1.5 MİLYON'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmak kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmak أَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
Dairemde bir salon, bir yemek odası, bir misafir odası, bir yatak odası, bir mutfak, tuvalet ve banyo var.في شَقَّتِي صَالُون وَغُرْفَة أَكْل وَ غُرْفَة ضُيُوف وَ غُرْفَة نَوْم وَ مَطْبَخ وَ دَوْرَةُ الْمِيَاهِ وَ حمَّام.
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
Bir bahçem var,bir evin var,bir kalemi var,bir kitap ve bir ve bir bıçağımız var,bir bıçak ve bir kalemleri varعِنْدِي جُنَيْنَةٌ، عِنْدَكَ بَيْتٌُ ، عِنْدهُ كِتَابٌ ، عِنْدَهَا قَلَمُ كِتَابَةٍ ، نَمْلِكُ كتَاباً و سِكِّيناً ، تَمْلِكُونَ جُنَيْنَةً و بَيْاً ، يَمْلِكُونَ سِكّيناً وقَلَمَ كِتَابَةٍ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
Bir kedim var,Evet var,bir atın var mı? Hayır yoktur,bir kedisi var mı ?evet var,bir baba ve bir annemiz var mı? Evet sizin var,bir kardeş ve bir kız kardeşiniz var mı ?hayır bizim yoktur,bir ev ve bir bahçeleri var mı?evet vardır,sende ne var?bende elma var,onda ne var?onda bir portakal var,bizde ne var?sizde bir at var,onların neleri vardır?bir kitap ve bir kalem ve bir bıçakları varهَلْ عنْدَي قطَّةٌ ؟ نعَمْ عِنْدَكَ، هَل ْتَمْلِكُ حُصاناً ؟ لا مَا أَمْلِكُ ، هَلْ عِنْدَهَا قِطٌّ ، نَعَمْ عِنْدَهَا، هَلْ لَنَا اَبٌ و أُمٌّ ؟ نَعَمْ لَكُمْ ، هَلْ لَكُمْ أَخٌ و َ أُخْتٌ ، لا ، لَيْسَ لَنَا ، هَلْ يَمْلِكُونَ بَيْتاً و جُنَيْنَةً ؟ نَعَمْ يَمْلِكُونَ ، مَاذا عِنْدَكَ ؟ عنْدِي تُفَّاحَةٌ ، مَاذا عِنْدَهُ ؟ عِنْدَهُ بُرْتُقَالَةٌ ، مَاذا عِنْدَنَا؟ عِنْدَكُمْ خُصَانٌ ، مَاذَا يَمْتَلِكُون ؟ يَمتَلكُونَ كِتَاباً و قَلَمَ كِتَابَةٍ و سِكِّيناً
Türkiye’de insanlar bir çok işte çalışır. Bir kısmı tüccardır, bir kısmı işçi, bir kısmı memur ve bir kısmı da çifçidir.يَعْمَلُ النَّاس فِي عَمَلٍ كَثِيرٍ فِي تُرْكِيَا. بَعْضُهُمْ تَاجِرٌ و بَعْضُهُمْ عُمَّالٌ وَ بَعْضُهُمْ مُوَظَّفٌ وَ بَعْضُهُمْ فَلَّاحٌ.
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir kimseyi hacetinden şiddetle geri çevirmek,bir kimseyi sevmediği ve nefret ettiği şeyle karşılamak,men etmekإِنْتَجَهَ : إِنْتِجَاهاً عَنْ ، هُ
yukarıdan aşağı bırakmak,sarkıtmak,delil ve hüccet izhar etmek,bir kimseyi hile ile müşkil işe düşürmek ve belaya uğratmak,bir kimseyi isteiği gibi aldamakتَدْلِيَةٌ (ج) تَدْلِيَاتٌ
yatıştırmak,teskin etmek,susturmak,dindirmek,belini bükmek,çocuk uyuması için yavaşça yanına vurmaya başlamak,yaşlılık bir kimseyi bükmek,elbiseyi yıpratmak,eskitmek,Allah bir kimseyi kambur eylemekأَهْدَأَ : إِهْدَاءً ، هُ
kesmek,geçmek,kestirmek,mukataaya vermek,bir miktar arazi vermek,meyve kesim zamanı gelmek,tavuğun yumurtası kesilmek,bir kimseyi delil ve hüccet ile susturmak,münazarada susturmak,hapt etmek,bir kimseyi nehirden geçirmekأَقْطَعَ : إِقْطَاعاً عَنْ ، هُ
aşağı yukarı çok inip çıkan kovaya denir ki kuyu pek işlek ola asla boş durmaya,biriktirmek,korkutmak,davar sürmek,bir kimseyi horlamak,tart etmek,uzaklaştırmak devenin palan ağaçlarını düzmek cepheye kakül koymak,süratle yürümek,bir kimseyi yermek,zem eذَئِبٌ و يقال غرب ذَئِبٌ اي كثير الحركة بالصعود و النزول
yasaklama,men etme,ambargo,bir kimseyi bir nesneden savmak ve geri durdurmak,önlemek,bir kimseyi bir işten yığıp ve yığlındırıp işletmemek,yasak,yasaklama,engellemek,yaptırmamak,alıkoymak,yasaklamak,önlemek,men,menetmek,bir kimseyi bir işten yığıp ve yığlındırıp işletmemek,yasak , yasaklama , önleme ,alıkoymak,egellemek,önlemek,me etmek,vermemekمَنْعٌ
bir kimseyi gafil sanmak,bir kimseyi gafil avlamak,gafil yakalamakإِغْتَفَلَ : إِغْتِفَالاً ، هُ
bir kimseye sözde galip olup basmak,birine sözle galebe çalmak,birinin arkasından ayıbını söylemek,bir kimseyi sözle horlamak,küçük düşürmek,bir kimse ile önce seğirtmekte yarışıp mağlup olduktan sonra tekrar yarışıp o kimseyi geçmek,bir nesne zuhura geliإِغْتَمَطَ : إِغْتِمَاطاً ، هُ
bir kimseyi şiddetli sevmek,üzülmek,öfkelenmek,kızmak,kederlenmek,istediğini bulmak,arzusuna ulaşmak,bir kimseyi şiddetli sevmek,üzülmek,kederlenmek,istediğin bulmak,arzusuna ulaşmakوَجَدَ ـِـ وَجْداً و وَجْدَةً و مَوْجِدَةً و وِجدَاناً بِ ، لِ ، عَلَي
kimseyi görmedimما رأيت أحداً
hiçbir kimseyi görmedimلم أنظر أحدا قطّ
hiç kimseyi ayırmadıلم يستثن أحدا
filan kimseyi öldürdüقَنَأَ فُلاَناً : قَتَلَهُ
bir kimseyi gücendirmekإِضْجَارٌ (ج) إِضْجَارَاتٌ
danıştığı kimseyi aldattıأَرَّاهُ : خَدَعَهُ
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
Dairemde bir salon, bir yemek odası, bir misafir odası, bir yatak odası, bir mutfak, tuvalet ve banyo var.في شَقَّتِي صَالُون وَغُرْفَة أَكْل وَ غُرْفَة ضُيُوف وَ غُرْفَة نَوْم وَ مَطْبَخ وَ دَوْرَةُ الْمِيَاهِ وَ حمَّام.
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
Bir bahçem var,bir evin var,bir kalemi var,bir kitap ve bir ve bir bıçağımız var,bir bıçak ve bir kalemleri varعِنْدِي جُنَيْنَةٌ، عِنْدَكَ بَيْتٌُ ، عِنْدهُ كِتَابٌ ، عِنْدَهَا قَلَمُ كِتَابَةٍ ، نَمْلِكُ كتَاباً و سِكِّيناً ، تَمْلِكُونَ جُنَيْنَةً و بَيْاً ، يَمْلِكُونَ سِكّيناً وقَلَمَ كِتَابَةٍ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
Bir kedim var,Evet var,bir atın var mı? Hayır yoktur,bir kedisi var mı ?evet var,bir baba ve bir annemiz var mı? Evet sizin var,bir kardeş ve bir kız kardeşiniz var mı ?hayır bizim yoktur,bir ev ve bir bahçeleri var mı?evet vardır,sende ne var?bende elma var,onda ne var?onda bir portakal var,bizde ne var?sizde bir at var,onların neleri vardır?bir kitap ve bir kalem ve bir bıçakları varهَلْ عنْدَي قطَّةٌ ؟ نعَمْ عِنْدَكَ، هَل ْتَمْلِكُ حُصاناً ؟ لا مَا أَمْلِكُ ، هَلْ عِنْدَهَا قِطٌّ ، نَعَمْ عِنْدَهَا، هَلْ لَنَا اَبٌ و أُمٌّ ؟ نَعَمْ لَكُمْ ، هَلْ لَكُمْ أَخٌ و َ أُخْتٌ ، لا ، لَيْسَ لَنَا ، هَلْ يَمْلِكُونَ بَيْتاً و جُنَيْنَةً ؟ نَعَمْ يَمْلِكُونَ ، مَاذا عِنْدَكَ ؟ عنْدِي تُفَّاحَةٌ ، مَاذا عِنْدَهُ ؟ عِنْدَهُ بُرْتُقَالَةٌ ، مَاذا عِنْدَنَا؟ عِنْدَكُمْ خُصَانٌ ، مَاذَا يَمْتَلِكُون ؟ يَمتَلكُونَ كِتَاباً و قَلَمَ كِتَابَةٍ و سِكِّيناً
Türkiye’de insanlar bir çok işte çalışır. Bir kısmı tüccardır, bir kısmı işçi, bir kısmı memur ve bir kısmı da çifçidir.يَعْمَلُ النَّاس فِي عَمَلٍ كَثِيرٍ فِي تُرْكِيَا. بَعْضُهُمْ تَاجِرٌ و بَعْضُهُمْ عُمَّالٌ وَ بَعْضُهُمْ مُوَظَّفٌ وَ بَعْضُهُمْ فَلَّاحٌ.
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir nesneye bakarken gayrı nesneye bakar gibi olmakشُطُورٌ
göz yaşı akıtmak,bir adamı gücendirip darıltmak,kızdırmak,bir kimseye korku vermek,bir kimseyi bir nesneye haris ve meraklı eylemek,ve bir nesneye mecbur ve mülteci kılmak,akıtmak,deve nesneye süt indirmek,ayyuka çıkarmak,atmak,düşürmek,yere vurmak,bırakmأَذْرَي : إِذْرَاءً بِ
nesneye nesneye yetiştirmeye çalıştıإِسْتَدْرَكَ الشَّيْئَ بالشّيْئِ : حَاوَلَ إِدْرَاكَهُ بِهِ
geçen nesneye pek üzülüp ah vah etmek,üzlmek,pişman olmak,esef etmek,acınmak,istemek,arzu etmek,geçmiş nesneye hasret ekip tasalanmakلَهِفَ ـَـ لَهَفاً عَلَي
bir nesneye rücü edip varmak,sair eşyalardan büsbütün kesilip o nesneye mütehassıs olmak,uymak,ikrar eylemek,yaraş mak,yakışmak,itiraf etmek,bir günahı üzerine alıp yüklenmekبَوْءٌ : إقرار ،إعتراف، موافقة
bir nesneye gizli yahut aşikare ,el vurmak, bir nesnenin toplamını birden almak , bir nesneye hafif ve hızlı bakış ile bakmak, nazar eylemek,yelmek,kolmak,almakلَمْأٌ
bir nesneye kanat ettirmek,bıçak makulesine kabza,sap geçirmek,parmağa yüzük takmak,merada otlak feravan olmak,kadın kız doğurmak,bir nesneye bedel olup ödemek ve yerini tutmak,kıfayet eylemek,caiz olmakإِجْزَاءٌ (ج) إِجْزَاءَاتٌ
sairin ortak olmadığı şey ile münferit ve mümtaz eylemek,has eylemek,pay vermek,yalnız bir nesneye mensup ve müteallık kılmak,intihap ile bir nesnenin mensubiyet ve müteallıkatını yalnız bir nesneye hasr etmek,tahsis,tahsis etmek,ayırmak,bir nesneyi bir nesneye muhasses kılmak,pay vermekتَخْصِيصٌ (ج) تَخْصِيصَاتٌ
müsavat,eşitlik,düzlük,aynılık,beraber olmak,benzerlik,istikamet,doğruluk,doğru eylemek,galip olmak,bir nesneye el bulmak,gücüyle nesneye karar tutmak,karar,sebat,kemal,ekvator,temasül,itidal,istiva,itidal,kolaylıkإِسْتِوَاءٌ (ج) إِسْتِوَاءَاتٌ : مُسَاوَاةٌ ، تَمَاثُلٌ ، تَشَابُهٌ، إِسْتِقَامَةٌ ، إِعْتِدَالٌ ، سُهُولَةٌ
bir nesneye rücü edip varmak,sair eşyalardan büsbütün kesilip o nesneye mütehassıs olmak,uymak,ikrar eylemek,yaraş mak,yakışmak,itiraf etmek,bir günahı üzerine alıp yüklenmek,geri çekmek,ikrar etmek,layık olmakبَوْءٌ : إقرار ، إعتراف ، موافقة و يُقَالُ بَاءَ بِحَقِّهِ أَيْ اَقَرَّ و بَاءَ بَغَضَبِ اللهِ و أَبُؤُ لَكَ بِذَنْبِي أَي أَعْتَرِفُ طَوْعاً أَيْ رَجَعْتُ إِلَي الإقْرَارِ بَعْدَ الإِنْكَارِ
bir işe kendisini alıştırmak,yerleştirmek,yurtlandırmak,yurt ve vatan edinmek,yurt tutmak,bir nesneye yürek bağlayıp onu kararda kılmak,bir nesneye yürek bağlayıp onu karada kılmakتَوْطِينٌ (ج) تَوْطِينَاتٌ
güneş vurmak,aydınlamak,güneş çıkmak,güneş doğmak,yol gözükmek,kuşluk vaktinde güneşe çıkmak,nesneye güneş değmek,yol görünmek,görünmek,sabah aydınlanmak,acıkmak,ölmek,kuşluk vaktinde güneşe çıkmak,nesneye güneş değmekضَحَا ـُـ ضَحْواً و ضُحُوّاً و ضُحِيّاً
nesneye yaklaştıلَطَفَ الشَّيْئُ : دَنَا
nesneye yaklaştıأَزْهَمَ الشَّيْئَ : دَانَاهُ
nesneye yaklaştıأَطَافَ بالشَّيْئِ : قَارَبَهُ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmakأَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
ısındırmakتدفئة
ısıtmak,ısınmak,ısındırmak,kızdırmakإِسْتَدْفَأَ : إِسْتِدْفَاءً
görmek,hissetmek,ısındırmak,alıştırmakآنَسَ : إِيْنَاساً
ısıtmak,ısındırmak,kızdırmak,ısttırmak,ağlatmak,güldürmek,aydın etmemekأَسْخَنَ : إسْخَاناً ، بِ، هُ
bir nesneyi ateşte ısındırmak,kızdırmak,soğuktan nefes ile ısıtmakأَسْخَنَ : إِسْخَاناً
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmaki ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek, rağbetettirmek, sevindirmekأَرْغَبَ : إِرْغَاباً ، هُ
bir kimseye bedenini kızdırıcı nesne giydirmek,bir kimseye çok atiyye vermek,insanlar birikmek ve kalabalık etmekle birbirini teshin etmek,ısındırmak,kızdırmak,ısıtmakإِدْفَاءٌ (ج) إِدْفَاءَاتٌ
bir kimseye bedenini kızdırıcı nesne giydirmek,bir kimseye çok atiyye vermek,insanlar birikmek ve kalabalık etmekle birbirini teshin etmek,ısındırmak,kızdırmak,ısıtmak,soğuktan sakınıp kaftan giymek,toplamakأَدْفَأَ : إِدْفَاءً
alıştırmak,menus etmek,uzaktan görmek,seçmek,fark etmek,sezmek,uzaktan işitmek,hiss etmek,anlamak,ısındırmak,his etmek,bilmek,bulmak,birini okşayıp üns ve ülfet hissettirmek,insana bakar gibi bakmak,görmek,vahşet ve ıssızlığı gidermek,okşamak,üns tutmak,üns göstermek,avutmak,eğlendirmek,işitmek,ülfet,ünsiyet ve alışkanlık hisettirmek,şakalaşmakآنَسَ : إِيْنَاساً ، هُ و في التَّنزيل
kitap yazmak,kitap yapmak,telif etmek,oluşturmak,düzmek,telif,kitap derlemek,tanzim ve tasnifi,tasnif ve tahrir olunmuş kitap,sentezle birleştirmek,arayı bulmak,evcilleştirmek,cem etmek ve iki nesnenin arasında üns ve ülfet vermek,terkip etmek,muhtelif nesneleri cemedip bir etmek,yeniden kitap tertip edip yazmak,ülfet ettirmek,alıştırmak,yapıştırmak,defi husumet etmek,birleştirmek,evcilleştirmek,formasyon,parayı bin yapmak,bin etmek,toplamak,barıştırmak,ısındırmak,kitap yazmak,tasnif ve tertip etmek,tahrir etmek,telif,müellef,telif olunan eser,kitapتَأْلِيفٌ (ج) تَأْلِيفَاتٌ : تَصْنِيفٌ ، مُؤَلَّفٌ ، كِتَابَةُ فُصُول فِي الأَدَبِ و العِلمِ و جَمْعهَا فِي كِتَابٍ و فِي القُرآنِ الكَرِيمِ
iyilikten ve yatlıktan halilik ve nesneden berilik ve hamlık ve çiğlik ve yönedsizlik ve tertipsizlikقَحٌّ
rükünler,köşeler,esaslar,temeller,şartlar,direkler,sütünler,kurmaylar,etraflar,anasır-ı erbaa,dört öğe ve element,nesnenin başlıca olan ecza ve azası ve mukarrer olan kavaid ve rusum ve devletin bakanları ve büyükleri ve ordu ve seraskerinin has muavinlerأَرْكَانٌ : شُرُوطٌ آدَابٌ ، عَنَاصِرُ أَرْبَعَةٌ وَهِيَ المَاءُ و الهَوَاءُ و النَّارُ و التُّرَابُ و هِيَ أَجْسَامٌ بَسِيطَةٌ َتَتَرَكَّبُ مِنْهَا المَوَّادُ ، أَطْرَافٌ ، أَجْزَاءٌ
melce,penah,sığınacak yer,boyna astıkları hamayil ve,muska muhafazai nefse vesile olacak nesne ve afat ve beliye defi için ittihaz olunan muska ve tılsım ve tavizat misillü ve kale gibi muhkem ve metin ve mahfuz olan mevziحِرْزٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَبٌ (م) جَلْعَبَاةٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَابَةٌ
göregen kişi,galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلَعْبَي : شديد النظر
bir husus çetin ve çaparız ve dolaşık ve peçapeç olmak haleti,firib,hile,fend,aldatma,bir nesne kalın ve kaba ve yakışıksız ve uslupsuz ve endamsız olmak,düzen,mekr,keyd,al,bela,musibet,dahiye,cüret ve ikdam sahibi kimseعِنْدَأَوَةٌ : عُسر، إلتواء و في المثل : إن تحت طرّيقتك لعندأوة
bir nesneyi bir nesneye medarı metanet eylemek,bir kimseyi bir kimseye püşt ve penah ve kuvvet-i zahr kılmak,ihkam için binaya dayak ve payendan ve destek nasp eylemek,hayvan ve davarın ab ve alefine ve sair hizmet ve tımarına güzel takayyut ve riayet etmekرَدْءٌ
paslı ve lekeli nesne,alüde -i ayıp ve ar ve lekenak lüm ve hasaset ve idbar olan kimseصَدِئٌ و يقال رجل صضاغر صَدِئٌ اي لزمه العار و اللؤم
kin ve düşmanlık ve diyetten alınacak kesim ve verilecek borç,şu kavimki meslek ve sanatları ve yaşamları hiçbir şeyleri olmayaضَمَدٌ
daima oturur ve yatar yani evinden çıkmaz çok yemek yer ve içer ve pek yalancı ve yaltaklanan ve uykucu kimseرَجُلٌ قُعَدَةٌ ضَجَعَةٌ أَكَلَةٌ شُرَبَةٌ كُذَبَةٌ خُضَعَةٌ نُوَمَةٌ
payidar ve sabit etmek,künh ve hakikatına varmak,hakkıyla anlamak,sağlam ve muhkem etmek,yapışıp ayrılmamak,hareketi mecali olmaacak surette darp ve cerh veya rapt ve hapis etmek,bürhan ve beyyine ile tekid ve zahire çıkarmak,ispatlamak,kanıtlamak,ispat eأَثْبَتَ : إِثْبَاتاً و في القرآنِ الكريم
şu hatuna denirki akile ve reşide olup iş ve sanatında pişkar ve hazıka ve kargüzar ola,davulcu,davul ve kös çalmakta ustad olan mehterدَرَّابَةٌ
siyah kadın,sevda,kara,malhulya illeti,bir illet ki insana arız oldukta pek gamnak ve mukedder olur ve şiddet üzere olursa bazen kendisini telef eder ve aşk ve hırs ve tamah arzu ahlat-ı erbaa dan malum hılttırki safra ve dem ve balgamdan gayrıdırسَوْدَاء (ج) سُودٌ
asalet,asilazadelik,köklü ve sabit ve rasih olmak,fikir ve mülahaza ve reyde hop ve sevap olmak,ırk ve nesep sahibi olmak,vekil olmayıp kendi hukukunca amil olmak,asil ve soylu olmak,soy,necabet,zadelik,zadeganlık,asillik,soyluluk,asıllı olmak,kalite,özgأَصَالَةٌ : إِصَالَةٌ ، جَوْدَةٌ
baş sağlığı dilemek,teselli vermek,taziye etmek,üzmek,kendi ihtiyacına mukabil olan maldan başkasına yardım etmek,imdadına yetişmek,müsavi addetmek,eşit kılmak,eşitlik üzere muamele etmek,para ile gönlünü almak,baş sağlığında bulunmak,para ile gönlünü alآسَي : مُوَاسَاةً بِ ، هُ
baş sağlığı dilemek,teselli vermek,taziye etmek,üzmek,kendi ihtiyacına mukabil olan maldan başkasına yardım etmek,imdadına yetişmek,müsavi addetmek,eşit kılmak,eşitlik üzere muamele etmek,para ile gönlünü almak,baş sağlığında bulunmak,para ile gönlünü alآسَي : إِيْسَاءً
bir yana doğru sapıp eğilmek,çekmek,cezb etmek,bir tarafa doğru sapıp meyil etmek,eğilmek,birinin gönlünü kendine çekmek,gönül hoiş etmek,gönlünü çelmek,gönül hoşluğunu vermek,kendi tarafına yetitirmek,çekmek istemek,kabın içndekini almak,bir şeye meyil eإِسْتَمَالَ : إِسْتِمَالَةً بِ، هُ
aşk gönlünü götürmekإِسْتَوْجَفَ : إِسْتِيجَافاً
halkın gönlünü kapmaجلب قلوب العامّة
adamın gönlünü aldımأَعْتَبْتُ الرَّجُلَ
gönlünü hoş etmekجَبْرُ الخَاطِر ، تَطْيِيبُ الخَاطِرِ
halkın gönlünü yapmağa istekliساعي إلي تطييب قلوب العامة
filanın gönlünü kendine çektiإِسْتَمَالَ فُلاَناً
filanın gönlünü kendine çektiإِسْتَمَالَ فُلاَناً : إِسْتَمَالَ بِقَلْبِ فُلاَنٍ
yaralamak,yırtmak,gönlünü kırmakنَسَّرَ : تَنْسِيراً
gönlünü yakmak,üstüne çıkmakشَعَفَ ـَـ شَعْفاً
aşk onun gönlünü götürdüإِسْتَوْجَفَ الحُبُّ قَلْبَهُ : ذَهَبَ بِهِ
onun gönlünü cezb etti,çektiإسْتَمَالَهُ بِقَلْبِهِ
güzel sözle filanın gönlünü aldıمَسَحَ فُلاَناً
baştan saçı düşürüp tortop tepede bağlamakطُمُومٌ
onu filan şeyle şek ve şüpheye düşürüp itham eylediأَوْهَمَهُ بِكَذَا : أَدْخَلَ عَلَيْهِ الشَّكَّ و إِتَّهَمَهُ بِهِ
halkı birbirine düşürüp iğra ve ifsat eden kimse beri öte yelip yopurmakإِرْجَانٌ
halkı biririne düşürüp iğra ve ifsa eden kimse beri öte yelip yopurmakإِرْجَانٌ
eğmek,baştan saçı düşürüp tortop tepede bağlamak,tekenin boynuzu eğri ve kaykı sarkık olmak,ölümعَقْصٌ : عَطْفٌ ، لَيٌّ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmaki ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek, rağbetettirmek, sevindirmekأَرْغَبَ : إِرْغَاباً ، هُ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmakأَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmakأَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmaki ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek, rağbetettirmek, sevindirmekأَرْغَبَ : إِرْغَاباً ، هُ
mesrur ve şad kılmak,sevindirmek,sevindirmekإِجْذَالٌ (ج) إِجْذَالاَتٌ : إِفْرَاحٌ ، تَفْرِيحٌ
andını bozdurmak,meyilettirmek,saptırmakأَحْنَثَ : إِحْنَاثاً
meyilettirmek,saptırmak,andını bozdurmak,bozmakأَحْنَثَ : إِحْنَاثاً
bir kimseyi kendi heveslerine yömlendirmek,meyilettirmekهَافَي : مُهَافَاةً
istek,emel,arzu,temenni,arzu olunan şey,öncü,ordunun önünde bulunan kılavuz birlikبُغْيَةٌ ، بَغِيَّةٌ ، بُغَاءٌ ، بُغَايَةٌ (ج) بَغَايَا
hacet,matlup,istenilen şey,talep,arzu olunan,arzu ,istek,dilek,murat,maksut,maksatبُغْيَةٌ : بِغْيَةٌ ، مطلوب ، طلب ، مراد ، مقصود
arzu,istek,rağbet,dilek,emel,temenni olunan şey,istenilen,arzu edilen,umulan nesneمُنْيَةٌ (ج) مُنَي
istek,emel,arzu,temenni,arzu olunan şey,öncü,ordunun önünde bulunan kılavuz birlikبَغِيَّةٌ
istek,emel,arzu,temenni,arzu olunan şey,öncü,ordunun önünde bulunan kılavuz birlikبُغَاءٌ
istek,emel,arzu,temenni,arzu olunan şey,öncü,ordunun önünde bulunan kılavuz birlikبُغَايَةٌ (ج) بَغَايَا
şevk,özlem,arzu,istek,gönül bir nesneyi çekinip arzulamak,arzu etmek, gönülden isteyip aramak,memnun,mesrur ve şadıman olmak,özlemekشَوْقٌ (ج) أَشْوَاقٌ
can istemek,içi çekmek,arzu etmek,istemek,istek,meyil,arzu,haz,iştihaإِِشْتِهَاءٌ (ج) إشْتِهَاءَاتٌ
özlemek,arzu etmek,arzulamak,gönülden arzu mend olmak,göreceği gelmek,gönül çekinmesi,kalp çekinmesi ve hareketi,iştiyakإِشْتِيَاقٌ (ج) إِشْتِيَاقَاتٌ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmakأَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
istekli,isteyen,istekli,arzulu,hevesnak,rağbet eden,arzu eden,Rağıpرَاغِبٌ (ج) رُغَّابٌ
sonsuzlaştırmak,sonsuz kılmak,ebedileştirmek,devam ettirmek,idame ettirmek,ürkütmek,korkutmak,yabanileştirmek,vahşileştirmek,tavahhüş ettirmek,acayip ve alışılmayan bir iş yapmakأَبَّدَ : تَأْبِيداً
bir şeyi menettirmek,tiksindirmek,nefret ettirmek,çekindirmek,çektirmek,çekindirmek,imtina ettirmek,kabul ettirmek,retettirmek,imtina etmek,çekinmekآبَي : إيْبَاءً و يقال هو بحر لآ يُؤْبَي
devam ettirmek,sürdürmek,yormak,zahmet ettirmek,muhtaç etmekاَدْأَبَ : إِدْآباَ ، هُ
susturmak,iskat ettirmek,apsım etmek,süküt ettirmekأَسْكَتَ : إِسْكَاتاً ، هُ
susturmak,iskat ettirmek,apsım etmek,süküt ettirmekإِسْكَاتٌ (ج) إسْكَاتَاتٌ
tiksindirmek,çekindirmek , nefret ettirmek, imtina ettirmekآبَي : إِيْبَاءً
bir kimseyi bir şeye teşvik etmek,kındırmak,tahrik etmek,kışkırtmak,kındırmak istemek,terğip etmek,dürtmek,sevk etmek,itmek,sürmek,harekete getirmek,rağbet ettirmek,rağbet ettirmek,meyil ettirmekإِسْتَحَثَّ : إِسْتِحْثَاثاً ، هُ
develeri otlanmamış yere götürmek,ivdirmek,çabuklaştırmak,işi ivedilikle tutmak,sakındırmak,nefret ettirmek,eksiklik getirmemek,burnundan şikayet ettirmekآنَفَ : إيْنَافاً ، هُ
hareket ettirmek,harekete geçirmek,harekelendirmek,harfe hareke koymak,tahrik etmek,kımıldatmak,sarsmak,sallamak,oynatmak ,yürütmek,depretmek,tetiklemek,parmaklamak,deprendirmek,hareket ettirmek,harekete ,kımıldatmak,oynatmak,hareket ,hareket ettirmek,oynatmak,depretmek,tetiklemekettirmek,sarsmak,sallamak,hareket ettirmek,parmaklamakgeçirmek,tetiklemek,oynatmak,depretmekحَرَّكَ : تَحْرِيكاً ، هُ
bir şeyden nefret ettirmek,imtina ettirmek,men etmek,engellemek,engel olmak,mani olmakآبَي : إِيْبَاءً مِنْ ، هُ
isteklendirmek,rağebet ettirmek,sevdirmek,teşvik ettirmek,terğipetmek,kındırmak,rağbtlendirmek,istek getirmek,teşvik etmekرَغَّبَ : تَرْغِيباً ، هُ
zarar ziyan ettirmek,kayıp ettirmek,zarar ziyana sokmak,noksan etmek,teraziyi eksiltmekأَخْسَرَ : إِخْسَاراً ، هُ
ölümsüzleştirmek,ebedileştirmek,sonsuzlaştırmak,daimi kılmak,ebedi kılmak,devam ettirmek,idame etmek,ürkütmek,korkutmak,vahşileştirmek,tavahhuş ettirmek,garip ve alışılmamış iş işlemek,abideleştirmekأَبَّدَ :تَأْبِيداً
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmakأَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
şayan kılmak,evcilleştirmek,insanlaştırmak,insanlı kılmak,evlendirmek,ehlileştirmek,evcilleştirmek,ehil kılmak,yetiştirmek,yetkili ve yetkin kılmak,selamlamak,formasyon,tekvin,layık kılmak,misafire ehlen ve sehlen veyahut hoş geldiniz sefa geldiniz demek,yetenekli kılmak,ehlileştirmek,ehliyetli kılmak,lyık görmek,insanlı kılmak,evlendirmekتَأْهِيلٌ (ج) تَأْهِلاَتٌ
bağlamak,ilzam etmek,gerektirmek,gerekli kılmak,bağlayıcı kılmak,bağlı kılmak,lazım kılmak,mecbur etmek,icbar etmek,zorunlu kılmak,muarazada hasmı susturmak,münazaa ve bahiste galebe çalmak,zorlamak,sıkmakأَلْزَمَ : إِلْزَاماً ، هُ
şayan kılmak,evcilleştirmek,insanlaştırmak,insanlı kılmak,evlendirmek,ehlileştirmek,evcilleştirmek,ehil kılmak,yetiştirmek,yetkili ve yetkin kılmak,selamlamak,formasyon,tekvinتَأْهِيلٌ (ج) تَأْهِلاَتٌ
bağlamak,bağlayıcı kılmak,ilzam etmek,kandırmak,icbar etmek,zorunlu kılmak,gerektirmek,gerekli kılmak,lazım kılmak,mevbur etmekأَلْزَمَ : إِلْزَاماً ، هُ
rüşen ve aydın kılmak,aydınlandırmak,aydınlık etmek,parlak kılmak,aydınlattırmak,münevver kılmakإِضَائَةٌ (ج) إِضَائَاتٌ
bir kimseyi bir şeye kadir ve muktedir kılmak,muktedir etmek,mümkün kılmak,kudretli kılmak,güçlü kılmakأَقْدَرَ : إِقْدَاراً عَلَي ، هُ
sevmek,sevgi beslemek,değerli kılmak,aziz kılmak,hürmet ve izzet etmek,galip eylemek,izaz etmek,galip kılmak,hürmet ve ikram etmek,ağırlamak,aziz kılmak,güçlü kılmak,değerli kılmak,hayvanın gebe ve doğurması güç olmak,üstün getirmek,takviye etmekأَعَزَّ : إِعْزَازاً ، هُ و يُقَال
arzuluمشتاق
say edip çalıştığı şeye nail ederek birinin işini rast getirmek,birinin delil ve hüccetini musip kılmak,uydurmak,muvaaffak kılmak,birbirine muvafık,uygun kılmak,tevfik,başarı,şans,uzlaştırma,barıştırma,uyuşturma,uydurma,başarı,tevfik,devran,kombinasyon,muvaffak kılmak,başarılı kılmak,başarı,tevfik,ilham,irşadتَوْفيقٌ (ج) تَوْفِيقَاتٌ : نَجَاحٌ ، إلْهَامٌ ، إِرْشَادٌ، حَظٌّ
arzulu (sf)راغب في ، مشتاق إلي ، طالب ، توّاق إلي ، ميّال إلي ، ذو رغبة، ذو ميل ، ذو شوق ، ذو إشتياق ، برغبة ، مشتهي ، متمني ، مترجي ، حريص
istekli,arzulu,ihtiraslıمُحْتَرِصٌ (ج) مُحْتَرِصُونَ
Özleyici,özleyen,heveskar,arzuluمشتاق
arka,yardımcı kılmak,taş atmak,yaver kılmak,desteklemek,destek,kuvvet vermek,yardım etmek,yaver kılmak,yar kılmak,arka,yardımcı kılmak,taş atmakرَدَأَ ـَـ رَدْأً
hırslı,istekli,arzulu,haris kimseبَشِلٌ : حَرِيصٌ
bir kimseyi bir nesneye ılıktırmak,ısındırmak ve gönlünü düşürüp meyilettirmek,rağbetettirmek,sevindirmek,arzu ettirmek,istekli kılmak,arzulu etmek,istetmek,vazgeçirmek,zengin olmakأَرْغَبَ : إِرْغَاباً إِلَي ، فَي ، عَنْ ، هُ
zengin olmak,zengin etmek,maldar eylemek,artmak,çoğalmak,servetli etmekأَثْرَي : إِثْرَاءً
talep etmek,istetmek,kendisi için bir şey talebini istemek,istemek, arzu etmek,temenni etmekإِسْتَبْغَي : إِسْتِبْغَاءً ، هُ
istetmek,taleb ettirmek,istediğine yardım etmekأَبْغَي : إِبْغَاءً ، هُ
zengin etmek,zengin kılmak,onurmak,birinin malını kendisine fayda vermekأَغْنَي : إِغْنَاءً ، هُ
sarf eylemek,tabi olmak,kovmak,uzaklaştırmak,yüzü koyun tersine kapamak,zihinde evirip çevirmek,devirmek,altüst etmek,havale etmek,teslim etmek,başaşağı etmek,vazgeçirmekكَفَأَ ـَـ كَفْأً
servet sahibi olmak,zengin olmak, zengin etmek,yerin nemnak toprağı çok olmak,nemlendirip yumuşatmak,artmak,çoğalmak,servetli etmekأَثْرَي : إِثْرَاءً
tevkif etmek,durdurmak,vakıfetmek,ayağa kaldırmak,engel olmak,ara vermek,vazgeçirmek,tatil etmek,menetmek,vaz geçmek,yapmamak,yoğunlaştırmak,konsantre etmekأَوْقَفَ : إِيْقافاً عنْ ، هُ يُقَالُ مَا أَوْقَفكَ هَهُنَا ؟
caydırmak,yıldırmak,niyetinden vazgeçirmek,geri tutmak,önlemek,men etmek,kovmak ,döndürmek,önlemek,azarlamak,yıldırmak,niyetinden vazgeçirmek,geri tutmak,men etmek,kovmak,döndürmekرَدَعَ ـَـ رَدْعاً
zengin etmek,zengin kılmak,zenginleştirmek,gani ve maldar kılmak,ihtiyaç gözetmek,muhtaç bırakmamak,ihtiyaçsız etmek,onurmak,birinin malını kendisine fayda vermek,yetmek,kafi gelmek,hacet bırakmamak,muhtaç kılmamak,devletli eylemek,yerini tutmak,ırak etmeأَغْنَي : إِغْنَاءً عَنْ ، هُ وفي القُرْآنِ الكَرِيمِ
zengin olmak,zengin etmek,vasi ve geniş etmek,zenginkılmak,geniş ve vasi kılmak,sığdırmakإِيْسَاعٌ (ج) إِيْسَاعَاتٌ
bir işten çevirmek,men etmek,vazgeçirmek,haşin ve bedhuy olmakوَعَّقَ : تَوْعِيقاً
bir işten çevirmek,men etmek,vazgeçirmek,haşin ve bedhuy olmakتَوْعِيقٌ (ج) تَوْعِيقَاتٌ
mesleği ihtiyar edip uymak,iktida etmek,edinmek,elde etmek,kazanmak,kesp etmek,satın almak,sermaye vermek,zengin etmek,biriktirip yığmak,hıfız etmek,toplamak,cem etmek,tutmak,ittiba etmek,ittihaz etmek,sahip olmak,satın olmak,sebat ve karar üzere olmakإِقْتَنَي : إِقْتِنَاءً و فِي المَثَلِ
bir şeyle alıkoymak,mani olmak,bir şeyden vazgeçirmek,mahrum ve meyüs olmak,lanet ve nefrin etmek,kovmak,sürmek,tart etmek,deniz çekilmek,cezir etmek,lanet etmek,yok olmak,helak etmek,kovmak,yok etmek,mahv olmakثَبَرَ ـُـ ثَبْراً و ثُبُوراً
kolaylıkla hasıl olmak,kolay olmak,gerekmek,lazım olmak,yaraşmak,yakışmak,layık olmak,merğup olmak,seza olmak,güzel olmak,iyi olmak,caiz olmakإِنْبَغَي : إِنْبِغَاءً و يُقَالُ
üstün olmak,dahi olmak,seçkin olmak,ileride olmak,olgun olmak,usta ve uzman olmak,zahir olmakنَبُغَ ـُـ نُبُوغاً و نَبْغاً
renklenmek,boyalı olmak,türlü türlü olmak,rengarenk olmak,renkli olmak,olmak,alacalanmak,haletten halete geçmek,tabiatı kararsız olmak,boyanmak,rengi değişmek,çeşitli renkte olmak,bukalemun gibi olmak,renkten renge girmekتَلَوَّنَ : تَلَوُّناً
doğru ve düz olmak,bir olmak,eşit olmak,pişmek,olmak,egemen olmak,galip olmak ,üstün gelmek ,hakim olmakı ,beraber olmak,beraber olmak,düz olmak,eşit olmak,doğrulmakإِسْتَوَي : إِسْتِوَاءً عَلَي ...
birbiriyle hemta ve miktar olmak,asla takarrup veya tebit etmemek üzere yan yana olmak,paralel olmak,koşut olmak,iki şe eşit olmak,koşut olmak,paralel olmak,denk olmakتَوَازَي : تَوَازِياً
dağılmak,mahv olmak,harap olmak,zail olmak,zeval bulmak,dağılıp yok olmak,perişan olmak,çekip gitmek,kayıp olmak,zayıflamakإِضْمَحَلَّ : إِضْمِحْلاَلاً
mutedil olmak,ılımlı olmak,doğru olmak,orta halde olmak,uygun olmak,düzgün ve tam olmak,doğrulmal,normalleşmek,tavını bulmakإِعْتَدَلَ : إِعْتِدَالاً و يُقَالُ عَدَّلْتُهُ فَاعْتَدَلَ أيْ قَوَّمتُهُ و اسْتَقَامَ
şeref ve asaletiyle mürüvvetli olmak,necip olmak,şerefli olmak,mert olmak,yiğit olmak,serdar olmakسَرُوَ ـُـ سَرْواً و سَرَاوَةً
renkli olmak,renklenmek,boyalı olmak,renkli olmak,türlü türlü olmak,rengarenk olmak,alacalanmak,haletten halete geçmek,tabiatı kararsız olmak,boyanmak,rengi değişmek,çeşitli renkte olmak,bukalemun gibi olmak,renkten renge girmekتَلَوَّنَ : تَلَوُّناً
doğru ve düz olmak,doğru ve mutedil olmak,bir olmak,beraber olmak, ,aş ve yemiş pişmek,meyve olmak,seviyeli olmak,doğru ve eşit olmak,beraber olmak egemen olmak,galip olmak,üstün gelmek,hakim olmak,kast etmek,yönelmek,karar etmek,yerleşmek,yükselmek,çıkmaإِسْتَوَي : إِسْتِوَاءً إِلَي ، عَلَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
pek az ve naciz olmak,ahmak ve sebükmağz olmak,arık ve zebün olmak,nesne değersiz olmak,lezzetsiz olmak, tatsız olmak,bir güne lezzetli olmamak,önemsiz olmak,tatsız olmak,naciz olmak,önemsiz,kıymetsiz,hor,hakir olmakتَفِهَ ـَـ تَفَهاً و تُفُوهاً
mert olmak,yiğit olmak,insaniyetli olmak,serdar olmak,şerefli olmak,cömert olmak,sıyırmakسَرَا ـُـ و سَرُوَ ـُـ و سَرَي ـَـ سَرْواً و سَرَاوَةً
boş olmak,batıl ve bozuk olmak,fasit olmak,hükümden düşmek,boşa gitmek,batıl olmak,hükümsüz olmak,heder olmak,zayi olmak,heba olmak,battal olmak,hükümsüz kalmak,cezasız ve intikamsız kalmak,heder olmakبَطَلَ ـُـ بُطْلاً و بُطْلاَناً و بُطُولاً
aptal olmak,bön olmak,ahmak olmak,budala olmak,aciz olmak,saf ve sade dil olmak,delil ve bürhan iradından aciz kalıp mağlup olmakبَلِهَ ـَـ بَلَهاً و بَلاَهَةً
karışık olmak,birbirine karışmak,bir şeyin anlaşması güç,zor olmak,işkillendirmek,örtülü olmak,benzemek,işkillenmek,örtülmek,belirsiz olmak,karışık ve kapalı olmak,muğlak olmak,şüpheli ve kuşkulu olmakإِلْتَبَسَ : إِلْتِبَاساً بِ ، عَلَي ..
Bilgi Paneli
Elmawarid.com sitemiz yeni kelimeler yüklenerek güncelleştirilmiştirإن موقعنا الموارد كوم قد تم تحديثه بعد أن حملت إليه الكلمات الجديدة والله ولي التوفيق
Paylaş
Elmawarid
ElmaWarid