1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru ot kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru ot ثِنٌّ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
azgın,gümrah olanضَلُولٌ
mütekebbir ve gümrah bir adamdırرَجُلٌ تَيْهُورٌ اي متكبر
yolunu kayıp ettirmek,azdırmak,gümrah etmekتَيَّهَ : تَتْيِيهاً
herkesin yüzüne karşı bağırıpçağıran,sapık,gümrahبِطْرِيرٌ (م) بِطْرِيرَةٌ
bir adamı ifsat ve iğva ile gümrah eylemekدَسَّي : تَدٍِْيَةً
kibirli,azametli,mütekkebbir,yolunu kayıp etmiş,sapık,gümrah,azmışتَيَّاهٌ
kibirli,azametli,mütekkebbir,yolunu kayıp etmiş,sapık,gümrah,azmışتَيْهَانٌ : تَيَّهَانٌ
herkesin yüzüne karşı bağırıp çağıran,sapık,gümrah,uzun dilliبِطْرِيرٌ (م) بِطْرِيرَةٌ ، طَوِيلُ اللَِّسَانِ ، كَثِيرُ الضَّجَّةِ و الصِّيَاحِ ،مُتَمَادِ مُبَاغِغٌ فِي الضَّلاَلِ
tehlikeye düşürmek,yerinden atmak,yardan uçurmak,israf edip telef etmek,irtikaba teşvik etmek,gümrah ve asi olmak,birini tehlikeye düşürmek,uzaklaştırmak,malı israf etmek,çarçur etmek,saçıp savurmak,yerinden atmak,yardan uçurmak,israf edip telef etmek,irtikaba teşvik etmek,gümrah ve asi olmakوَدَّرَ : توْدِيراً
yolunu kayıp ettirmek,yitirmek,helak etmek,azdırmak,gümrah etmekأَتَاهَ : إِتَاهَةً
daha gümrah,daha sapık azmış,bellirsizأَتْيَهُ و يقال هو أَتْيَهُ النَّاسِ و بلد أَتْيَهُ
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru otثِنٌّ
tehlikeye düşürmek,yerinden atmak,yardan uçurmak,israf edip telef etmek,irtikaba teşvik etmek,gümrah ve asi olmakتَوْدِيرٌ (ج) تَوْدِيرَاتٌ
kayıp eden,zarar ziyan eden,zarar ve hasar görücü,yolunu kayıp etmiş,gümrah olanخَاسِرٌ
bir adamı ifsat ve iğva ile gümrah eylemek,ifsat ve iğva ile ikrah eyleek,ayartmak,azdırmak,gizlemekتَدْسِيَةٌ : إخفاء
iyilikten ve yatlıktan halilik ve nesneden berilik ve hamlık ve çiğlik ve yönedsizlik ve tertipsizlikقَحٌّ
melce,penah,sığınacak yer,boyna astıkları hamayil ve,muska muhafazai nefse vesile olacak nesne ve afat ve beliye defi için ittihaz olunan muska ve tılsım ve tavizat misillü ve kale gibi muhkem ve metin ve mahfuz olan mevziحِرْزٌ
rükünler,köşeler,esaslar,temeller,şartlar,direkler,sütünler,kurmaylar,etraflar,anasır-ı erbaa,dört öğe ve element,nesnenin başlıca olan ecza ve azası ve mukarrer olan kavaid ve rusum ve devletin bakanları ve büyükleri ve ordu ve seraskerinin has muavinlerأَرْكَانٌ : شُرُوطٌ آدَابٌ ، عَنَاصِرُ أَرْبَعَةٌ وَهِيَ المَاءُ و الهَوَاءُ و النَّارُ و التُّرَابُ و هِيَ أَجْسَامٌ بَسِيطَةٌ َتَتَرَكَّبُ مِنْهَا المَوَّادُ ، أَطْرَافٌ ، أَجْزَاءٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَابَةٌ
galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلْعَبٌ (م) جَلْعَبَاةٌ
göregen kişi,galiz ve natıraş ve cafi ve şerrir kimse ve şu deveye denirki şaşkın ve oğuz adam gibi sersem ve sabukmağz olmakla yürümekte şitab ve süratle beyhude çabalayıp ikdam eder ola ona dahi *عجرفية*denirجَلَعْبَي : شديد النظر
bir husus çetin ve çaparız ve dolaşık ve peçapeç olmak haleti,firib,hile,fend,aldatma,bir nesne kalın ve kaba ve yakışıksız ve uslupsuz ve endamsız olmak,düzen,mekr,keyd,al,bela,musibet,dahiye,cüret ve ikdam sahibi kimseعِنْدَأَوَةٌ : عُسر، إلتواء و في المثل : إن تحت طرّيقتك لعندأوة
bir nesneyi bir nesneye medarı metanet eylemek,bir kimseyi bir kimseye püşt ve penah ve kuvvet-i zahr kılmak,ihkam için binaya dayak ve payendan ve destek nasp eylemek,hayvan ve davarın ab ve alefine ve sair hizmet ve tımarına güzel takayyut ve riayet etmekرَدْءٌ
paslı ve lekeli nesne,alüde -i ayıp ve ar ve lekenak lüm ve hasaset ve idbar olan kimseصَدِئٌ و يقال رجل صضاغر صَدِئٌ اي لزمه العار و اللؤم
kin ve düşmanlık ve diyetten alınacak kesim ve verilecek borç,şu kavimki meslek ve sanatları ve yaşamları hiçbir şeyleri olmayaضَمَدٌ
daima oturur ve yatar yani evinden çıkmaz çok yemek yer ve içer ve pek yalancı ve yaltaklanan ve uykucu kimseرَجُلٌ قُعَدَةٌ ضَجَعَةٌ أَكَلَةٌ شُرَبَةٌ كُذَبَةٌ خُضَعَةٌ نُوَمَةٌ
payidar ve sabit etmek,künh ve hakikatına varmak,hakkıyla anlamak,sağlam ve muhkem etmek,yapışıp ayrılmamak,hareketi mecali olmaacak surette darp ve cerh veya rapt ve hapis etmek,bürhan ve beyyine ile tekid ve zahire çıkarmak,ispatlamak,kanıtlamak,ispat eأَثْبَتَ : إِثْبَاتاً و في القرآنِ الكريم
şu hatuna denirki akile ve reşide olup iş ve sanatında pişkar ve hazıka ve kargüzar ola,davulcu,davul ve kös çalmakta ustad olan mehterدَرَّابَةٌ
siyah kadın,sevda,kara,malhulya illeti,bir illet ki insana arız oldukta pek gamnak ve mukedder olur ve şiddet üzere olursa bazen kendisini telef eder ve aşk ve hırs ve tamah arzu ahlat-ı erbaa dan malum hılttırki safra ve dem ve balgamdan gayrıdırسَوْدَاء (ج) سُودٌ
bir nesne çapraşık,karışık,güç,düşvar,örtülü ve kapalı ve muğlak olmak,müşkil ve ve müştebih ve mültebis olmak,hall ve cevabı güç olmak,harflere nokta ve hareke koymak,tayin etmek,işkâl,problem,sorun,çetinlik,çaprazlık,güçlük,düşvarlık,kapalılık,muğlaklıkإِشْكَالٌ (ج) إِشْكَالاَتٌ
birbirine müsavi ve müşabih olmak,birbirine benzemek,birbirine bila kesir taksim kabul etmekتَماثَلَ : تَمَاثُلاً
kışkırtmak,tahrik etmek,biribirine düşürmek,kışkırtıp birbirine düşürmek,kışkırtmak,köpekleri birbirinin üzerine sürmek,dalaştırmak,birbirine bırakmak,aralarını açmak,tahrik etmek,birbirine düşürmek,kışkırtmak,birbirine bırakmak,aralarını açmak,kışkırtıp birbirine düşürmek,halkı ve sair hayvanı birbirine tutuşturup kındırmakهَرَّشَ : تَهْرِيشاً مِنْ
cıvıldamak,avaz etmek,çığıltı etmek,gürültü koparmak,birbirine çağrışmak,bağrışmak,hayvanların sesleri birbirine karışmak,deniz dalgası birbirine çarpışmak,vuruşmakإِصْطَخَبَ : إِصْطِخَاباً
ekin kuvvetlenip birbirine sarmaştı,ekin birbirine sarmaşıp güçlendi,birbirine girip sardıآزَرَ الزَّرْعُ يُؤَازِرُ مُؤَازَرَةً بَعْضُهُ بَعْضاً : إِلْتَفَّ و إِشْتَدَّ
eşleşmek,eş etmek,çiftleşmek,bir birine eş olmak,çift olmak,nikah ile birbirine karı ve koca olmak,nikahla evlenmek,tehhül etmek,bir yee cem olmak,toplanmak,birbirine karışmak,birbirine yaklaşmak,birbirinden alıp vermek,birbirine benzemekإِزْدَوَجَ : إِزْدِوَاجاً
birbirine karışıp sayımı mümkün olmamak,bulanmak,bulanık olmak,gece gayet karanlık olmak,pek kararmak,savaşçılar birbirine karışmak,gelip gitmek,dönmek,çoğalmak,yağmur şiddetlenmek,askerler savaşta birbirine karışmak,yel toz getirmek,bir şey öoğalıp kalabإِعْتَكَرَ : إِعتِكَاراً
kavim birbirine sığınıp toplandılar,birbirine katıldılar,bir araya geldilerتَآوَي القَوْمُ :أَوَي بَعْضُهُمْ إِلَي بَعْضٍ و إِنْضَمُّوا
kavim,asker savaşta birbirine karşı yakın geldi,birbirine yaklaştılarتَأَزَ القَوْمُ فِي الحَرْبِ : قَرُبَ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ
birbirine uymak,birbirine uygun olmak,uyum,tevafuk,,kombinasyon,uzlaşmaتَوَافُقٌ
ağaçları birbirine geçirmek,gürletmek,karıştırmak,birbirine düşürmek,ifsat etmekأَشَّبَ : تَأِْشيباً بَيْنَ ، هُ
birbirine uymak,birbirine uygun olmak,uyum,tevafuk,,kombinasyonتَوَافُقٌ
birbirine sormak,soruşmak,soruşturmak,birbirine sual etmek,sualleşmekتَسَاؤُلٌ
kavim saf halinde birbirine katılıp birbirine yapıştılar,sıkıştılarإِرْتَصَفَ القَوْمُ فِي الصَّفِ : تَضَامُّوا و تَلاَصَقُوا
birbirine sözle atışmak,birbirine söz döndürmek,karşılıklı konuşmakنَاقَرَ : مُنَاقَرَةً
ordu savaşta birbirine karışıp mızrakları birbirine tokuşturduقَرَشَ الجَيْشُ بالرِّمَاحِ
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru otثِنٌّ
kuru,kötü,adi,yavuz,kuru şey,kuru bitki,kuru otيَبِيسٌ
kurumak,kuru,şiddetli kuru yer,şu kuru yerki evvel yaş idiيَبَسٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
kuru,kuru otlak,kurumuş,kuru otجَفِيفٌ و يقال الإبل فيما شَاءت من جَفِيفٍ و قَفِيفٍ
kurutmak,susmak,kuru yerde yürümek,bir şeyi kuru bulmak,kuru yere düşmek,kıtlık ve kuraklık olmak,yer ve bitki kurumak,kurutmak,أَيْبَسَ : إِيْبَاساً ، هُ
su kuru yerden veya kuru ottan geri döndüإِنْحَسَرَ المَاءُ عَنِ اليَابِسَةِ : إِرْتَدَّ عَنْهَا
çekirdeklenmek,haşep yani kuru kalın ağaç pareleri yemek,kuru ot otlamakتَخَشُّبٌ أَيْ أَنْ يَصِيرَ كالخَشَبِ أَيْ البَقْلَةُ و نَحْوِهَا
kuru gicik,kuru çıban,uyuz illetiحَصَفٌ
tahta kesilmek,çekirdeklenmek,tahtalaşmak,sertleşmek,keresteleşmek,kuru kalın ağaç pareleri yemek,kuru ot otlamakتَخَشَّبَ : تَخَشُّباً
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru otثِنٌّ
kuru üzümcü,kuru üzüm satanزَبَّابٌ : زَبِيْبِيٌّ
kuru üzümcü,kuru üzüm satanزَبِيْبِيٌّ : زَبَّابٌ
kuru,incikte ki kuru kemikأَيْبَسُ (ج) أَيَابِسُ : يابسٌ : عظم يابس في الساق
kuru nesneden elde kalan artık,kalıntı,çok kuru otlak, şekil,biçim,figür,şekilكَسْمٌ
incik kemiği,kuru incik,hayvanın kuru inciği,sarp ve zor yola dayanıklı olan adamوَظِيفٌ (ج) وُظُفٌ و أَوْظِفَةٌ
daha kuru,pek kuru,أَيْبَسُ
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru otثِنٌّ
kararmışمسود
kararmış hurmaمُوَكَّبٌ
kararmış,karaca,kararanمُسْوَدٌّ
yeşilken kararmış ekinقَهْقَرَةٌ (ج) قَهْقَرٌ
pekişmiş ve kararmış yürekقلب شديد السخيمة
hayvan iki senelik kararmış ot yemekثَالَبَ : مُثَالَبَةً
eskilikten kararmış olan yayki ağaçtan olaعَاتِكَةٌ
iki senelik kararmış ot,çorak yerlerde biten bir nevi ayrık otuثَلِيبٌ
ağaçtan yeni çıkmış beyaz çiçek tomurcuğu, ham meyve henüz taze olduğu halde içi kararmış hurmaبَغْوَةٌ
otlarأَعْشَابٌ
hindibalı otlarنباتات هندبائية
kuru otlarيابسات
kuru otlarحَشَائِشُ
doğal otlarأعشاب طبيعية
meyvsi çıkan ağaç,meyve tutmuş,meyveli,meyvedar ağaç,meyvesi çok yer,meyveler,yemişler,bir cins ağaçثَمْرَاءُ و يقال شجرة ثَمْرَاءُ و أَرْضٌ ثَمْرَاءُ
pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,ağaç kısmı özdeklenmek,ağaç uzayıp baldırlanmak,gövdelenmek,heveslendirmek,pazara sürmek,pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,kibirden dönüp hareket ettirmekتَسْوِيقٌ (ج) تَسْوِيقَاتٌ
dal ve budakları kesilmiş ağaç, ağaç gövdesi,ağaç kütüğü,odun kütüğü omca,tomruk,ayakkabı ucu,dağın mera ve zahir tepecisi,az mal,uyuz develerin sürtüna dedikleri kütük,asıl,kökجِذْلٌ (ج) أَجْذَالٌ و جِذَالٌ و جُذُولٌ و جُذُولَةٌ و يقال له جِذْلٌ من المال و عاد إلي جِذْلِهِ اي إلي أصله
ağaç,tahta,kereste,ahşap,kuru odun,ağaç parçası,kalın kuru ağaç parçasıخَشَبٌ (ج) أَخْشَابٌ و خَشَبٌ و خُشُبٌ و خُشْبَانٌ : لَوْحٌ و يقال قطع الخشب وهو ما غلظ من العيدان
buhur ağacı,güzel kokulu ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,hoş kokulu bir ağaç ki onunla tütsülenirlerيَلَنْجُجٌ ، يَلَنْجُوجٌ ، يَلَنْجُوجِيٌ : عُودُ البخور
ağaç,çöp,çubuk,odun,ut ağacı,koku ağacı,kopuz,saz,dar,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahta,kuru ağaç,kuru ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,kopuz,ağaç,ud,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahtaعُودٌ (ج) أَعْوَادٌ و عِيْدَانٌ
pınar,memba,kaynak,akan,yay yapılan ağaç,akça ağaçنَبْعٌ
ağaç boylanıp uzamak,ağaç uzun ve büyük olmak,uzunluk,büyüklükبُسُوق ، طُولٌ
ağacın,ağaca ait,ağaç şeklinde,ağaçsıl,şeceri,ağaç üstünde yaşayan asalakشَجَرِيٌّ
5) Cins isimlerin tekilini göstermekte kullanılır(شَجَرٌ ) ağaç (شَجَرَةٌ)tek bir ağaçتَأتِي لإظْهَارِ مُفْرَدِ اَسْمَاءِ الجِنْسِ نَحْوِ :
aygırlaşan,meyva tutmayan ağaç,erkek ağaçمُتَفَحِّلٌ
kök salmış bir ağaç,sabit ağaçشَجَرَةٌ آرِزَةٌ
ulu ağaç,büyük ağaç,aşağıya sarkıtmakدَوْحٌ (وَ) دَوْحَةٌ
ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmak,yer ağaç bitirmekإِشْجَارٌ (ج) إِشْجَارَاتٌ
yer ağaç bitirmek,ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmakأَشْجَرَ : إِشْجَاراً
dalları tüylü ve küçük hıyara benzer meyvesi olan bir bitkiأَفْيُوسُ
köknar,dalları yatay olan kerestelik bir çeşit orman ve süs çamıتنُّوبٌ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثَبٌ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثْئَبٌ
bir cins hurma,dalları ve meyvesi çok hurma ağacıجُدَامِيٌّ و يقال نَخْلٌ جُدَامِيٌّ
bir cins ağaç,çölde yetişen eğri büğrü ve dalları kısa ağaç veya nebat,ot,bitkiبِرْكَانٌ (و) بِرْكَانَةٌ (ج) بِرَكٌ
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru otثِنٌّ
boynuz ve ağaç dalları misillü çatal olan nesneler,çatal yollar ve bir husus içinde hasıl olup çatallaşan ve budaklaşan ve teferru eden hususatشِعَابٌ
bir şey sık ve çok olmak,çok şey,hurma çiçeği,hurma dallarıكَثْرٌ
ağaçların dallarıفروع الاشجار،أغصان الاشجار
dalları budamakتقليم الأغصان
dalları budanmışمعضود الأغصان
ağacın dallarıفِنَانٌ : أَفْنَانٌ ، أَغْصَانٌ
ağacın dallarıفُرُوعُ الشَّجَرِ
ağacın dalları çapraşıktırأَغْصَانُ الشَّجَرَةِ مُتَدَاخِلَةٌ بَعْضُهَا فِي بَعْضٍ
sırtı üstü bırakılan,yere serilip yatan,yere serilen,yere vurulan,yere çarpılan,yere çalınmış,vurulmuşسَدِيحٌ
yere serilen,yere vurulan,yere çarpılan,yere çalınmış,vurulmuşمَسْدُوحٌ : مَصروع
yumrukla yere devirmek,yere düşürmek,saçı örmek,örgü şeklinde dokumak,bağlamak,kıvrık yapmak,yere koymakجَدَّلَ : تَجْدِيلاً ، هُ
korkudan susmak,süküt etmek,yere yapışmak,yere düşüp hareket dememek,yere uzanmak,başını göğsü üzerine bırakmakأَسْبَطَ : إِسْبَاطاً عَنْ
yaramaz yere sarf etmek,lüzümsüz yere sarf etmek,yersiz nesne ve söz harcetmek,israf,malını beyhude yere çarçur etmek,beyhüde yere sarf etmek,sarfetmek,boş yere harcamak,savurganlık etmek,haddi tecavüz etmek,haddi aşmak,إِسْرَافٌ (ج) إِسْرَافَاتٌ : تَبْذِيرٌ
onu yere çarptı,yere vurdu,yere çeldiإِفْتَرَشَهُ : صَرَعَه
yere yıkmak,yere çalmak,yere vurmak,öldürmekقَزَّي : تَقْزِيَةً
insan veya hayvan diz veya göğsünü yere koyup oturmak,çökmek ,yere yapışıp durmak oynamamak,yere yatmak yaslanmakمَجْثَمٌ : جُثُومٌ
dizüstü oturmak,diz çökmek,dizüstü çökmek,yere yaslanmak,insan ve hayvan diz veya göğsünü yere koyup oturmak,çökmek,yere yapışıp durmak,oynamamak,yere yatmak,ekin yerden kalkıp uzanmakجَثَمَ ـُِـ جَثْماً و جُثُوماً
yere serilen,yere vurulan,yere çarpılanسَدِيحٌ
yere yıkmak,yere atmak,yere koymakتَجْدِيلٌ (ج) تَجْدِيلاَتٌ
kendini kaldırıp yere yere vurmak,kendini yer üzerine atmak,vaadini yerine getirmemek,kendini yere vurmak,yerden yere atmak,çarpmak,vadini yerine getirmemek,ahde hulf etmek,vefa etmemek,sözünde durmamak,yorulup aciz kalmak,yassılatmak,bol,çok olmakبَلْدَحَ : بَلَْدَحَةً
satıh,boğazlamak,yere döşemek,yere sermek,yere vurmak,yüz üzerine düşürmek,çöktürmek,bir nesneyi yer üzerine yatırıp ve yayıp uzatmak,yüzü koyun düşürmekسَدْحٌ : سَطْحٌ ، ذبْحٌ ، بَسْطٌ عَلَي الأرض ، صَرْع
onu atının sırtından yere bıraktı,attı,onu vurup atı üzerinden yere düşürdü,yere bıraktıأَرْمَاهُ عَنْ فرَسِهِ اي طَرَحَهُ و أَلْقَاهُ عَنْ ظَهْرِ فَرَسِهِ
yüz üzere yıkılıp düşmek,bir nesne üzerine kapanır gibi yüzü koyu eğilip ayrılmak,yüzü koyun yere kapanmak,yere vurulmak,devrilmek,yönelmek,meşgul olmak,uzun uzun yere bakmakأَكَبَّ : إِكْبَاباً عَلَي إلي ، عَلي ، لِ
buğday vesaire yığını,çeç,yığın,küme,götürü yığın,toptan,hac haremiصُبْرَةٌ (ج) صِبَارٌ و صُبَرٌ *
birbiri içine girmiş yığın yığın bulutكِرْفِئٌ
yığın yığın kara taşlık bazı yerde olan tümsek ve domalıç yere denir çakıllık vesair yığınlar gibiدِحْجَابٌ
yığın yığın kara taşlık bazı yerde olan tümsek ve domalıç yere denir çakıllık vesair yığınlar gibiدُحْجُبَانٌ
birbiri içine girmiş yığın yığın bulut,kat kat sıkı ve yüksek olan bulut,yumurtanın üst kabuğu,girişik,birbirini sarmışكِرْثِئٌ
gökte birikmiş ufacık bulut parçaları,birbiri içine girmiş yığın yığın bulut,kat kat sıkı ve yüksek olan bulut,yumurtanın üst kabuğuكِرْفِئٌ (و) كِرْفِئَةٌ : كِرْثِئٌ
grup,blok,kütlekitle,hacim,oylum,topluluk,yığın,kimse,blok,kitle,hacim,oylum,grup,topluluk,yığın,küme,blok,bir görüş ve fikir üzerinde ittifak etmiş insan topluluğuكُتْلَةٌ (ج) كُتَلٌ
yığınكوم (ج) أكوام ، كديس ، عرمة (ج) عرم ، ركام ،ركمة ، جمع ، حشد (ج) حشود ، جمهور ، صبرة ، كدس (ج) أكداس ، كمية ، كودة (ج) أكواد ، نضد (ج) نضاد ، حشد ، كومة ، جمهور ، جمع ، كمية ، صوبة ، كداس ، كداسة ، كثبة ، كتلة (ج) كتول
yığın bulutlarıسحب ركامية
küme,yığınكَوْدَةٌ
yığın,kümeزُقْيَةٌ
çete,yığınحَشْدٌ
yığın,öbekكَدَاةٌ (ج) كَديً
yığın,küme,öbekعُرْمَةٌ
hububat yığın olduتَكَدَّسَتِ الحُبُوبُ
yaratılışta mevcut olan,tiynette merkuz olan,hulki,tabii,doğal,doğuşta mevcut olan,doğuştan olan,asıl,yaradılış,sirüşt,hılkat,tabiatta olan,cibilliجِبِلِّيٌّ (م) جِبِلِيَّةٌ
kesat olan,durgun,geçmez olan,revaçsız olan,geçersiz olan,sürümsüz,hareketsiz,durgun,alı satı az olan pazarكَاسِدٌ
çok sahoş olan,fitil gibi olan,mest olan,daima sarhoş olan,ayyaş,harabatiسِكَّيرٌ : كَثِيرُ السَّكْرِ
ümitsiz olan,mahzun olan,meyüs olan,şaşkın olan hüzün ve ümitsizlikten sessiz duranمُبْلِسٌ (ج) مُبْلِسُون: بَلِسٌ
karamtık dudaklı kişi,dudağının içi kara olan kimse,ziyade yoğun ve koyu olan gölge,serin yarlı olan çocuk,etsiz olan diş eti,kanı az ve hoş olan dudakأَلْمَي (ج) لُمْيٌ (م) لَمْيَاءُ : مَنْ كَانَ بِشَفَتِهِ لَمَيً و هُوَ سُمْرَةٌ أَوْ سَوَادٌ فِي بَاطنِهُمَا يُسْتَحْسَن ، رُمْحٌ أَلْمَي : شَدِيدُ السُّمَْةِ و صُلْبٌ ، ظِلٌّ أَلْمَي : كَثِيفٌ أَسْوَدُ ، شَجَرٌ أَلْمَي : كَثِيفُ الظِّلِّ ، وَلَد أَلْمَي : بَارِيدُ الرِّيقِ ، لُثَّةٌ لَمْيَاءُ : قَلِيلَةُ اللَّحْمِ ، شَفَةٌ لَمْيَاءُ : لَطِيفَةٌ قَلِيلَة الدَّمِ
alçak soysuz olan,rezil,deni olan,mağlum ve münhazım olan,yenik olanخَاذِلٌ
kelamı veya işareti hakikatı hale mutabık olan,rastgü,efali akvaline mutabık olan ve ahir muamelesi evvel muamelesine mutabık olan,gerçek olan,sadık,muhabbeti samimi olan,doğru,doğru söyleyenصَادِقٌ (ج) صَادِقُون (م) صَادِقَةٌ و فِي القُرآنِ الكَريم
boynunda eğrilik,çarpıklık ve çöküklük olan,Arap kadınından olan oğlan çocuğu,efendi,köle,boynu yere doğru eğik olan deve,eyerinde sağa sola eğri olanأَهْنَعُ (م) هَنْعَاءُ (ج) هُنْعٌ المُنْحَنِيُ القَامَةِ ، الجَمَلُ المَائِلُ بِعُنْقِهِ إِلَي الأَرْضِ ، المَائِلُ فِي سَرْجِهِ يَمِيناً و شِمَالاً ، إِبْنُ المَرْأَةِ العَرَبِيَّةِ و المَوْلَي
bir nesne üzerinde daima eğilip aılarak meşgul olan ve müdavim olan adam,ziyade eğri olan diş,dişinin ucu eğri olanأَعْصَلُ (ج) عُصْلٌ (م) عَصْلاَءُ : المُعَوَجُّ صَلاَبَةً
alnı dar olan at,perçemin kılı hafif olan at,hızlı,tez ve çabuk olan hayvan,tez yürüyüşlü olan katır,tez yürüyen dişi deve,şiddetli esen yelأَسْفَي (ج) سُفْي (م) سَفْوَاءٌ و سَقْيَاءٌ و مِنَ الخَيلِ الخَفِيف شَعْر النَّاصِيةِ ، و مِنَ الدّوَّابِ السَّرِيع
hüküm vermekte en doğru olan kişi,ziyade hüküm ve fasıl edici olan,fıkıhta daha bilgin olan,daha muktedir olan din adamıأَقْضَي
ziyade selim ve itaatli olan,pek sağlam olan,çok güvenli,pek emin ,daha müslüman olan kimse,esen,afetlerden selim olanأَسْلَمُ (م) سُلْمَي : السَّالِمُ ، السَّلِيمُ مِنَ الآفَاتِ
asıl,yaradılış,sirüşt,hılkat,tabiatta olan,cibilli,doğuştan olan,yaratılıştan var olan,جِبِلِّيٌّ
elde eden,haiz,sahip olan,malik olan,emsalinden mümtaz olanحَائِزٌ
mahir olan,usta,keskin olan,sanatını gereği gibi bilir olanحَاذِفٌ
kuru,kötü,adi,yavuz,kuru şey,kuru bitki,kuru otيَبِيسٌ
kurumak,kuru,şiddetli kuru yer,şu kuru yerki evvel yaş idiيَبَسٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
kuru,kuru otlak,kurumuş,kuru otجَفِيفٌ و يقال الإبل فيما شَاءت من جَفِيفٍ و قَفِيفٍ
kurutmak,susmak,kuru yerde yürümek,bir şeyi kuru bulmak,kuru yere düşmek,kıtlık ve kuraklık olmak,yer ve bitki kurumak,kurutmak,أَيْبَسَ : إِيْبَاساً ، هُ
su kuru yerden veya kuru ottan geri döndüإِنْحَسَرَ المَاءُ عَنِ اليَابِسَةِ : إِرْتَدَّ عَنْهَا
çekirdeklenmek,haşep yani kuru kalın ağaç pareleri yemek,kuru ot otlamakتَخَشُّبٌ أَيْ أَنْ يَصِيرَ كالخَشَبِ أَيْ البَقْلَةُ و نَحْوِهَا
kuru gicik,kuru çıban,uyuz illetiحَصَفٌ
tahta kesilmek,çekirdeklenmek,tahtalaşmak,sertleşmek,keresteleşmek,kuru kalın ağaç pareleri yemek,kuru ot otlamakتَخَشَّبَ : تَخَشُّباً
gümrah ve birbirine sarışmış kuru otlar,kararmış ağaç dalları,bir yere yığın olan kuru otثِنٌّ
kuru üzümcü,kuru üzüm satanزَبَّابٌ : زَبِيْبِيٌّ
kuru üzümcü,kuru üzüm satanزَبِيْبِيٌّ : زَبَّابٌ
kuru,incikte ki kuru kemikأَيْبَسُ (ج) أَيَابِسُ : يابسٌ : عظم يابس في الساق
kuru nesneden elde kalan artık,kalıntı,çok kuru otlak, şekil,biçim,figür,şekilكَسْمٌ
incik kemiği,kuru incik,hayvanın kuru inciği,sarp ve zor yola dayanıklı olan adamوَظِيفٌ (ج) وُظُفٌ و أَوْظِفَةٌ
daha kuru,pek kuru,أَيْبَسُ
kırık,kırılmış,zayıf,ihtiyarkurumuş ot,bitki,ot kurusu,geçen yıldan kalmış ot,kuru otlak,kuru şey,ağaçları kurumuş yer,kuru odun,kuruyup ufaklanan ot,kuruyup ufaklanan ot,kurumuş ot,bitki,ot kurusuهَشِيمٌ و فِي القرآنِ الكَرِيم
ot toplamak,ot aramak,ot biçme zamanı gelmek,ot toplamada birine yardım etmek,deveye ağaçtan burnsalık geçirmek,ağaç gibi olmak,kurumak,yerde ot olmak,yer otlu olmak,dişi hayvanın yavrusu karnında kurumakأَحَشَّ : إِحْشَاشاً
el felç,çolak olmak,kesmek,ata ot vermek,ateş yakmak,savaşı alevlendirmek,malı çoğaltmak,kuru ot kesmek,ot biçmek,sokmak,toplanmakحَشَّ ـُـ حَشّاً
bol ve çok ot,davara bir yıl yetecek otأُرْضَةٌ ، إِرْضَةٌ ، إِرَضَةٌ
otla örtülmek,yeşermek,ot bulmak veya davara ot otlatmakأَبْقَلَ : إِبْقَالاً
bir kucak ot,ot veya odun demeti,yanmak,alevlenmek,parlamakأَبِيلَةٌ
susuzluktan küçük ve cılız kalmış ot,bitki,kısacık boysuz otمُجْحَنٌ
taze ot,çayır,otlak,mera,hayvanların yediği ot,sebzeler,bel,meyanأَبٌّ (ج) أُبُوبٌ و أَوْبٌ : عُشْبٌ ، خُضَرٌ ، مَرْعَي و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
yabani ot,bahçede olmayan,hariçte yetişen otبَرِّيٌّ مِنَ النَّبَاتِ
yer taze ot bitirmek,hayvan ot otlamakأَعْشَبَ : إِعْشَاباً
ot biçildikten sonra yeni biten otكلأ نابت بعد الإجتزاز
ot buldu veya davara ot otlattıأَبْقَلَ القَوْمُ
taze ot,çayır,meraki otu çok olan yer,otlak,hayvanların yedikleri ot,bel,meyanأَبٌّ (٣) (ج) أَؤُبٌ و آبَابٌ : عُشْبٌ ، كَلأٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيم
kuru ot,damar lifi,teli,çaldırın eteklerini bağlayan küçük ip,pazu bağı,ot çuvalıأَيْصَرٌ (ج) أَيَاصِرُ
yer çok otlanmak,yerde fazlası ile oy bitmek,yeryüzü ziyade yeşillenmek ,ot bulmakyeri ot basmakإِعْشَوْشَبَ : إِعْشِيشَاباً
Benzer Kelimeler
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid