1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaç kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaç أَثْئَبٌ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
yapılanmak,yapılandırmak,iri kadın,iri cüsseli kadın,güzel endamlı kadın,bir şeyi yeniden yapılanmak, yapılandırmak,ekin gelişip uzamak,boy atmak,iri cüsseli kadın,güzel endamlı kadın,iri kadın,iri ağaç,iri ağaçهَيْكَلَةٌ
iri ve kaba insan veya hayvan,iri çekirge veya bir cins yeşil çekirge,iri osurgan böceğiأَبُو جُخَادِبٍ ، أَبُو جُخَادِبِيّ
iri ve kaba insan veya hayvan,iri çekirge veya bir cins yeşil çekirge,iri osurgan böceğiجُخَادِبٌ ، جُخَادِبِيٌّ ، جُخَادِبَاءٌ ، جُخَادِبَةٌ ، أَبُو جُخَادِبٍ ، أَبُو جُخَادِبِيّ
daha iri,pek iri,daha büyük,daha vücutlu,yoğun gövdeli kimse,iri vücutlu kimse,büyük vücütlü olan,tenaver,iri nesne,dev,cüsseliأَجْسَمُ : أَضْخَمُ
sağanaklı,iri taneli şiddetli yağmur,şiddetli yağan iri damlalı yağmur,baran,çok şiddetli ve iri damlalı,katreli yamır,sağanak yağmur,sağanaklı,iri taneli şiddetli yağmur,Kürtçe xışım derlerوَابِلٌ ، وَبْلٌ : مَطَرٌ شَدِيدٌ : غيث
iri ve kaba insan veya hayvan,kabadayı adam,bir nevi çekirge,iri çekirge veya bir cins yeşil çekirge,iri osurgan böceğiجُخْدُبٌ ، جُخَادِبٌ ، جُخَادِبِيٌّ ، جُخَادِبَاءٌ ، جُخَادِبَةٌ ، أَبُو جُخَادِبٍ ، أَبُو جُخَادِبِيّ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثْئَبٌ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثَبٌ
iri cüsseli,iri adam,butah illetine mübtela olanبُطَاخِيٌّ
şişman hatun,iri gövdeli kadın,iri yapılı karıبَيْدَحٌ
her iri kemiğin başı ve her iki iri kemiklerin kavşağıكُرْدُسٌ (ج) كَرَادِيسُ
iri cüsseli,iri adam,butah illetine mübtela olanبُطَاخِيٌّ : ضَخْمٌ
pek iri,kaba,ziyade iri nesne,yoğun,kocamanأَضْخَمُ : ضَخْمٌ ، غَلِيظٌ ، الأَكْثَرُ ضَخَامَةً
iri nesne,iri cüsseli,dizman,beyaz,akبُهْصُلٌ : جَسِيمٌ ، غَلِيظٌ و يُقَالُ حِمَارٌ بُهْصُلٌ أَيْ غَلِيظٌ و رجل بُهْصلٌ و شَيْئٌ بُهْصُلٌ اي أَبْيَضُ
kısa boylu,bodur,iri vücutlu hafif ve seri hareketli kadın,iri karıبِلْزٌ
yapılanmak,yapılandırmak,iri kadın,iri cüsseli kadın,güzel endamlı kadın,bir şeyi yeniden yapılanmak, yapılandırmak,ekin gelişip uzamak,boy atmak,iri cüsseli kadın,güzel endamlı kadın,iri kadın,iri ağaç,iri ağaçهَيْكَلَةٌ
iri ve kaba insan veya hayvan,iri çekirge veya bir cins yeşil çekirge,iri osurgan böceğiأَبُو جُخَادِبٍ ، أَبُو جُخَادِبِيّ
iri ve kaba insan veya hayvan,iri çekirge veya bir cins yeşil çekirge,iri osurgan böceğiجُخَادِبٌ ، جُخَادِبِيٌّ ، جُخَادِبَاءٌ ، جُخَادِبَةٌ ، أَبُو جُخَادِبٍ ، أَبُو جُخَادِبِيّ
daha iri,pek iri,daha büyük,daha vücutlu,yoğun gövdeli kimse,iri vücutlu kimse,büyük vücütlü olan,tenaver,iri nesne,dev,cüsseliأَجْسَمُ : أَضْخَمُ
sağanaklı,iri taneli şiddetli yağmur,şiddetli yağan iri damlalı yağmur,baran,çok şiddetli ve iri damlalı,katreli yamır,sağanak yağmur,sağanaklı,iri taneli şiddetli yağmur,Kürtçe xışım derlerوَابِلٌ ، وَبْلٌ : مَطَرٌ شَدِيدٌ : غيث
iri ve kaba insan veya hayvan,kabadayı adam,bir nevi çekirge,iri çekirge veya bir cins yeşil çekirge,iri osurgan böceğiجُخْدُبٌ ، جُخَادِبٌ ، جُخَادِبِيٌّ ، جُخَادِبَاءٌ ، جُخَادِبَةٌ ، أَبُو جُخَادِبٍ ، أَبُو جُخَادِبِيّ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثْئَبٌ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثَبٌ
iri cüsseli,iri adam,butah illetine mübtela olanبُطَاخِيٌّ
şişman hatun,iri gövdeli kadın,iri yapılı karıبَيْدَحٌ
her iri kemiğin başı ve her iki iri kemiklerin kavşağıكُرْدُسٌ (ج) كَرَادِيسُ
iri cüsseli,iri adam,butah illetine mübtela olanبُطَاخِيٌّ : ضَخْمٌ
pek iri,kaba,ziyade iri nesne,yoğun,kocamanأَضْخَمُ : ضَخْمٌ ، غَلِيظٌ ، الأَكْثَرُ ضَخَامَةً
iri nesne,iri cüsseli,dizman,beyaz,akبُهْصُلٌ : جَسِيمٌ ، غَلِيظٌ و يُقَالُ حِمَارٌ بُهْصُلٌ أَيْ غَلِيظٌ و رجل بُهْصلٌ و شَيْئٌ بُهْصُلٌ اي أَبْيَضُ
kısa boylu,bodur,iri vücutlu hafif ve seri hareketli kadın,iri karıبِلْزٌ
dalları budanmışمعضود الأغصان
ağacın dallarıفِنَانٌ : أَفْنَانٌ ، أَغْصَانٌ
ağacın dallarıفُرُوعُ الشَّجَرِ
dalları budamakتقليم الأغصان
ağaçların dallarıفروع الاشجار،أغصان الاشجار
dalları çok ağaçشَجَرَةٌ فَنَّاء او فَنْوَاء
dalları sarkık ağaçوَارِدَةُ الأَغْصَانِ (شَجَرَةٌ)
ağaç dalları,şahlarأَغْصَانٌ جَمْعُ غُصْنٍ
yel dalları kuruttuأَقْسَطَتِ الرِّيْحُ الأَغْصَانَ : أَيْبَسَتْهَا
ağacın dalları çapraşıktırأَغْصَانُ الشَّجَرَةِ مُتَدَاخِلَةٌ بَعْضُهَا فِي بَعْضٍ
ağacın dalları çarpışmışأغصان الشجرة دخل بعضها في بعض و تراكمت و إجتمعت و إنضم إلي بعض و تشوّش
dalları açılıp yayılmış ağaçسطر الأشجار مبسوطة الأغصان
dalları ve meyvası çokجُدَامِيَّةٌ
asmanın dalları birbirine girdiأَشْجَنَ الكَرْمُ : تَشَابَكَتْ فُرُوعُهُ
dalları birbirini sarmış ağaçشجرة ملتفة الأفنان
örülmüş saç,saç lülesi,bölük,örek,bükülmüş saç,bitki parçası,dolun üzerine sarkan saç,zülüf,perçem,saç örgüsü,bukle,baştan aşağı sarkan saç,gölغَدِيرَةٌ (ج) غُدْرَان و غَدَائِرُ
şarkanشَرْقاً
şarkanشرقا ، ناحية الشرق
sarkan zembillerزنابيل متدلية
sarığın sarkan tarafıذُؤَابَةُ العِمَامَةِ
ağacın sarkan budaklarıخُصَلٌ
baştan sarkan saçمِسْحَةٌ (ج) مَسَائِحُ
çenenin altında sarkan et (anat)غبغب
deve göğsünün etrafına sarkan tüylerثُجْرَةُ البَعِيرِ
dolun üzerine sarkan saç,zülüf,perçem,göz ile kulak arası,dolun,şakak,göz ile kulak arası ve orada olan saç,dolun üzerine sarkan saç,zülüf,perçemصُدْغٌ : شقيقة
ağaç doruğundan bitip aşağı sarkan belرَكَابَةٌ
ata yanağından geminden aşağı sarkan şeyi taktıأَعْذَرَ الفَرَسَ : جَعَلَ لَهُ عِذَاراً وَهُوَ مَا تَدَلَّي مِنَ اللِّجَامِ عَلَي خَدِّ الفَرَسِ
kasık,âne,atın topuk arkasında saçak gibi sarkan tüyثُنَّةٌ (ج) ثُنَنٌ
sıvı,mayi,ağaçlardan akan zamk,bir nevi güzel koku,atın sarkan perçemiمَائِعَةٌ (ج) مَوَائِعُ
sizden biriniz bir bahçe duvarının yanından geçerken yol üzerine sarkan dallardan yesin,fakat alıp götürmesinإذَا مَرَّ أَحَدُكُمْ بِحَائِطٍ فَلْيَأْكُلْ و لاَ يَتَّخِذْ ثِبَاناً
bedevi,çöl sakini,sahralı,çöllü,kırlı,evde oturmayıp çölde,kırda,derede ve dağda oturan,dolaşıcı olan,bedevi,çöl sakini,çöl halkı,çöl adamı,sahranişin,sahralı,çöllü,kırlı,beriyyede ve sahrada olan halkبَدَوِيٌّ (ج) بَدْوٌ
bedeviler,sahralılar,çöl sakinleri,kır,çöl,çölde yaşayan bedeviبَدْوٌ
bedeviler,sahralılar,çöl sakinleri,kır,çöl,çölde yaşayanlar, bedevi,başlamak,sahraya,çöle çıkmakبَدْوٌ : بَدْءٌ ، بَادِيَةٌ ، سُكَّانُ البَادِيَةِ
ıssız çöl,otsuz ve susuz çöl,kerestesinden deve semeri yapılan bir nevi ağaç ,bunun doğrusu (سبسب) olduğu zannedilir,yoksullukبَسْبَسٌ (ج) بَسَابِسُ
yolu olmayan geniş ve tehlikeli yer,macaralı yer,uçsuz buçaksız çöl,ıssız çöl,beyaban,berriye,ova,kır,sahra,badiye,ova,labirent,gurur,kibir,büyüklük,kibirlilik,azamet,övünme,yolunu şaşırmak,kayıp etmek ,gümrahllık,azmak,dalalet,yolunu şaşırmak,kayıp etmek,yol azmak,ıssız çöl,beyaban,berriye,çöl,kır,sahra,badiyeتَِيْهٌ (ج) أَتْيَاهٌ و أَتَاويَة و أَتَاوهة : ضلال : تَيْهَاءُ: مَتَاهَةٌ و يقال أرض تَيْهٌ و تَيْهَاءُ و فِي المَثَلِ
çöl,kır,yazı,sahra,beyaban,kurtuluş,zafer,galibiyet,ölüm,kurtulmak,korkunç yer,susuz çöl ve beyaban,melce,barınakمَفَازَةٌ (ج) مَفَاوِزُ و مَفَازَاتٌ
çöl,sahra,kır,yaban,yazı,ova,vaha,zahir,beriyye,suyu ve merası bulunan geniş arazi,badiye,badiye nişin,çöl sakinleriبَادِيَةٌ (ج) بَوَادِئُ : صَحْرَاءُ ، برية ، سُكَّانُ البَادِيَةِ
susuz çöl,katı zor yıl,katı dişi deve,izsiz ve otlaksız yer,izsiz,yolsuz çölيَهْمَاءُ (ج) يُهْمٌ : فَلاَةٌ لاَ يُهْتَدَي فِيْهَا
çöl,kumlu,bitkisiz yer,sahra,çöl,ova,yaban,deşt,yazı,otsuz geniş yer,düz yer,deştصَحْرَاءُ (ج) صَحْرَاوَاتٌ و صَحَاري: بيداء
ilim,bilgi,ehil,asıl,esas,sahra,çöl,bir işin iç yüzü,hakikat,gerçek,vukuf,malumat,ehil,görüp bilmek,çölde yolu gösteren kılavuz,çöl,toprak,işin gerçeği,hakikatıبَجْدَةٌ ، بُجْدَةٌ ، بُجُدَةٌ : عِلْمٌ ، اَهْلٌ ، دَلِيلٌ هَادِيٌ فِي الصَّحْرَاءِ ، صَحْرَاءُ ، حَقِيقَةُ الأَمْرِ ، تُرَابٌ ، أَصْلٌ ، أَسَاسٌ : كنه الأمر: يقال عنده بَجْدَةُ ذَلِك و يُقَالُ هُوَ إِبْنُ بَجْدَتِهَا اَي عَالِمٌ بالشَّيْئِ مُتْقِنٌ لَهُ و يُقَالُ أَيْضاً عِنْدَهُ بَجْدَةُ ذَلِكَ أَيْ عِلْمُ ذَلِكَ
ilkel insanın hali,iptidailik,bedevilik,evde oturmaya çöl,dere ve dağda oturmak,göçebelik,ilkellik,ilkel insanın hali,iptidailik,çölde oturmak,hanede sakin olmayıp dağda derede oturmak ve nesnenin ilk hali,tazelik hengamı,zamanı,sahrada,çölde,kırda ikamet etmek,oturmak,göçebelik,çöl yaşamı,çöl hayatıبَِدَاوَةٌ : سُكْنَي البَادِيَةِ ، حَالَةُ سُكَّانِ البَادِيَةِ ، إِقَامَةٌ فِي البَادِيَةِ ، ، و مِنَ الأَمْرِ : أَوَّلُ مَا يَظْهَرُ مِنْهُ
bedevilik,göçebelik,çöl hayatı,çölde yaşayanların hali,evde oturmaya çöl,dere ve dağda oturmak,bedevi kadın,çölde sakin olan kadın ,bedevi kadınبَدَوِيَّةٌ (ج) بَدَوِيَّاتٌ
yoksulluk,ıssız çöl,otsuz ve susuz çöl,kır,yazı,otsuz susuz yer,kerestesinden deve semeri yapılan bir nevi ağaç,bunun doğrusu (سبسب) olduğu zannedilir,saçma saban sözler,manasız sözler,abes şeyler,boş laflar,münasebetsiz lakırdı,batıl şeylerبَسْبَسٌ (ج) بَسَابِسُ : قَفْرٌ ، تُرَّهَاتٌ ، مُهْمَلاَتٌ
belde,küçük şehir,kasaba,şehir,memleket,iklim,ülke,köy,büyük köy,büyük şehir,yer,arz,parça,yer,toprak,çöl,mefaze,mamur olan şehir,göğüs,iki kaşın arası,Mekke,ayrılık,müfarakat,susuz veya suyu pek seyrek çöl,ay menzillerinden bir menzillبَلْدَةٌ (ج) بُلْدَان ، بَلْدَاتٌ و بُلُدٌ و بِلاَدٌ، ، مَكَانٌ وَاسِعٌ مِنَ الأَرْضِ ، مَكَانٌ مَحْدُودٌ مِنَ الأَرْضِ تَسْتَوْطِنُهُ جمَاعَاتٌ مُعَيَّنَةٌ ،قِطَعَةٌ مِنَ البَلَدِ ، مَدِينَةٌ صَغِيرَةٌ ، أَرْضٌ ، مَفَازَةٌ ، و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
bedevi,çöl sakini,sahralı,çöllü,kırlı,evde oturmayıp çölde,kırda,derede ve dağda oturan,dolaşıcı olan,bedevi,çöl sakini,sahralı,çöllü,kırlı,beriyyede ve sahrada olan halkبَدَوِيٌّ
çöl ağaçlarından bir ağaçتُودٌ
çöl ağaçlarından bir cins ağaçأَثْأَبٌ (و) أَثْأَبَةٌ
hayvan iri meşe ağaçlarından otlandığından hasta olduنَشِيَتْ الدَّابَّةُ
meşe ağaçlarından sızan bal,şıra ve zamkمِغْفَارٌ (ج) مَغَافِيرُ
çöl ağaçlarından bir ağaçtır çiçeği Yemen safranından daha sarı olurقَرْضَي (و) قَرْضَئَةٌ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثْئَبٌ
iri iri dalları sarkan çöl ağaçlarından bir nevi ağaçأَثَبٌ
çöl ağaçlarından bir cins ağaç,bir çeşit ağaçأَثْأَبَةٌ (ج) أَثَائِبُ : نوْعٌ مِنَ الأَشْجَارِ البَرِّيَّةِ
gövdesi topaç yaban eşeği,dağ keçisi,yaban keçisi,çöl ağaçlarından bir ağaç,bir nevi ağaç ki Araplar ondan yay yaparlar,tıknaz ve topaç adamتَأْلَبٌ (م) تَأْلَبَةٌ
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir fersah bir mil bir ulak ve bir konak yürüdümسِرْتُ فَرْسَخاً و مِيلاً و بَرِيداً و منْزِلَةً
dünya bir köy vatan bir şehir şehir bir mahalle mahalle bir ev ve evde bir oda olduصَارَ العَالَمُ قَرْيَةً و الوَطَنُ مَدِيْنَةً و المَدِيْنَةُ حَيّاً و الحَيُّ بَيْتاً و البَيْتُ غُرْفَةً
a,e ye yazılmak,kendi kendine yazı,kitap yazmak,bir kişinin milli veya hayır bir projesini uygulayıp yerrine getirmesi için mal ve başka bir şeyle bağışta bulunması,bir kişinin bir meblağ para ve mal ile ticari bir projede katkıda bulunmasıإِكْتِتَابٌ (ج) إِكْتِتَابَاتٌ : تَبَرُّعُ المَرْءِ بِمَالٍ أَوْ غَيْرِهِ إِنْفَاذاً لِمَشْرُوعٍ وَطَنِيٍّ أوْ خَيْرِيٍّ ، إِسْهَامُ المَرْءِ بِمَبْلَغٍ مِنَ المَالِ فِي مَشْرُوعٍ تِجَارِيٍّ
bir şey yüksek olmak,bir yerden çıkıp başka bir yere gitmek,yükselmek,bir yerden başka bir yere çıkmak,gizlice seslenmek,gelmek,haber vermekنَبَأَ ـَـ نَبْأً و نَبَاَ و نُبُؤاً مِنْ
kaliteli,özgül,özel,has,hususi,ayni,muayyen,açık,kesin,belirli,nevi,türsel,spesifik,nitelikli,neviنَوْعِيٌّ (م) نَوْعِيَّةٌ ، عَْنِيٌّ ، خُصُوصِيٌّ
renk,boya,çeşit,tür,nevi,ırk,cins,sınıf,güne,beniz,hal,bir nevi hurma,babet,Kürtçe reng derlerلَوْنٌ (ج) أَلْوَانٌ : صِبْغَةٌ نَوْعٌ ، صِنْفٌ ، جِنْسٌ ، عِرْقٌ و فِي القُرآنِ الكَريمِ
bir nevi oturuş,bir çeşit oturuş,bir nevi oturmak,bir oturuş,oturmanın nevi ve haleti,celseجِلْسَةٌ (ج) جِلْسَاتٌ
tavşan,burnun ucu,bir nevi süs,takı,hışır,bir nevi kısa kuyruklu fareأَرْنَبٌ (ج) أَرَانِبُ : نوْعٌ مِنَ الحُلِي ، نَوْعٌ مِنَ الجُرَذِ قَصِيرُ الذَّيْلِ
kaymakla hurmadan oluşan bir nevi tatlı,kaymaktan yapılır bir nevi yemek,kaymakأَلُوقَةٌ : زُبْدَةٌ ، لَوْقَةٌ
hurma dikeni,bir nevi kuş adı,bir nevi ok ve mızrak demreniسُلاَّءٌ : شَوْكُ النَّخْلِ
Yemenli,yemeni,önceleri yemen ülkesinde çıkan bir nevi boyalı kumaştan düzülen mendil ve bir nevi papuçيَمَنِيٌّ (م) يَمَنِيَّةٌ (ج) يَمَنِيَّاتٌ
bir nevi hurma adı,Arap avratlarına ait içi koku ile doldurulup takınılan bir nevi ziynet,süsكَبِيسٌ
siyah ve iri taneli bir nevi üzüm ve Filistinde olur bir nevi erikعُيُونُ البَقَرِ
bir nevi delilik,heves,fazla,düşkünlük,iptila,merak,mani,paranoya,kapris,bir nevi delilik,tutku,delilik eseriهَوَسٌ : أَثَرُ جُنُون
bir nevi nevi okآخْنِيَّةٌ
sığın denilen geyik nevi,yahut bunun erkeği ve yaşlısı,bir nevi yaban tekesi,cüsse ve kalınca kabadayı görünüp yüreği olmayan adam,gemi arslanı,rücüliyeti olmayan erkekثَيْتَلٌ و يقال إنه ثَيْتَلٌ
bir nevi sert ağaçtır ki ondan değnek yaparlar,Şam darısı denilen iri ak darı,acı badem ağacı,bir nevi ak darıأَرْزَنٌ : خَشَبٌ صُلْبٌ تُتَّخَذُ مِنْهُ العِصِّيُّ
çizgili,bir nevi çubuklu kumaş,elbise,hırkaki Araplar katında meşhurdur,Arapların ihram gibi büründükleri bir nevi aba,su nigendeli ince ak kaftan ve car gibi bürünürler dikişsiz bir elbisedir,çubuklu kumaş,giyecek envaından bir şeydir,bir nevi çubuklu kumaş,çubuklu çitari ve kumaş,makulesi,alaca,hırka ,aba,bürde,çizgili elbise,harp,savaş,cenkبُرْدٌ (و) بُرْدَةٌ (ج) بُرُدٌ و أَبْرَادٌ و أَبْرُدٌ بُرْدَةٌ و بُرَد و بَرَدٌ ثَوْبٌ مُخَطَّطٌ يُلْتَحَفُ بِهِ و في المثل
siyah karınca, bir nevi siyah tane,bir nevi sebze kökü,çöl halkı soyup yerler, ziyadesiyle aranlık olan gece,işlek ve açık yol,şahrah bodur bed heykel ve bi endam kişiدُعْبُوبٌ (ج) دَعَابِيبُ
meyvsi çıkan ağaç,meyve tutmuş,meyveli,meyvedar ağaç,meyvesi çok yer,meyveler,yemişler,bir cins ağaçثَمْرَاءُ و يقال شجرة ثَمْرَاءُ و أَرْضٌ ثَمْرَاءُ
pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,ağaç kısmı özdeklenmek,ağaç uzayıp baldırlanmak,gövdelenmek,heveslendirmek,pazara sürmek,pazarlamak,ağaç uzayıp baldırlanmak,kibirden dönüp hareket ettirmekتَسْوِيقٌ (ج) تَسْوِيقَاتٌ
dal ve budakları kesilmiş ağaç, ağaç gövdesi,ağaç kütüğü,odun kütüğü omca,tomruk,ayakkabı ucu,dağın mera ve zahir tepecisi,az mal,uyuz develerin sürtüna dedikleri kütük,asıl,kökجِذْلٌ (ج) أَجْذَالٌ و جِذَالٌ و جُذُولٌ و جُذُولَةٌ و يقال له جِذْلٌ من المال و عاد إلي جِذْلِهِ اي إلي أصله
ağaç,tahta,kereste,ahşap,kuru odun,ağaç parçası,kalın kuru ağaç parçasıخَشَبٌ (ج) أَخْشَابٌ و خَشَبٌ و خُشُبٌ و خُشْبَانٌ : لَوْحٌ و يقال قطع الخشب وهو ما غلظ من العيدان
buhur ağacı,güzel kokulu ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,hoş kokulu bir ağaç ki onunla tütsülenirlerيَلَنْجُجٌ ، يَلَنْجُوجٌ ، يَلَنْجُوجِيٌ : عُودُ البخور
ağaç,çöp,çubuk,odun,ut ağacı,koku ağacı,kopuz,saz,dar,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahta,kuru ağaç,kuru ağaç,ut ki buhur olunan ağaç,kopuz,ağaç,ud,yaş,kuru,kalın,ince,her nasıl olursa olsun tahtaعُودٌ (ج) أَعْوَادٌ و عِيْدَانٌ
pınar,memba,kaynak,akan,yay yapılan ağaç,akça ağaçنَبْعٌ
ağaç boylanıp uzamak,ağaç uzun ve büyük olmak,uzunluk,büyüklükبُسُوق ، طُولٌ
ağacın,ağaca ait,ağaç şeklinde,ağaçsıl,şeceri,ağaç üstünde yaşayan asalakشَجَرِيٌّ
5) Cins isimlerin tekilini göstermekte kullanılır(شَجَرٌ ) ağaç (شَجَرَةٌ)tek bir ağaçتَأتِي لإظْهَارِ مُفْرَدِ اَسْمَاءِ الجِنْسِ نَحْوِ :
aygırlaşan,meyva tutmayan ağaç,erkek ağaçمُتَفَحِّلٌ
kök salmış bir ağaç,sabit ağaçشَجَرَةٌ آرِزَةٌ
ulu ağaç,büyük ağaç,aşağıya sarkıtmakدَوْحٌ (وَ) دَوْحَةٌ
ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmak,yer ağaç bitirmekإِشْجَارٌ (ج) إِشْجَارَاتٌ
yer ağaç bitirmek,ağaç yetiştirmek,ağaçlandırmakأَشْجَرَ : إِشْجَاراً
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid