet,başlama,zuhur etmek,yeniden peyda olup hayat ve zindegani bulmak,çocuk taze büyüyüp boybos sahibi ve civan olmak,yetişmek,yükselmek,neşet,oluşum,yetişme,yetiştirme,terbiye,yeni meydana gelmek,kaynaklanmak,başlama,zuhur,yaş,taze ot,etmek,filiz,fidan,henüz boy sürmekte olup kalınlaşmamış bitki,yaş,taze ot,boy sürmek üzere olup henüz gılzat bulmamış nebat,neşet,zuhurنَشْأَةٌ ، نَشَأَةٌ و فِي القرآنالكريم
kıvam bulup köynümek ve olup kemal bulmak,meyve ve yemişler kemalini bulup pişmek,yemiş olup kemalini bulmakيُنُوعٌ
birinin göğsü soğuktan hıışrdayıp sesi kısık olmak,sahilin toprağı sert olup taş gibi katılaşmak,tulum sütten kirlenmek,erkek deve dişisine aşmaktan kesilmek,nezle olup göğsüne inmek ve sesi kısılmak,deniz kenarındaki balçık taş gibi kurumak,yabanda geceleyip yatmakجَشِرَ ـَـ جَشَراً
yemiş olup kemalini bulmak,yemiş olmakla devşirmeğe gelmek,meyve olgunlaşmak,meyve kemale ermek,kızarmak,kıvam bulup köynümek,meyve olup kemal bulmak,meyve ve yemişler kemalini bulup pişmekيَنْعٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
lazım olup gerekmek,lüzüm,iktiza,hacet,gereksinim,ihtiya,iş,rica,lazım olup gerekmek,lüzüm,iktiza,yaraç,gereksinim,lazım olan,fakirlikحَاجَةٌ (ج) حَاجَاتٌ و حَوَائِجُ و تَقولُ قَضَيْتُ كُلَّ حَاحَةٍ و دَاجَةٍ
denemek,yoklamak,tecrübe etmek,imtihan etmek,dişi deveyi gebe olup olmadığı anlamak için puğura dişi devenin gebe olup olmadığı yoklayarak koklamak,istişmam etmek,arazi işlenmemek,ham toprak halinde kalmak,bor kalmak,helak olmak,kesada uğramak,heder ve batıl olmak,boşa çıkmakبَارَ ـُـ بَوْراً و بَوَاراً و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
fiil cümlesine ve ekseriya maziye nadiren muzariye dahil olup nevakit,vakta ki manasını ifade eder ve bazen şardetatı sayılıp şart ve cevap alır(إذا جاء نصر الله و الفتح ... فسبح لله .. و الليل إذا يغشي ألخ) gibi,isim cümlesine dahil olup bir şeyin ansإِذَا ، لَوْ : أَداةُ الشَّرْطِ و ظَرْفُ الزَّمَانِ و أدَاةُ الوَقْتِ و الحِيْنِ و حَرْفُ المُفَاجَأَةِ نَحْوُ
kararsız olup öte beri hareket etmek,iki nesnenin arasında mütereddid olmak,kararsızlık,kararsız olup öteberi hareket eylemek,kararsızlık,frekans,titreşme,sallanma,iki şey arasında tereddüt etmek,intizamsızlık,ikişey arasında tereddüt etmekتَذَبْذُبٌ (ج) تَذَبْذُبَاتٌ : تَرَدُّدٌ
gemi kerestesiخَشَبُ السَّفِينَةِ
abanoz ağacı veya kerestesiأَبَنُوزٌ ، أَبَنُوسٌ ، آبَنُوسٌ ، أَبِنُوس، أَبْنُوسٌ: خَشَبٌ أَسْوَدُ
abanoz ağacı,tahtası,kerestesiخَشَبُ الأَبَنُوسِ : خَشَبٌ أَسوَدٌ صًثلْبٌ ثَقِيلٌ
pelesenk,mürner,sıcak memleketlerde yetişen,mor renkli,kerestesi doğramacılıkta kullanılan bir ağaçki,salkım halinde küçük beyaz çiçekleri vardır,onlardan güzel kokulu yağ çıkarılırبَلَسَانٌ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
kahve tanelerinden pişmiş kahve,kahve rengi gözبُنِيَّةٌ
kahve ağacının meyva çekirdekleri,kahve ağacıبُنٌّ : بِنْتُ اليَمَنِ
kahve,kahve ağacı veya taneleriبُنٌّ : قَهْوَةُ البُنِّ
kahve,kahve ağacı veya taneleriبُنٌّ : قَهْوَةُ البُنِّ ، حَبُّ شَجَرٍ عُرِفَ أَصْلاً فِي الحَبَشَةِ و أُشْتِهِرَ فِي اليَمَنِ و فِي البَرَازِيلِ يُحَمَّصُ و يُطْحَنُ و يُعْمَلُ مِنْهُ شَرَابٌ مُنَبِّهٌ يُعْرَفُ بالقَهْوَةِ
kahve tanelerinden pişmiş kahveبُنِيَّةٌ
kahveبِنْتُ اليَمَنِ ، بُنٌّ
kahve tavasıمِحْمَصَةُ البُنِّ
kahve tavasıمحمصة البنّ
kahve üretmekإِنْتًَاجُ البُمنِّ
kahve şekeriسُكَّرُ القَهْوَةِ
kahve rengiقَهْوِيٌّ
kahve kabıظَرْفُ القَهْوَةِ
kahve kaşığıملعقة القهوة
kahve kokusuرائحة القهوة
kahve kullanmakإِسْتِخْدَامُ القَهْوَةِ
rengi solmuş,rengi uçmuş,soluk,rengi atmışشَاحِبُ اللَّوْنِ
ekinin tanesi katılaşıp rengi duman rengi gibi olduإِدَّخَنَ الزَّرْعُ : إِشْتَدَّ حَبُّهُ فَصَارَ لَوْنُهُ كَلَوْنِ الدُّخَانِ
bir şeyin rengi toz toprak rengi gibi olmakإِسْتَعْفَرَ : إِسْتِعْفَاراً
bir nesneyi yalınızca başlı başına tahsis edinmek,renk değişmek,rengi bozulmak,rengi atmakإِلْتِمَاءٌ (ج) إِلْتِمَاءَاتٌ
aile ve çoluk çocuğunun geçimini dar eden adam,rengi toz rengi olan şeyأَقْتَرُ (ج) قُتْرٌ (م) قَتْرَاءُ : البَخِيلُ المُضَيِّقُ علَي عِيَالِهِ فِي النَّفقَةِ ، مَا لَوْنُهُ لَوْنُ القَتَرِ أَيْ الغَبَرَةِ
bir nesneyi yalınızca başlı başına tahsis edinmek,renk değişmek,rengi bozulmak,rengi atmak,mensup olmak,إِلْتَمَأَ : إِلْتِمَاءً إِلَي
rengi karasağı ve kızılsağı olan kuş,konur tüylü at,ve kuş,yağızımsı al at,pekmez renkli,rengi ne kızıl ne kara olan hayvan,kula dediğimiz renk,rengi kara ile kırmızı arasında olan kuşأَدْبَسُ (ج) دُبْسٌ (م) دَبْسَاءُ
rengi kesilmiş,rengi solmuşذَاهِبُ اللَّوْنِ
rengi bozulmak,rengi atmakأُلْتُقِعَ: إِلْتِقَاعاً
formanın rengi,gömleğin rengiلَوْنُ القَمِيصِ
rengi bozulmak,rengi atmakإِلْتِمَاهٌ (ج) إِلْتِمَاهَاتٌ
rengi kesilmiş,rengi solmuşزَائلُ اللَّوْنِ
rengi bozulmak,rengi atmakإِلْتَمَهَ : إِلْتِمَاهاً
rengi kesilmiş,rengi solmuşكَمِيدُ اللَّوْنِ
rengi bozulmak,rengi atmakإِلْتِقَاعٌ (ج) إِلْتِقَاعَاتٌ
avukat,sıcak ülkelerde yetişen meyveli bir ağaç olup meyvesi armut şeklinde olup lezzetlidirأَفُوكَاتُو (فِر): مُحَامٍ ، شَجَرٌ مُثْمِرٌ يَكْثُرُ فِي البِلاَدِ الحَارَّةِ ثِمَارُهُ حُلْوَةٌ عَلَي شَكْلِ الإِجَّاصِ
beladir,sakız ağacı,yeşil cebe,meneviş ağacı,çitlenbik ağacına benzer bir ağaç olup kerestesi kahve rengi olup kıymetli bir ağaçtırبَلاَذُِرٌ : شَجَرٌ يَشْبه البُطْمِ خَشَبُهُ أَحْمَرُ بُنِّيٌّ ثَمِينٌ
bu zaman bir gün aleyhimize olup kederleniriz ve bir gün lehimize olup sevinirizفيوم لنا و يوم علينا و يوم نسّاء و يوم نسّ
adımı geniş olan adam,ayaklarının başı birbirine yakın olup çköeleri ırak olan kimse,uyluklarının arası geniş olup apışık ayaklı olan kişiأَفْحَجُ (ج) فُحْجٌ (م) فَحْجَاءُ : الّذِي تَدَانَتْ صُدُورُ قَدَمَيْه و تَبَاعَدَتْ عَقْبَاهُ
şahitler,tanıklar,hazır olmak,hazır olup görmek ve hazır ve mevcut olup göze görünmek ve görüp müşahade etmekشُهُودٌ
deve harın olduğundan çöküp yürümekten imtina eyledi,vücuduna kırıklık arız olup yahut bir hastalık ve illet isabet eylemekle harekete bimecal olup çöküp kaldı taki ifaket bulup yahut helak oluncaya kadarأَحَبَّ البَعِيرُ : برك فلم يثر أو أصابه كسر او مرض فلم يبرح مكانه حتي يبرأ او يموت
toprak ham kalmak,işlenmemek,yakalamak,tecrübe etmek,denemek,devenin gebe olup olmadığını anlamak için deveyi aygıra çekmek,deve aygırı dişi devenin gebe olup olmadığını koklamasından anlamakبَارَ ـُـ بَوْراً ، هُ
neşet,başlama,zuhur etmek,yeniden peyda olup hayat ve zindegani bulmak,çocuk taze büyüyüp boybos sahibi ve civan olmak,yetişmek,yükselmek,neşet,oluşum,yetişme,yetiştirme,terbiye,yeni meydana gelmek,kaynaklanmak,başlama,zuhur,yaş,taze ot,etmek,filiz,fidan,henüz boy sürmekte olup kalınlaşmamış bitki,yaş,taze ot,boy sürmek üzere olup henüz gılzat bulmamış nebat,neşet,zuhurنَشْأَةٌ ، نَشَأَةٌ و فِي القرآنالكريم
kıvam bulup köynümek ve olup kemal bulmak,meyve ve yemişler kemalini bulup pişmek,yemiş olup kemalini bulmakيُنُوعٌ
birinin göğsü soğuktan hıışrdayıp sesi kısık olmak,sahilin toprağı sert olup taş gibi katılaşmak,tulum sütten kirlenmek,erkek deve dişisine aşmaktan kesilmek,nezle olup göğsüne inmek ve sesi kısılmak,deniz kenarındaki balçık taş gibi kurumak,yabanda geceleyip yatmakجَشِرَ ـَـ جَشَراً
yemiş olup kemalini bulmak,yemiş olmakla devşirmeğe gelmek,meyve olgunlaşmak,meyve kemale ermek,kızarmak,kıvam bulup köynümek,meyve olup kemal bulmak,meyve ve yemişler kemalini bulup pişmekيَنْعٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
lazım olup gerekmek,lüzüm,iktiza,hacet,gereksinim,ihtiya,iş,rica,lazım olup gerekmek,lüzüm,iktiza,yaraç,gereksinim,lazım olan,fakirlikحَاجَةٌ (ج) حَاجَاتٌ و حَوَائِجُ و تَقولُ قَضَيْتُ كُلَّ حَاحَةٍ و دَاجَةٍ
denemek,yoklamak,tecrübe etmek,imtihan etmek,dişi deveyi gebe olup olmadığı anlamak için puğura dişi devenin gebe olup olmadığı yoklayarak koklamak,istişmam etmek,arazi işlenmemek,ham toprak halinde kalmak,bor kalmak,helak olmak,kesada uğramak,heder ve batıl olmak,boşa çıkmakبَارَ ـُـ بَوْراً و بَوَاراً و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
fiil cümlesine ve ekseriya maziye nadiren muzariye dahil olup nevakit,vakta ki manasını ifade eder ve bazen şardetatı sayılıp şart ve cevap alır(إذا جاء نصر الله و الفتح ... فسبح لله .. و الليل إذا يغشي ألخ) gibi,isim cümlesine dahil olup bir şeyin ansإِذَا ، لَوْ : أَداةُ الشَّرْطِ و ظَرْفُ الزَّمَانِ و أدَاةُ الوَقْتِ و الحِيْنِ و حَرْفُ المُفَاجَأَةِ نَحْوُ
kararsız olup öte beri hareket etmek,iki nesnenin arasında mütereddid olmak,kararsızlık,kararsız olup öteberi hareket eylemek,kararsızlık,frekans,titreşme,sallanma,iki şey arasında tereddüt etmek,intizamsızlık,ikişey arasında tereddüt etmekتَذَبْذُبٌ (ج) تَذَبْذُبَاتٌ : تَرَدُّدٌ
nesneyi kıymetli olarak satın aldı ve kıymetli edindiإِسْتَفْخَرَ الشَّيْئَ : إِشْتَرَاهُ او إِتَّخَذَهُ فَاخِراً
kıymetli cevher,inci yapan,satan,düzen kişi,boğmaklar ve kıymetli taşlı gerdanlıklar,düzücü ve satıcıفَرَّادٌ
bir şeyi kıymetli saymak,lüks saymak,kıymetli olarak satın almakإِسْتَفْخَرَ : إِسْتِفْخَاراً
aziz,değerli,kıymetli,ulu, kuvvetli ,izzetli,sevgili,hoppa,kiymetli,muhterem,ulu,kuvvetli,ulu,güçlü,üstün olan,büyük,galip ve kahrediciعَزِيزٌ (ج) أَعِزَّاءُ
pek kıymetli,çok değerli,pek pahalı,ziyade kiymetli,semeni ziyade olan,pahası ziyade olanأَثْمَنُ
güzel ahlaktan daha kıymetli bir ziynet yoktur,iyi ahlaktan daha kıymetli bir süs yokturلاَ حِلْيَةَ أَثْمَنُ مِنْ مَكَارِمِ الأَخْلاَقِ
kıymetliعالي القيمة ، ذو قيمة ، فاخر ،ثمين ، كريم ، قيم، ذو قيمة ، نفيس ، كثير القيمة
kiymetliذُو قِيمَةٍ
kıymetli mücevheratمجوهرات ثمينة
kıymetli kitaplarكُتُبٌ قَيِّمَةٌ
kıymetli ödüllerجَوَائِزُ ثَمِينَةٌ : جَوَائِزَ قَيِّمَةٌ
kıymetli ödüllerجوائز ثمينة ، جوائز قيمة
kıymetli taşحجر كريم ، حجر ثمين
kıymetli taşحجر كريم
kıymetli taşlarأحجار كريمة، أحجار ثمينة ، جواهر، خرزات
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir fersah bir mil bir ulak ve bir konak yürüdümسِرْتُ فَرْسَخاً و مِيلاً و بَرِيداً و منْزِلَةً
dünya bir köy vatan bir şehir şehir bir mahalle mahalle bir ev ve evde bir oda olduصَارَ العَالَمُ قَرْيَةً و الوَطَنُ مَدِيْنَةً و المَدِيْنَةُ حَيّاً و الحَيُّ بَيْتاً و البَيْتُ غُرْفَةً
a,e ye yazılmak,kendi kendine yazı,kitap yazmak,bir kişinin milli veya hayır bir projesini uygulayıp yerrine getirmesi için mal ve başka bir şeyle bağışta bulunması,bir kişinin bir meblağ para ve mal ile ticari bir projede katkıda bulunmasıإِكْتِتَابٌ (ج) إِكْتِتَابَاتٌ : تَبَرُّعُ المَرْءِ بِمَالٍ أَوْ غَيْرِهِ إِنْفَاذاً لِمَشْرُوعٍ وَطَنِيٍّ أوْ خَيْرِيٍّ ، إِسْهَامُ المَرْءِ بِمَبْلَغٍ مِنَ المَالِ فِي مَشْرُوعٍ تِجَارِيٍّ
bir şey yüksek olmak,bir yerden çıkıp başka bir yere gitmek,yükselmek,bir yerden başka bir yere çıkmak,gizlice seslenmek,gelmek,haber vermekنَبَأَ ـَـ نَبْأً و نَبَاَ و نُبُؤاً مِنْ
iki ağaçtır ki boyunduruğa sokarlarسِيْقَانٌ
Hicazda biten kazi ki ulu ağaçtırكَاذِيٌ
alıç ağacına benzer bir ağaçtır,azgilبُوتٌ
kalembek ağaçtır Hindistan gelir tespih ederlerهَرْنُوةٌ
kalembek ağaçtır Hindistan gelir tespih ederlerقَلَنْبَقٌ
Hicazda biten kazi ki ulu ağaçtırكَازِيٌ
Hicazda biten kazi ki ulu ağaçtırفَعْلَمُونَةٌ
akasya ağacı,sıcak ülkelerden çok olan kokulu bir ağaçtırأََقَاقْيَا : شَجَرَةٌ تَكْثُرُ فِي البِلاَدِ الحَارَّةِ رَائِحَتُهَا عِطْرِيَّةٌ
bir ağaçtır ki havaya bulut gelse yaşarır olmazsa kururبَرْوَقَةٌ و فِي المَثَلِ
zevle,zivle dedikleri iki eğri ağaçtır ki boyunduruk deliklerine sokarlarسَمِيقٌ (تث) سَمِيقَان
çöl ağaçlarından bir ağaçtır çiçeği Yemen safranından daha sarı olurقَرْضَي (و) قَرْضَئَةٌ
sidre,bir ağaçtır ki yapraklarını kurutup döverler ve onunla hamamda yıkanırlar,nabak ağacıسِدْرَةٌ
diş budak,seksük ağacı,çöl ağacından meşhur bşr ağaçtır ki kurt kısmı onun olduğu yerlerde barınırغَضَا
iğde gibi meyvesi olan bir nevi acı ağaçtır ki meyvesini develer yer,yaprağıyla sepiciler sahtiyan boyarlar,erta ağacıأَرْطِيَ (ج) أَرَاطَي و أَرَاطٍ و آرَاطٌ : شَجَرٌ لَهُ ثَمَرٌ كالعُنَّابِ
kuyudan toprak çıkardıkları küfenin kulplarına geçirilen zula gibi iki ağaç,zembilin kulpuna takılan iki ağaçtırمِسْمَعَان : الخَشَبَتان اللَّتان تُدْخَلانِ في عُرْوَتي الزَّنْبِيل الذي يُخْرَج به التُّراب من البئرِ.
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid