1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid boğaza yapışıp duran kızıl ünük ki gıda ondan geçip bağırsağa gider kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
boğaza yapışıp duran kızıl ünük ki gıda ondan geçip bağırsağa gider عُضْرَةٌ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
boğaz boğazaحلقا لحلق كناية عن القتال الشديد
boğaza girmekدخول في الفوهة ، تفوّه
boğaza durmakوقوف في الحلق ، عدم النفع
boğaz boğaza gelmekنشوب القتال الشديد
boğaz boğaza döğüştülerتشاجروا مشاجرة عظيمة
boğaz boğaza dövüşmekتناحر ، تشاجر من نحر إلي نحر
boğaz boğaza geldilerتَشَاجَرُوا مُشَاجَرَةً عَظِيمَةً
boğaz boğaza geldilerتشاجروا مشاجرة عظيمة
boğaz boğaza gelmekمشاجرة ، منازعة
suyun boğaza tıkanması,boğazda kalmasıجَأْزٌ
deva,derman,boğaza akıtılacak ilaç,ağız otuوَجُورٌ : دَوَاءٌ
çiğnemeden boğaza giren lokum ve benzeri yiyecekغَلُولٌ
savaşta kucaklaştılar,boğaz boğaza geldiler ve veda sırasında birbirlerinin boynuna sarıldılarإعْتَنَقُوا فِي الحَرْبِ و تَعَانَقُوا عِنْدَ الوَدَاعِ
boğaza yapışıp duran kızıl ünük ki gıda ondan geçip bağırsağa giderعُضْرَةٌ
siğil otu denilen bir ot ki yaprakları yerde sürünüp usaresi boğaza yapışan sülükleri düşürürبِلْخِيَّةٌ
nesneye yapışıp ayrılmadıثَبَتَ عَلَي الشَّيْئِ
hastalık ona yapışıp ayrılmadıأَثْبَتَهُ السَّقَمُ
el ele yapışıp kalgımakفَنْزَجَ : فَنْزَجَةً
bir işe yapışıp ondanayrılmadıلَذِيَ بالأَمْرِ
kene deveye yapışıp durduجَذَا القرَادُ فِي جَنْبِ البَعِيرِ
kum birbirine yapışıp dökülmediإِسْتَعَزَّ الرَّمْلُ : تَمَاسَكَ فَلَمْ يَتَسَاقَطْ
ona şiddetle yapışıp tuttuأَبْطَشَهُ : بَطَشَ بِهِ
adam yere yapışıp sindiضَبَأَ الرَّجُلُ ضَبْأً و ضُبُوءاً : لصق بالأرض
bir kimseye yapışıp ayrılmamakإِلْتَكَدَ : إِلْتِكَاداً بِ ، هُ
aklına kurduğu şeye yapışıp duranمتمسك برأيه ، معتصم برأيه
akıla konulan nesneye yapışıp durmakتمسك بالرأي ، إعتصام بالرأي
bir yere yapışıp kaldı,ayrılmadıاَرْصيَ : إِرْصَاءً بِالمَكَانِ : لَزِمَهُ و لَمْ يَبْرُحْهُ
iki nesne birbirine yapışıp tutuştuتَمَاسَكَ الشَّيْئَان
koltuklaşa gitmek,el ile yapışıp gezmekمُخَاصَرَةٌ (ج) مُخَاصَرَاتٌ
borçlusuna yapışıp alımını almayınca koyu vermekأَنْطَظَ : إِنْطَاظاً
kesilmedik yerinde duran ağaç,sert bir kök üzerinde duran bitkiشَجَرٌ (ج) أَشْجَارٌ وفِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
kımıldanmayıp berkarar olan,sabit,ispat olunmuş,temelli,değişmez,yerinde duran,fix,hareketsizdeğişmez,solmaz,bozulmaz,oynamaz,payidar,kımıldamaz,yazan,kayıt eden,,duran,durağan,solmaz,bozulmaz,konstant,değişmez olan,duran,durağan,daimi,payidar ve ber kara olan,kımıldamayan,konstant,sürekli,sabite,parametre,fix,yerinde duran,ispat olunmuş,mevcut,sebat eden,yerinde duran,durağan,sabit ,konstant,kımıldanmayıp berkarar olan,solmaz,bozulmaz,oynamaz,kımıldamaz,yazan,kayıt edenثَابِتٌ (م) ثَابِتَةٌ (ج) ثَوَابِتُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ayakta,ayakta duran,dikilen,dik,mevcut olan,ayak,kaim,duran,var olan,durucu,kalkıcı,brüt,dik,kaim,kılıç sapı,var olan,asıl,fiili,gerçek,direk,direk,bağ kütüğü,bağ özdeğiقَائِمٌ (ج) قُوَّامٌ و قُيَّمٌ و قُوَّمٌ و قَائِمُون
duranواقف ، قائم ، ساكن ، بارك ، ثابت ، ساكن ، غيرمتحرك
duran,oturanسَكِنٌ
boğazda duranعفص ، حريف ، خشن ، نظّ
duran nesnelerرَوَاكِدُ
her daim duranدَائِمُ البَقَاءِ
her daim duranدائم البقاء
duran adamرجل واقف
karşı duranمعارض
ayakta duranقائم ، واقف
yerinde duranثابت
açıp yayıp döşemek,yaymak,sermek,açmak,beyan etmek,ifade etmek,uzun uzun anlatmak,uzatmak,açmak,uzanmak,genişlenmek,sündürmek ve dürülüp duran nesneyi ziyade yaza komak,Matematikte bayağı kesirde pay,açmak,yaymak,açılmak,ihsan,yardım,sündürmek ve dürülüp duran nesneyi ziyade yaza komak,paydaبَسْطٌ : نَشْرٌ
kapıda duran kimdir ?مَنْ ذَا بِالبَابِ وَاقِفاً ؟
kırmızı,kıpkırmızı,al,kızıl,kıpkızıl,kırmızı renkli,kızıl olan,kızılbenizli kişi,kızıl ve renge boyanmış nesne,al,ahmer,ak,beyaz,silahsız kimse,Kürtçede sor derler,ahmer,altın,safran,düzgün,kızıl adam,şarap,içki,etأَحْمَرُ (ج) أَحَامِرُ و حُمْرٌ و حُمْرَانُ و أَحَامِيرُ و أَحَامِرة (م) حَمْرَاءُ ، أَبْيَضُ، أَعْزَلُ : المصْبُوغُ بالحُمْرَةِ ، الذَّهَبُ ، الزَّعْفَرَانُ ، نَبِيذٌ و فِي الحَدِيثُ
bir nevi kızıl boya,bir kızıl çiçek,erguvan denilen kıpkızıl boya,kızıl kadife,kırmızı elbise v.s,su gerdemesi denilen ot,boynuz ağacıأَرْجُوان ٌ : صِبْغٌ أَحْمَرُ كَانَ الأَقْدَمُون يَتّخِذُونَهُ مِنْ صَدَفِ المُوركِ و قَدْ بَرَعَ فِي صِنَاعَتِهِ سُكَّانُ صُور ، ثِيَابٌ مَصْبُوغَةٌ بالأَرْجُوَانِ
al renginden olan,al at,sarışın,gök gözlü sarı tenli kişi,kızıl yeleli at,kızıl yüzlü ve kızıl saçlı kimseyelesi ve kuyruğu al at,al,kumral,kula at,doru atأَشْقَرُ (ج) شُقْرٌ (م) شَقْرَاءُ (ج) شَقْرَوَاتٌ
kızılboz,çöl renkli,saçı kızıl adam,tüyü kızıl olan hayvanأَصْحَرُ (ج) صُحْرٌ (م) صَحْرَاءُ
kızıl benizli ve benzi katı kızıl kişiأَقْشَرُ
sarışın, kızıl yüzlü, kızıl yeleli at, alأَشْقَرُ (ج) شُقْرٌ (م) شَقْرَاءُ
kumral,kızıl,Kürtçe gewr derler,tüyünün üstü kızıl içi ak olan deve,şarap renkli olan nesne,soğuk gün,aslanأَصْهَبُ (ج) صُهْبٌ و صُهْبَانٌ (م) صَهْبَاءُ ، أَشْقَرُ، مَنْ كَانَ فِي شَعْرِهِ حُمْرَةٌ أَوء شُقْرَةٌ ، الجَمَلُ الّذِي يُخَالِطُ بَيَاضُهُ حُمْرَةً ، اليَوْمُ البَارِدُ ، الأَسَدُ
kızıl benizli ve benzi katı kızıl kişi,kabuğu soyulan şey,sıcaktan burnu soyulan kişi,kıp kızıllık,çok soru soran,alaca yerأَقْشَرُ (ج) قُشْرٌ (ج) قَشْرَاءُ : مَا إِنْقشَرَ قِشْرُهُ ، مَنْ يَنْقَشِرُ أَنْفُهُ منَ الحَرِّ ، الشَّدِيدَةُ الحُمْرَةِ ، مِنَ الأَرْضِ الأَبْقَعُ ، الكَثِيرُ السُّؤَالِ
ayrılık kargası,menfur kişi,siyahla kül renginden oluşan alaca karga veya akraba ve ahbap arasında ayrılık uğursuzluğunu haiz olunan siyah karga,ayrılık kargası ,burnu ve ayakları kızıl karga,ala karga,burnu ve ayakları kızıl olan karga,ayrılık kargası,burnu ve ayakları kızıl karga,ala kargaغُرَابُ البَيْنِ
arı kuşu, kızıl eşek,göcegen,çakırdoğan,sırtından kuyruğuna kadar siyah hattı olan eşek,kızıl eşek,rengi yeşile çalar eşek,arkasında kara hat olan eşek,bozumtuk bulanık renkte olan şey,boz sarı,sönük,yeşil yeşil çizgili olan ebucehil karpuzu,Necid ülkesinأَخْطَبُ (م) خَطْبَاءُ *: شَقْرَاقٌ ، إِسْمُ جَبَل فِي بِلاَد نَجْدٍ و إِسْم رَجُلٍ ، تَفْضِيلٍ مِنَ الخِطَابَةِ و يُقَالُ
gözleri iri ve kırmızı olan,gözleri kan çanağına dönmüş,gözü ziyade kızıl ve hem büyük olan,gözü büyük ve ziyade kızıl olan kimseأَجْحَمُ (م) جَحْمَاءُ (ج) جُحُمٌ و جُحْمَي : الشَّدِيدُ حُمْرَةُ العَيْنَيْنِ مَعَ سِعَتِهُمَا و يقال فلان أَجْحَمُ العَيْنِ
kızılأحمر قان ، حمراء، أصهب، زائف، مغشوش ، عملة ذهبية، ليرة
kızıl etلَحْمٌ أَحْمَرُ
kızıl etلحم أحمر
kızıl icazإِيْجَازٌ أَحْمَرٌ : شَرْحُ كِتَاب السُّلّمِ فِي المَنْطِقِ
solungaç,ünük başı,boğaz başı,boğazda gırtlak yeri,dil kökü,gırtlak,boğaz deliğinin başı,kabile reisi,baş ile boyun beyninde olan ete denir,Türkçede süksün eti derler,gırtlak kapağı,ünük başı,solungaç,boğaz deliğinin başı,kabile reisi,boğaz başı,galsameغَلْصَمَةٌ (ج) غَلاَصِمُ
boğaza yapışıp duran kızıl ünük ki gıda ondan geçip bağırsağa giderعُضْرَةٌ
boğaz,boğaz deliği,gırtlak,gullet,yutak,kızıl ünük yemek borusu,yutak,gullet,ağızın gerisindeki boşluk,yemeğin ağızdan mideye varmak üzere geçtiği yol,lokumحُلْقُومٌ (ج) حَلاَقِيمُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
belki,malı,meli,ihtimal ki,olabilir,şayet,olaki,fakat,lakin,ümid,rica ederimki,umarım ki,umulaki,umulur ki,muhtemeldir,muhtemel ki,ola ki,memuldur kiلَعَلَّ
o kimse ki,ol şey ki;o kimseler ki,onlar ki;bunlar ilgi zamiri olan (ki) değil,bağ olan (ki) dirالَّذِي (ج) الأّذِين (م) الأّتِي (ج) اللَّوَاتِي ، اللاّئِي ، اللاَّتُ
umulur,ola ki,umulur ki,ola yazdı,ümit edilir,memuldur ki,belki,olabilir,ihtimal ki,yakındırعَسَي
o ki,o kimse ki,o kadın ki,o şey ki,şu şeyki anlamına olan ve dişi için kullanılan ismi mevsul (tekil dişi için)الّتِي ، ألّلتِ ، الّلت (ج) اللآتي و اللآت و اللوات و اللواتي و اللوات و اللآئي و (تث) اللتان و اللتانّ و اللتا و (تص) اللتيا و اللُتيّا : إسم مبهم ولا يجوز نزع الألف و الأم منه ولا يتم إلا بعلة و فيه ثلاث لغات
onlar ki,o kimseler ki,ki onlar(aynı kökten tekili yoktur)أُلَي : الّذِينَ
kim,kime,kimi,şu kimseye ki, kim ki : kim ki iyi iş işlerse kendisine aittirمَنْ نحو مَنْ يَعْمل عَمَلاً صالحاً فلنفسه
ancılayın ki,şöyle ki : şöyle ki geri çekilmeye mecbur olmuşturبِوَجْه أَنْ نحو بِوجه أنه إضطرّ إلي الرجوع
ki,muhakkak olarak,muhakkak,tahkik edatı,şüphesiz,şüphe yok ki,,kuşkusuz,şeksiz,mevsuken,hakikaten,herhalde,muhakkak olarak,tahkiken,elbette,gerçek,doğrusu kiأَنَّ : إِنَّ ، أَنْ : حَرْفُ تَوْكِيدٍ مِنَ الأَحْرُفِ المُشَبَّهَةِ بالَفْعَالِ تَنْصِبُ المُبْتَدَاِ و تَرْفَعُ الخَبَرَ و تُؤَوِّلُ جُمْلَتَهَا بِمَصْدَرٍ و بمعني بِلاَ شَكٍّ ، بِلاَ شُبْهَةٍ ويَشهَدُ المُسْلِمُ و يَقُولُ أَشْهَدَ أَنْ لاَ إِلَهَ الاَّ الله و أَشْهَدَ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ و رَسُولُهُ ، سَرَّنِي أَنَّكَ قَادِمٌ إِليَّ أَيْ سَرَّنِي قُدُومُكَ إِلَيَّ
ki,muhakkak olarak,muhakkak,tahkik edatı,şüphesiz,şüphe yok ki,,kuşkusuz,şeksiz,mevsuken,hakikaten,herhalde,muhakkak olarak,tahkiken,elbette,gerçek,doğrusu kiإِنَّ ، أَنَّ ، أَنْ : حَرْفُ تَوْكِيدٍ مِنَ الأَحْرُفِ المُشَبَّهَةِ بالَفْعَالِ تَنْصِبُ المُبْتَدَاِ و تَرْفَعُ الخَبَرَ و تُؤَوِّلُ جُمْلَتَهَا بِمَصْدَرٍ و بمعني بِلاَ شَكٍّ ، بِلاَ شُبْهَة و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ekseriya,bazı kere,olabilirki,belkinice,bazen,olur,olur ki,az olur,ebilir,mış,miş,nice,olabilir ki,az kere,ola ki,az olur kiرُبَّمَا
umulur ki,memuldur ki,ev önü,layık,liyakat,şamata,yanحَرَي
ancılayın ki,şöyleki,yüzyüze : şöyle ki geri çekilmeye mecbur olmuşturبِوَجْه أَنْ نحو بِوجه أنه إضطرّ إلي الرجوع
elbette,şüğhesiz,muhakkak,gerçek,doğrusu ki şüphe yok ki,kuşkusuz, çeksizأَنَّ : إِنَّ
Ceptekini harca ki gayıpta ki Sana Gelsinإصرف ما الجيب يأتيك ما في الغيب
ötürü,için,üzere,çünkü,lakin,ancak,değilse,dan,den,başka,şu kadar var ki,ne var ki,her nasılsa,meğer ki,bazen de(لأجل ) manasını ifade eder,şu kadar varki,ne varki,meğerki,den başka,çünkü,den naşi,dan,den başka,şu kadfar var ki,her nasılsa,meğer kiبَيْدَ أَنَّ ، غَيْرَ أَنَّ ، إِلاَّ أَنَّ ، بَائِدَ : و يقال فلان كثير المال بَيْدَ أَنَّهُ بَخِيلٌ و في الحديث
gıda,besin,yiyeceke,içecek gıda maddesi,yemekغِذَاءٌ (ج) أَغْذِيَةٌ
insanı geçindirecek kadar olan gida,yiyecek,kendisine yapışılacak şey,başvurulacak hayır,gıda,ilgi,alaka,iz,kalıntı,pey akçesi,cimri,eli pek,bahil,bir şeye çok şiddetle yapışıp yakalayanمُسَكَةٌ (ج) مُسَكٌ
yiyecek,aş,rızık,ekmek,kut,gıda,besin,azık,ekmek,aş,geçinme,kut,rızkını vermek,yaşamak için gıda,ülüşقُوتٌ (ج) أَقْوَاتٌ : رِزْقٌ ، أُكْلٌ
gıda yerine istimal etmek,ele almak, ulaştırmak,yemek,içmek,gıda yerine istimal etmek,kapmak,maniple etmekتَنَاوَلَ : تَنَاوُلاً
bendende can tutacak kadar az gıda , yiygi,ailesine kıt harcamak,bendende can tutacak kadar az gıda,nafakayı kıt yapmak,bir şeyi bir şeye katmakقَتْرٌ
gıda logosuلُوجُو الأَغْذِيَّةِ
gıda maddesiمَادَّةٌ غِذَائِيَّةٌ
gıda maddeleriسِلَعٌ غِذَائِيَّةٌ
gıda kriziأزمة الغذاء
gıda kopunuقَسيمَةٌ غِذَئِيَّةٌ
gıda kontrolüرَقَابَةُ الأَغْذِيَةِ
gıda kuponuقسيمة غذائية
gıda karşılığındaمُقَابِلَ الغِدَاءِ
gıda güvenliğiأمن غذائيّ
gıda güvenliğiأمن الأغذية
ondan geri kaldı,ondan sonra geldi,ona kavuşmadı,ulaşmadıتَاَخَّرَ عَنْهُ : جَاءَ بَعْدَهُ ، لَمْ يَصِلْ إِلَيْهِ
ondan aciz kaldı,ondan korkup acizlik izhar ettiجَزَمَ عَنْهُ : عَجَزَ عَنْهُ
ondan nefret etti,ondan hoşlanmayıp sevmediأَكْأَيَ : إِكْأَءً عَنْهُ : كَرِهَ
ondan nefret etti,ondan hoşlanmayıp sevmediأَكْأَيَ : إِكْأَءً عَنْهُ : كَرِهَهُ
ondan bütün alacağını alıp zimmetini tahsil etti,ondan gadren ve bila vechi şeri malını aldıبَلَّصَ : تَبْلِيصاً ، هُ مَالِهِ : أَخَذَ مَالَهُ وَلَمْ يَتْرُكْ لَهُ مِنْهُ شَيْئاً
ondan bütün alacağını alıp zimmetini tahsil etti,ondan gadren ve bila vechi şeri malını aldıبَلَصَهُ مِنْ مَالَِهِ : أَخَذَ مَالَهُ وَلَمْ يَتْرُكْ لَهُ مِنْهُ شَيْئاً
ondan ümidini kesmiş ,ondan ümitsizمَيْؤُوسٌ مِنْهُ
ondan ve kasır oldu,ondan aciz kaldı,güçsüz kaldıنَأْنَأَ عَنْهُ : قصر و عجز منه
ondan aldı,ondan ilim aldı,öğrendi,rivayet ettiأَخَذَ عَنْهُ : تَلَقَّي عَنْهُ عِلْماً ، تَعَلَّمَ مِنْهُ
ondan gafil oldu,bütün bütün ondan vazgeçtiلَهَي عَنْهُ : غَفَلَ عَنْهُ
sonra,ondan sonra,badehu,sümme,yine,yine,onun üzerine,ondan sonra,o zamanثُمَّ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ondan yardım istedi,ondan atiyye istediإِسْتَهْنَأَهُ : إستَنْصَرَهُ : إستعطاهُ
kavim ve kabile,üçten ona kadar olan insan grubu,ondan az insan kalabalığı,erkekler cemaatı,topluluk,grup,kavim ve kabile,topluluk,cemaat,ondan az cemaat,hısım kavmi,topluluk,ondan az cemaat,birden dokuza dek olan er bölüğü,erkekler cemaatı,topluluk ,grup,kavim ve kabileرَهْطٌ (ج) أَرْهُطٌ و أَرَاهِطُ : وَهْطٌ (لاَ وَاحِدَ لَهُ )
grup,cemaat,parti,savaşa çıkan topluluk,bölük,ondan aşağı olan adamlar,seferberlik,boru,sur,trampet,nefir,boru,trampet,bölük,ondan aşağı olan adamlarنَفِيرٌ : صُورٌ ، بُوقٌ
ondanمِنْهَا :عَنْهَا
bir şeyin yerine geçip ancak tamamıyla yerini tutamamak,bedel-i nakışı olmak,bir şeyin yerine geçip ondan müstağni etmek,bıçağa sap takmak,yetmekأَجْزَي : إِجْزَاءً عَنْ
bağışlamak,af etmek,kapamak,örtmek,yarlıgamak,suçtan geçip örtmek,rüsvay etmemek,suçtan geçip örtmek,rüsvay etmemek,çuval,karınغَفْرٌ
geçip ilerlediإِنْزَهَقَ : سَبَقَ و تَقَدَّمَ
at diğerlerini geçip ilerlediبَرَّزَ الفَرَسُ عَلَي الخَيْلِ *
at diğerlerini geçip ilerlediبَرَّزَ الفَرَسُ عَلَي الخَيْلِ * : سَبَقَ الخَيْلَ
ondan geçip kurtulduنَفَذَ عنْهُ : جَازَ و خَلَصَ
kavim süratle geçip gittilerقَشَّ القَوْمُ
kavmi geçip onları arkada bıraktıنَفَذَ القَوْمَ
biriyle beraberce geçip gitmek,geçişmekمَارَّ : مُمَارَّةً و مِرَاراً
geçmek,geçip gitmek,geçiş,ayrılışمُضِيٌّ
biraz nesneler birbirine geçip girişmekشَبْكٌ
nesne geçip süratle nüfüz ettiإِمْتَرَقَ الشَّيْئُ : مََضي و نَفَذَ سَرِيعاً
geçmek,geçiş,ayrılış,geçip gitmekمُضُوٌّ
ondan vaz geçip bıraktı,terk ettiأَفْرَشَ عَنْهُ : كفَّ عَنْهُ و تَرَكَهُ
yemek boğazında hoş geçip semiz olduأُسْتُنْجِعَ بالطَّعَامِ او عَنْهُ : أُسْتُمْرِئَ و سُمِنَ بِهِ
boğaza yapışıp duran kızıl ünük ki gıda ondan geçip bağırsağa giderعُضْرَةٌ
herkes gider Mersine onlar gider tersineكل الناس يروح علي مرسين وهم يروحون علي العكس
giderخرج ، مصرف ، رائح ، ذاهب ، زائل
gider olduğuإنه يذهب
gider idilerكانوا يذهبون
gider gibiكأنه يذهب
gider dekontuكَشْفُ المَصَارِيفِ
gider a !نعم يذهب أو لم لا يذهب !
gelip giderيأتي و يذهب
çalışa giderيستمرّ علي الإحتهاد
belki giderلعله يذهب
az giderمصرف قليل ، مصرف يسير، مصرف جزئيّ
tez giderسريع السير ، سريع الحركة
aylık giderمصروف شهري
yakında giderيَذْهَبُ قَرِيباً
siz gider gitmezبمجرد ماذهبتم أنتم اي عقب ذهابكم
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid