1.5 MİLYON'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid adam kötü görünüşlü oldu,göğsü dışarı çıkıp sırtı yaratılıştan içeri girdi,kambur gibi oldu kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
adam kötü görünüşlü oldu,göğsü dışarı çıkıp sırtı yaratılıştan içeri girdi,kambur gibi oldu قَعِسَ الرَّجُلُ قَعَساً : إقْعَنْسَسَ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
uzun boylu iri adam,ahmak adam,kötü ahlaklı adam,fena adamبِرْشِعٌ ، بِرْشَاعٌ
uzun boylu iri adam,ahmak adam,kötü ahlakı adam,fena adamبِرْشَاعٌ : بِرْشِعٌ
fasık,abdestsiz,sapkın,imansız,azgın,ahlaksız,günahkar,itaat çemberinin dışına çıkan,hakkın emrini tutmayan,abdestsiz,sapkın,fasık adam,hak yoldan çıkan adam,zinakar adam,kafir adam,fasık adam,hak yoldan çıkan adam,zinakar adam,kafir adamفَاسِقٌ (ج) فُسَّاقٌ و فَسَقَةٌ و فَاسِقُون و فِي القُرْآنِ
varlıklı adam,zengin adam,servet sahibi hali vakti iyi olan adamرَجُلٌ مُوسِرٌ اي مُيَّسَرٌ
şirretli,hilekar,mütekebbir,mağrur,kibirli,mekruh,iğrenç,menfur adam,yaramaz adam,habis adamبِرْدِيسٌ : بِرْدِسٌ
adam ansızın zuhur edip bastı,adam şer ve husumet peyda etti,adam yalan söylediبَاقَ الرَّجُلُ
puhu kuşu,erkek baykuş,tüyleri dökülmüş çakır,baykuşa benzer küçürek bir kuştur ki ahmak,akılsız kimseyi ona benzetirler,serseri adam,zayıf güçsüz adam,pek hafif mizaçlı hoppa adam,zayıf güçsüz adam,sebükmağzبُوهٌ : طَائِرٌ يَشْبَهُ البُومَ أَصْغَر مِنْهُ ، بُومٌ ، ذَكَرُ البُومِ ، الصَّقْرُ الّذِي سَقَطَ رِيْشُهُ
şirretli,habis,hilekar ,mütekebbir,mağrur,kibirli,mekruh,iğrenç,menfur adam,yaramaz adam,habis adamبِرْدِسٌ : بِرْدِيسٌ
inatçı adam,sert,hırçın ve ters huylu adam,dargınمَحِكٌ
dişlerini temiz tutmamaktan ağzı fena kokan adam,bedhuy adamرَجُلٌ بَشِعٌ
adam bir şeye başladı,adam nesneyi ilk önce yaptıبَدَأَ الرجُلُ الشّئ : فَعَلَهُ إِبْتِدَاءً اي قَدَّمَهُ فِي الفِعْلِ
büyük adam,yaşlı,şerefli,şahsiyetli adam,saygı değer,uluبَجِيلٌ ، مُبَجَّلٌ ، بَجَالٌ يُقَالُ فُلاَنٌ بَجِيل نَجِيلٌ أَيْ أَصِيلٌ
büyük adam,yaşlı,şerefli,şahsiyetli adam,saygı değer,uluبَجَالٌ ، بَجِيلٌ ، مُبَجَّلٌ
adam bir şeye başladı,adam nesneyi ilk önce yaptıبَدَأَ الرجُلُ الشّئَ : إبتدأ: فعله إبتداء اي قدمه في الفعل:
büyük adam,yaşlı,şerefli,şahsiyetli adam,saygı değer,uluمُبَجَّلٌ ، بَجِيلٌ ، بَجَالٌ
pek şirretli,şerrir,şerli,şeytan,iblis,habis,kötücül,kötü,kötüniyetli,bedbaht,hayırsız,huysuz,kötü,kötü niyetliشِرِّيرٌ
kötü olacak,kötü gelecek,kötü kader,cehennemبِئْسَ المَصِيرُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
hırçın,kötü huylu,geçimsiz,vahşi,huysuz,serkeş,bedbaht,kötü niyetli,terbiyesiz,kaba,hoyrat,kavgacı,kötü ahlaklı,sert,katı yer,öneği,oyun bozan,ters,telhruشَرِسٌ (م) شَرِسَةٌ
vebal,kötü akibet,mesuliyet,sorumluluk,ağırlık,yük,fesat,şiddet,sıkıntı,sıhhatsızlık,sağlığa aykırılık,kötülük,kötü akibet,vahamet,kötü netice,günah,tehlike,felaket,eziyet,zararından korkacak şeyوَبَالٌ : وَخَامَةٌ ، أَذَيً ، سُؤُ العَاقِبَةِ و فِي القرآن الكَرِيم
kötü bir şey işlemek,bir işi iyi yapmamak,kötü zanda bulunmak,yaramazlık etmek,iyilik edene yatlılık etmek,kötülük etmek,kötülük yapmak,kötü etmek,hakeret etmek,tahkir etmek,çürütmek,fenalık etmek,yaman etmek,başına fena bir hal getirmek,kemlik etmek,kötüأَسَاءَ : إِسَاءَةً إِلَي ، بِ ، عَلَي ، لِ ، هُ
kötü kokulu yapmak,ağzını kötü kokutmak,kötü kokulu kılmakأَبْخَرَ : إِبْخَاراً ، هُ
kir,pislik,kötü iş veya laf,murdar yer,mezbele,fücür,çirkin iş veya kötü söz,insanlara karışmayan kötü huylu,kısakanç adam,sürüden uzak durandeve,işine ve sözüne aldırmayanقَاذُورَةٌ (ج) قَاذُورَاتٌ
bir işi fena ve kötü işlemek,işinde kötü davranmak,yalan uydurmak,devenin ayak bağını çözmek,çabuk yürümek,çabuklamak,ivmek,yalan söylemek,elbiseyi kötü dikmek,kesmek,başka şeyle karıştırmak,süratlıca sürmek,katmak,at dört nala gitmekبَشَكَ ـُِـ بَشْكاً فِي ، هُ
bir işi fena ve kötü işledi,işinde kötü davrandıبَشَكَ فِي عَمَلِهِ
yavuz, azgın ve bozuk,çapkın,kötü,talih,kötü,yaramazطَالِحٌ
fena davrandı,kötü hareket etti,kötü tasrrufta bulunduأَسَاءَ التَّصَرُّفَ
kötü,fena adam,şer,en kötü,her türlü kötülük,şeytan,kıvılcım,şer,her türlü kötülük,fenalık,fesat,şer,kötülük,fesat,şer,fenalık,şer,zarar , yaramazlık , yavuzluk ,savaş ,kötü adam ,fena adam , yaramaz kişi, zarar ziyan ve kedere sebep olan nesne,fena olmak,hastalık,hoşa gitmeyen şey,savaş,yavuzluk,kötü adam,fena adam,yaramaz kişi,pek fena,kötü,en kötüشَرٌّ (ج) شِرَارٌ و أَشِرَّاءُ و أَشْرَارٌ (م) شَرّةٌ و يَقَالٌ هَذَا الشَّرُّ و اليَرُّ : إِتْبَاعٌ
pis,kötü,kötü iş,haram,küfürرِجْسٌ (ج) أَرْجَاسٌ
kötü,yaramaz,habis olmak,kötü arkadaş ve dostlar edinmek,birine kötülük öğretip ifsat etmekأَخْبَثَ : إِخْبَاثاً ، هُ
koyunlarını arıklatmak,zayıflatmak,zaman,felek birinin halini perişan etmek,anne çocuğunu kötü beslemek,kötü gıda vermekأَحْثَلَ : إِحْثَالاً
güzel görünüşlüجَمِيلُ المَنْظَرِ
güzel görünüşlüهَيِئٌ
filan kimse güzel görünüşlü olduهَاءَ فُلاَنٌ
kalın kafalı,cahil,kötü görünüşlüبَلْدَمٌ ، بِلْدَامٌ
kalın kafalı,cahil,kötü görünüşlüبِلْدَامٌ ، بَلْدَمٌ
mera,yeryüzü hoş görünüşlü oldu,süslendiأَرُضَتِ الأَرْضُ و المَرْعَي
iyiliğe layık,yakışır olmak,yeryüzü hoş görünüşlü olmak,süslemekأَرُضَ ـُـ أَرَاضَةً
bir kimse güzel görünüşlü olmak,bir işe hazırlanmak,arzu etmek,özlemekهَاءَ ـَـ هَيْئةً إِلَي ، لِ
güzel görünüşlü,güzel kıyafetli ve kılıklıهَيِّئٌ : حَسَنُ الهَيْئَةِ
adam kötü görünüşlü oldu,göğsü dışarı çıkıp sırtı yaratılıştan içeri girdi,kambur gibi olduقَعِسَ الرَّجُلُ قَعَساً : إقْعَنْسَسَ
sütleğen,sütleğen gillerden,yaprak,sap ve köklerinde süt görünüşlü,kekre ve yakıcı bir özsin bulunan ve yedi yüze kadar türü bilinmekte olan bitki hekimlikte ve sanayide kullanılmaktadırأَصَفٌ ، كَبَرٌ ، لَصَفٌ
göğüs çıkık olmak,geri geri gitmek,at serkeş olmak,çirkin görünümlü olmak,çirkin görünüşlü olmak,geri dönmek,göğsü kmburlanmakإِقْعَنْسَسَ : إِقْعِنْسَاساً
yaratılıştan göğsü dışarı,sırtı içeri girmiş oldu,göğsü kamburlandı,göğüsten kambur olduإِقْعَنْسَسَ : خَرَجَ صَدْرُهُ و دَخَلَ ظهْرُهُ خِلْقَةً
adamın yağrınısı göğsü üzerine düşkün oldu yani arka dışarı çıkıp göğsü içeri girmek vechiyle kambur olduجَنِئَ الرجلُ : أشرف كاهله علي صدره
adamın göğsü dışarı fırlayıp arkası batmış oldu,önden kambur olduبَزِخَ الرَّجُلُ
adam kötü görünüşlü oldu,göğsü dışarı çıkıp sırtı yaratılıştan içeri girdi,kambur gibi olduقَعِسَ الرَّجُلُ قَعَساً : إقْعَنْسَسَ
göğsü çıkık,göğsü kambur,sırtı içeri giren kimse,göğsü dışarı çıkmış olan kişi,uzun,sarp,erişilmez,sabit,eğri başlı,eğri belli,eğri sırtlı,eğri boyunlu,beli rahat olan atأَقْعَسُ (ج) قُعْسٌ (م) قَعْسَاءُ : مَنْ خَرَجَ صَدْرُهُ و دَخَلَ ظَهْرُهُ خِلْقَةً، المَنِيعُ ، ثَابتٌ ، ثَابِتَة ، طَوِيلٌ ، مَائِلُ الرَّأْسِ و الظَّهْرِ و العُنْقِ و تَقُولُ إِذَا رَأَيْتَ أَبْكَارَ العَسَا و عَجَائِزَ قَعْسَاء فَقُلْ لَعاً و تَعَساً
adamın göğsü çıkıp arka içeri olduفَسِئَ ـَـ فَسَأً الرَّجُلُ : كَانَ أَفْسَأَ
adamın göğsü etli ve yağlı olduإِثْرَنْدَي : إِثْرِنْدَاءً الرَّجُلُ
adamın ve devenin göğsü soğuktan hışırdayıp sesi kısık olduجَشِرَ الرَّجُلُ و البَعِيرُ
gemi göğsü,kuş göğsüجُؤْجُؤٌ : صَدْرُ السَّفِينَةِ
adamın arkası içeri girip göğsü dışarı çıktı,kamburoldu,adam yassı burunlu olduفَطِئَ الرَّجُلُ فَطَأً و فُطْأَةً : فطس
göğsü çıkıp arka içeri olan kişi,arkası içine sıkılmış göğsü taşra domalıç olan er,gçğsü çıkık,kambur kimseأَفْسَأُ (ج) فُسْءٌ (م) فَسْآءُ : أَبْزَخُ ، مَنْ إذَا قَعَدَ لَمْ يَسْتطِعْ أَنْ يَقُوم إِلاَّ بِجُهْدٍ ويُقَالُ ُرَجُلٌ أَفْسَأُ أَيْ اَبْزَخُ و الّذِي خَرَجَ صَدْرُهُ و نَتَأَتْ خَتْلَتُهُ اَو الّذِي إِذَا مَشَي كَأَنَّهُ يوجعُ إِسْتُهُ أَوْ مَنْ قَ
adam göğsü ziyade dışarı çıkıp sırtı ziyade içeri girdi,adamın göğsü ziyade yumrulaştıإِقْعَنْسَسَ الرَّجُلُ
adamın göğsü ve sağrısı çıkık ve arkası içeri batmış olduبَزِيَ الرَّجُلُ
adamın göğsü ve sağrısı çıkık ve arkası içeri batmış olduبَزِيَ الرَّجُلُ : خََجَ صَدْرُه و دَخَلَ ظَهْرُهُ
arkası dışarı çıkıp göğsü içeri girmiş kambur kimse,göğsü çukur,sırtı çıkık,kambur kimse أَجْنَأُ
karnı şişti,geniş oldu,dışarı çıktı,dışarı fırladıإِنْدَاحَ بَطْنُهُ
karnı şişti,geniş oldu,dışarı çıktı,dışarı fırladıإِنْدَالَ بَطْنُهُ
ova,açık yer,açık,aralık,dışarı,saha,meydan,aşikar,avlu,ev avlusu,dışarıعَرَا
sesle nefes almak,eşek anırmak,nefesini dışarı çıkarmak,içine çekmek,nefesini dışarı vermekشَهِقَ ـَِـ شَهِيقاً و تَشْهَاقاً و شُهَاقاً و شُهُوقاً
soluğu uzun uzadı içeri çektikten sonra dışarı vermek,nefesini içeri almak,nefesi dışarı vermekزَفِيرٌ
yüksek yer,karnı dışarı fırlamış karı,göbeği şişmiş kadın,göbeği dışarı çıkmış kadınبَجْرَاءُ : مَكَنٌ مُرْتَفِعٌ و يُقَالُ رَجُلٌ أَبْجَرُ و إِمْرَأَةٌ بَجْرَاءُ
çıkan,hariç,dış,dışarı,huruç eden,müstesna,isyan eden,itaat etmeyen,dış taraf,dışarı çıkan,çıkıcı, itaat etmeyen,bir nesnenin dış yanı,bir nesneden dışarı olan ve bir nesneden hasıl olan adet,sayıخَارِجٌ (ج) خَارِجُون
kadın süslenip kendine çeki düzen verdikten sonra dışarı çıkıp erkeklere arz-ı endam etmek gök burçları gibi süslenmek,burç ve kasrından görünmek,dışarı çıkmak,kendini ziynetli etmek,avratlar ecnebilere güzelliğini ve ziynetlerini göstermek,hatun kendisini tezyin eyledikten sonra dışarı çıkıp endam ve arayışını erkeklere göstermek,donanmak,bezenmek,olduğu yerden zahir olmak,donanmak, hatun kendisini tezyin eyledikten sonra dışarı çıkıp endam ve arayışını erkeklere göstermekتَبَرُّجٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
açık yer,kır,düz ve geniş yer,ova,dışarı,meydan,dışarı,açık hava,aralık,boşluk,açıklık,kırعَرَاءٌ (ج) أَعْرَاءٌ: خَلاَء
dışarı çıkarmak,bertaraf etmek,ihraç etmek,dışarı vermek,atmak,haraç vermek,ödemek,sahneye koymak,yer yer otlamakأَخْرَجَ : إِخْرَاجاً إِلَي ، مِنْ ، هُ
def etmek,itmek,dışarı atmak,birbirine karıştırmak,eve girmek,baskın yapmak,girmek,yok etmek,itmek,dışarı atmakدَغَرَ ـَـ دَغْراً
iyi,iyilik eden,dindar,salih kimse,itaatkar,sözünde sadık,Allah,kara,yaban yeri,hariç,dışarı,sahil,kıta,açık sahra,ova,yer,çöl,temiz,arı,ahlaklı,uslu,iyilik,vergi,ihsan,iyilik eden,memduhul efal olan,iyilik,cömert,kara,dışarıبَرٌّ (ج) أَبْرَارٌ و بُرُرٌ
dışarı,dışarı çık,çık dışarı !بَرَّا
dışarı,dışarı çık,çık dışarı !بَرَّ ! : أُخْرُجْ بَرّاً
dışarıخارج ، براني ، الي الخارج ، خارجا ، خارجي ، خارجا ، عاريا ، برّا ، في الخارج ، ظاهر
yazlığa çıkıp yazlanmak,yaylaya çıkıp yaylamakتَصَيُّفٌ (ج) تَصَيُّفَاتٌ
bir yerdeen çıkıp başka bir yere gitti,bir vilayeten çıkıp diğer vilayete vardıنَبَأَ مِنَ أَرْضٍ إِلَي أَرْضٍ أُخْرَي : خَرَجَ
bir dinden çıkıp başka dine geçmek,nakil eylemek,meyil etmek,helal etmek,bir nesne zuhura çıkıp belirmek, yemeğe el sunmakصُبُؤٌ : صَبْأٌ
bir dinden çıkıp başka dine geçmek,nakil eylemek,meyil etmek,helal etmek,bir nesne zuhura çıkıp belirmek,yemeğe el sunmakصَبْأٌ : صُبُؤٌ
akıl,beyin,duyu,us,kalp,diyet,bağ,ip,kale,sığınak,oğlan uslanıp iyiyi ve yatılıyı bilir olmak,keçi dağlara çıkıp yükselmek,atmak,fırlatmak,deveyi çökertip dizleri ortasından bağlamak,taramak,taakkul etmek,keçi dağlara çıkıp yükselmek,atmak,fırlatmak,ölümعَقْلٌ (ج) عُقُولٌ وفي الحديث
kadın süslenip kendine çeki düzen verdikten sonra dışarı çıkıp erkeklere arz-ı endam etmek gök burçları gibi süslenmek,burç ve kasrından görünmek,dışarı çıkmak,kendini ziynetli etmek,avratlar ecnebilere güzelliğini ve ziynetlerini göstermek,hatun kendisini tezyin eyledikten sonra dışarı çıkıp endam ve arayışını erkeklere göstermek,donanmak,bezenmek,olduğu yerden zahir olmak,donanmak, hatun kendisini tezyin eyledikten sonra dışarı çıkıp endam ve arayışını erkeklere göstermekتَبَرُّجٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
çıkıp inenطَالِعٌ و نَازِلٌ
su çıkıp göründüنَبَطَ المَاءُ
kabarcıkların çıkıp yayılmasıإنتشار البثور
dağa çıkıp yükselmekقَوْقَلَ : قَوْقَلَةً
ekin çıkıp kuvvetlenip kazıklaştıوَتَّدَ الزَّرْعُ
kışın güneşe çıkıp oturduإِسْتَضْحَي للشَّمْسِ : ظَهَرَ لَهَا و قَعَدَ عِنْدَهَا فِي الشِّتَاءِ خَاصَّةً
güneş tutulmaktan çıkıp açıldıإِنْمَحَصَتِ الشَّمْسُ : خَرَجَتْ مِنَ الكُسُوفِ و إِنْجَلَتْ
yerden nesne çıkıp yükseldiنَجَدَ الشَّيْئُ مِنَ الأَرْضِ
kemik yerinden çıkıp tümsekleştiنَدَرَ العَظْمُ عَنْ مَوْضِعِهِ
balık sırtıطريق محدبة
balık sırtıمسنّم الشكل ، ظهر السمك
çatı sırtıجسر السقف
bıcak sırtıظَهْرُ السِّكِّينِ
bıçak sırtıظهر السكين ، متن المدية ، ظهر المدية ، قفاء السكين ، ظهر السكين ، كل
sırtı rahat atفَرسٌ أَقْعَسُ : مُطْمَئِنُّ الصَّهْوَةِ
dağın sırtıصَارَةُ الجَبَلِ : أَعْلاَهُ
balık sırtıظَهْرُ السَّمَكِ
kılıcın sırtıظَهْرُ السَّيْفِ
kalkanın sırtıظهر المجنّ
kitabın sırtıظهر الكتاب
kalkan sırtıظَهْرُ المِجَنِّ
insanın sırtıظهر الإنسان
balık sırtı etmekتسنيم
sırtı uzun olmakإِقْرَوْرَي : إِقْرِيراَءً
yaratılıştan bozuklukتَشَوُّهٌ خِلْقِيٌّ
fitri,yaratılıştan,doğuştanفِطْرِيٌّ (م) فِطْرِيَّةٌ
yaratılıştan olan kusurlarعيوب خلقية
yaratılıştan olan kusurlarعُيُوبٌ خُلُقِيَّةٌ
yaratılıştan az konuşur olduبَكَأَ الرَّجُلُ : كَانَ قَلِيلَ الكَلاَمِ خِلْقَةً
adam yaratılıştan az konuşur olduبَكُؤَ الرَّجُلَ : كَانَ قَلِيلَ الكَلاَمِ خِلْقَةً
yaratılıştan kemikleri ince vücüdü cılız olmakضَوِيَ ـَـ ضَوَيً
yaratılıştan zayıf,cılız,ince ve narin olmakنَحُفَ ـُـ نَحَافَةً
göğsü dışarı çıkıp sırtı yaratılıştan içeri girmek,kambur gibi olmakقَعِسَ ـَـ قَعَساً
yaratılıştan olan,doğuştan olan,tabii,doğal,içgüdüsel,içgüdüye aitغَرِيزِيٌّ : طَبِيعِيٌّ
dan beri,den,dan : yaratılıştan tufan`a dekمُنْذُ نحو : مُنْذُ الخَلْقِ إِلَي الطُّوفَانِ
dan beri,den,dan : yaratılıştan tufan`a dekمُنْذُ نحو : مُنْذُ الخَلْقِ إِلَي الطُّوفَانِ
gevşemek,zayıf halde bulunmak,gözü yaratılıştan küçük ve zayıf olmakخَفِشَ ـَـ خَفَشاً
gözünün etrafı şişkin olan,gözün üst kapağı yaratılıştan etli olan kişiأَلْخَصُ (م) لَخْصَاءُ (ج) لُخْصٌ : مَنْ غَلُظَتْ أَجفَانُ عَيْنِهُ و كَثُرَ لَحْمُها خِلْقَةً أَوْ مِنْ ورَمٍ و عَيْنٌ لَخْصَاءُ غَلُظَتْ أَجْفَانُهَا و كَثُرَ لَحْمُهَا خِلْقَةً أَوْ مِنْ وَرَمٍ
yerde ilk bitki çıkmak,bitmek,göz kudretten,yaratılıştan sürmeli oldu,sürmeli gözlü olmakإِكْحَالَّ : إِكْحِيلاَلاً
göğüs öne çıkıp arka içeri batmak,göğüs çıkıntılı,sırt içeri batık olmakبَزِخَ ـَـ بَزَخاً
soluğu uzun uzadı içeri çektikten sonra dışarı vermek,nefesini içeri almak,nefesi dışarı vermekزَفِيرٌ
nefesini içeri almak,kanlı basur,yürek sürmekiç sürgüsü,yürek burmak,ishal,nefesini içeri almakزُحَارٌ : زَحِيرٌ : إِسْتِطْلاَقُ البَطْنِ
nefesi içeri vermek,içeriye doğru nefes alma,nefes çıkarmak,nefesini çıkararak ses çıkarmak,çirkin ses,şiddetli ses,eşek anırmak,ağlayan,çocuk gibi hıçkırıp içini çekmek ve seda vererek soluğunu içeri çekmekشَهِيقٌ
içeriداخل ، باطن
İçeriجُوّا ، داخلَ
içeriداخل الشيئ ، داخلي ، جَوّاً ، باب ، جو ،
içerden içeriمِنْ دَاخِلٍ إِلَي البَاطِنِ
içeri sokulmakغُؤور ، إندكام، إنزقاب
içeri buyurun !فَضَّلُو ا الجَوَّ !
içeri buyurun !فضلوا الجُوّ !
içeri dışarıداخل الشيئ و خارحه
içeri gel !تعال لداخل أي أدخل
içeri tarafطرف داخلي
içeri koymakإدماج
adamın göğüsü dışarı çıkıp arkası içeri girdi kambur olduتَفَاطَأَ : تَفَاطُؤاً الرَّجُلُ : تَقَاعَسَ
adamın arkası çıkıp göğüsü ve karnı içeri girdi,kambur olduحَدِبَ الرَّجُلُ حَدَباً : خرج ظهره و دخل صدره و بطنه
adam kötü görünüşlü oldu,göğsü dışarı çıkıp sırtı yaratılıştan içeri girdi,kambur gibi olduقَعِسَ الرَّجُلُ قَعَساً : إقْعَنْسَسَ
kamburluk,kamburlaşmak,kambur olmak,büğrülenmek,kambur peyda etmekإِنْحِدَابٌ (ج) إِنْحِدَابَاتٌ
kamburlaşmak,kambur olmak,büğrülenmek,kambur peyda etmekإِنْحَدَبَ : إِنْحِدَاباً
arkası yumru kimse ki gürüz,kambur derler,arkası çıkıp göğüs ve karnı içeri girmiş kamburحَدِبٌ : أَحْدَبُ
onu eğri,büğrü,yumru ve kambur etti,sırtını kambur ettiأَحْدَبَهُ : جَعَلَهُ أَحْدَبَ
sırtını kambur etmek,eğri ve yumru etmek,kambur olmakأَحْدَبَ : إِحْدَاباً ، هُ
kambur olmak,kamburluk,gürüzlük,tepe,eğrilik,arka çıkıp göğüs ve karın içeri girmek vechiyle kambur olmak,akıntı ve engele bayır makulesi yerden aşağıya doğru tedrici inip gitmek,dalganın ve kumluğun tedrici inmeleri gibi ve yerin ali ve murtefi olan yerine denirki kambur kimsenin kamburluğu şekli,su akıntılarının biribiri üzerine bürülüp bingeşmesinden ibarettirki böğrülük haleti peyda olur,kamburluk,kambur olmak,eğrilik,sırt,tepe,kabartı,gürüzlük,taraf,cihet,yönحَدَبٌ (ج) أَحْدَابٌ : صَوْبٌ و يُقَالُ مِنْ حَدَبٍ و صَوْبٍ
Musulda ki eğik minare,kambur kadın,kambur gibi büğrü ağaç,şu dabbeye denir ki arıklığından kalçalarının üstünde olan uca kemikleri sipsivri dışarı çıkık olaحَدْبَاءُ و يقال شجرة حَدْبَاء و دابّة حَدْبَاء إذا بدت حراقفها
arkası dışarı çıkıp göğsü içeri girmiş kambur kimse,göğsü çukur,sırtı çıkık,kambur kimse أَجْنَأُ
kamburluk,kambur olmak,tepe,tümsek,gürüzlük,arka yumruluğu,kambur olmak,tepe,tümsek,kabartı,çıkıntı,sırt,hörgüçحَدَبَةٌ (ج) حَدَبَاتٌ
karısı ie zifafa,gerdeğe girdi,karı-koca bir yatağa girdi,cima ettiبَنَي عَلَي أَهْلِهَا و بِهَا
hacı mikatta ihrama girdi,ihram girdiأَحْرَمَ الحَاجُّ فِي المِيْقَاتِ
adam İslam dinini girdi,barışa girdiأَسْلَمَ الرَّجُلُ : دَخَلَ فِي الإِسْلاَمِ ، دَخَلَ فِي السِّلْمِ
her zamanki gibi,her vakitte olduğu gibi,eskisi gibi,alışıldığı gibiكَالعَادَةِ
gibi,iken,hemen,nasıl ki,aynıyle,olduğu gibi,onun gibi,vecihte,onculayın,onun gibi,vecihte,onculayın,nitekimكَمَا
böyle,böylece,bunca,bu kadar,onun gibi,üstelik,bundan fazla,bunun gibi,şunun gibi,onun gibi,böyle,şöyle,üstelik,bundan fazla,böyleceكَذَلِكَ : مِثْلَ ذَلِكَ
hastaymış gibi görünmek,kendini hasta imiş gibi göstermek,hasta görünmek,hastalık izhar etmek,hasta gibi görünmek,numaradan hastalanmakتَمَارَضَ : تَمَارُضاً
dığı gibi,birle,onda : girdiği gibi yemeği ısmarladıبِوَقْتٍ مَا نحو بِوَقْتِمَا دَخَلَ أَمَرَ بالطَّعَامٍِ
Ahmet bazen bakan gibi bazende yurttaş gibi konuşuyorيَتَكَلَّمُ أَحْمَدُ تَارَةً بِكَوْنِهِ وَزِيراً و أُخْرَي بِكَونِهِ مُوَاطِناً
Kardeşler gibi muaşeret ve yabancılar gibi muamele edinتعاشروا كالإخوان و تعاملوا كالأجانب
kopar gibi olmak,doğru ayakta durmayp sarhoş gibi gitmek,ayyaşlıkتَخَلُّعٌ (ج) تَخَلُّعَاتٌ
parmaklarını kafes gibi ağ gibi birbirine geçirdiخَالَفَ أَصَابِعَهُ: شَبَّكَ بَعْضَهَا فِي بَعْضٍ
kardeş gibi muaşeret yabancı gibi muamele edin !تعاشروا كلإخوان و تعاملوا كالأجانب !
misillü,kadar,gibi : siz onun gibi cesaretlisinizمِثْلَ : كَ نحو أنتم مِثْلَهُ فِي الشَّجَاعَةِ
enfiye gibi burna çekilen ilaç gibi nesneنَشُوقٌ (ج) نَشُوقَاتٌ
a,e mesabesinde,gibi,gibi imiş,yerineبِمَثَابَة
ana gibi yar Bağdat gibi diyar yokturلاَ حَبِيبة كالأُمِّ و لاَ الدِّيَارَ كَبَغْدَادَ
Süt gibi veya kar gibi beyazأَبْيَضُ مِثْلَ اللَّبَنِ او الثَّلْجِ
adam kambur oldu,kamburlaştı,iki büklüm oldu,sırtı eğri büğrü oldu,yumrulandı,yüksek olduإِحْدَوْدَبَ الرَّجُلُ : صَارَ أَحْدَبَ ، تَحَدَّبَ و إِنْحَنَي
adam delil ve bürhan iradından aciz kalıp mağlup oldu,adamın aklı zayıf oldu,ahmak oldu,dalgın olduبَلِهَ الرَّجُلُ : ضَعُفَ عَقْلُهُ و قَلَّ تَمْيِيزُهُ
batıl,mahv oldu,yok oldu,zail oldu,zeval buldu,telef olduزَهَقَ البَاطِلُ
efendi oldu,hükümran oldu,egemen oldu,başat olduسَادَ الرَّجُلُ
adamın evinde et çok oldu,adam etli oldu, eti çok oldu,et sahibi olduأَلْحَمَ الرَّجُلُ
adam herkesin görüşüne uyan zayıf görüşlü kimse oldu,yesman oldu,uysal olduتَأَمَّعَ الرَّجُلُ : صَارَ إِمَّعَاً اَيْ ضَعِيفَ الرَّأْيِ تَابِعاً مُتَرَدِّداً
ondangam,keder,üzüntü ve sıkıntı def oldu,gitti,bertaraf oldu,zail olduإِنْسَلَي عَنْهُ الغَمُّ و الهَمُّ : إِنْكَشَفَو زَالَ
iş sağlamlaştı,sağlam oldu,muhkem oldu,kesinleşti,pekişti,doğrulandı,kararlaştırıdı,sabit olduتَأَكَّدَ الأَمْرُ : تَوَكَّدَ
at kümeyit oldu,karaya okşar kırmızı oldu,atın yelesi ve kuyruğu siyah olduإِكمَوْمَتَ : إِكْمِيمَاتاً الفَرَسُ
saç sarışın oldu,kumral oldu,kızıl ile altın rengi arasında olduإِشْقَرَّ الشَّعْرُ : صَارَ أَشْقَرَ
yer mamur oldu,abadan oldu yani onda insan yerleşti,sakin olduأَنُسَ المَكَانُ
nesne diğerlerinden üstün oldu,seçkin oldu,ayrılıp ayrı durdu,yalnız olduإِمْتَازَ الشَّيْئُ : إِنْفَصَلَ عَنْ غَيْرِهِ و إِنْعَزَلَ
onu veya bir şeye ait oldu,bağlı oldu,mensup ve müntesip oldu,bağlandıإِنْتَمَي إِليْهِ أَوْ إِلَي الشَّيْئِ : إِنْتَسَبَ إِلَيْهِ
nesne dağıldı,kayıp oldu,zail oldu,zeval buldu,yok olduإِرْفَضَّ الشَّيْئُ : تَفَرَّقَ و زَالَ
nesne ile memnun oldu,hoşnut oldu,razı oldu,kanaat ettiإِقْتَنَعَ بِالشَّيْئِ : رَضِيَ بهِ
Bilgi Paneli
Elmawarid.com sitemiz yeni kelimeler yüklenerek güncelleştirilmiştirإن موقعنا الموارد كوم قد تم تحديثه بعد أن حملت إليه الكلمات الجديدة والله ولي التوفيق
Paylaş
Elmawarid
Kelime Havuzu
- بَدَلاً منْ ، عِوَضاً عَنْ - مقثي - نصر مبين - عَثَرَ ـُِـ َثْراً و عُثُوراً و عَثِيراً - لطخات و نكات تحدث ف وجه المرآة اي وسخها ، كلف المرآة - قَهْوَةُ اللَّوْزِ - ميزان الهواء ، ميزان إرتفاع اي درجة إرتفاع الأرض عن سطح البحر ، بارومتر : ميزان الهواء ، ميزان ثقل الهواء، مقياس الضغط الجوي ، مضغط ، مضغاط ، مرواز - علي مقتضي الحال - إِسْتَارٌ : إِسْتَارَةٌ (ج) أَسَاتِيرُ : فِي الوَزْنِ أَرْبَعَةُ مَثَاِيلُ و نِصْف اوأ َرْبَعَةُ مَثَاقِيلُو قِيْلَ سِتّةٌ او أَرْبَعَةُ مَثَاقيلُ - جَارٌ مُلاَصِقٌ - مشروحات ، هوامش ، حواشي - أَكْبَرُ ، أَوْسَعُ - تصدير الدعوي - هاج الجمل - إِسْتِهْبَعَ : إِسْتِهْبَاعاً الحَادِيُ الجَمَلَ عَلَي الهُبُوعِ وَنَوْعٌ مِنَ المَشْيِ - أَعْبَسَ الثَّوْبُ : يَبِسَ عَلَيْهِ الوَسَخُ - وسعة ، عمق - بَخْبَخَ لَحْمُهُ - رَوْحٌ (ج) أَرْوَاحٌ: و منه قوله تعالي - صُورِيّاً - سِيلَ بِهِ وَهُوَ لاَ يَدْري - تجارة الأعضاء البشرية - تَشْكِيلُ الكَابُوسِ - قَارَعَ الأَبْطَالَ - مسبح مسقوف للسيدات - لُقِيٌّ - إنعقاد ، تعقد - مَلِكَةٌ - بُزُوٌّ - إِنْثَالَ عَلَيْهِ القَوْمُ : أَتَوْهُ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ
ElmaWarid