1.500.000 'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün, kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün, مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
uzatmak,yükseltmek,atmak,döşemek,çekmek,çekme,kabarma,yayma,gölge yayılıp uzama,sel,med,görüş mesafesi,çok suمَدٌّ (ج) مُدُودٌ تَطْوِيلٌ و فِي المَثَلِ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
sel,çok hızlı akıntı,taşkın,tutan,seylap,kabarma,deniz,büyük sel,coşkuyn dalga,başlangıçعُبَابٌ : سَيْلٌ كَبِيرٌ
kabarma, medمَدٌّ : إِرْتِفَاعٌ
sert,çok keskin,gamsız,çok yiyen,obur,cima kuvveti galip cima düşkün, pek neşatlı,uğradığı yerleri götürüp harap eden sel,önüne geleni alıp götüren sel,pek keskin ve muhripجُرَافٌ : أَكُولٌ و يقال رَجُلٌ جُرَافٌ و سَيْلٌ جُرَافٌ و سَيْفٌ جُرَافٌ
haberimiz yokken üzerimize sel geldi,sel yürüd,sel hücüm ettiإِنْدَلَقَ السَّيْلُ عَلَيْنَا : إِنْدَفَعَ
çok,şiddetli,akan,fışkıran,sel gibi,kocaman,ordu,şiddetli,akan,fışkıran,sel gibi,sert,şiddetli,katı,çok ordu,kalabalık asker,kocaman,ordu,çok asker,büyük ordu,çok çeriasker,büyük orduعَرَمرَمٌ : كَثِيرٌ ، شَدِيدٌ ، مُتَدَفِّقٌ ، كَبِيرٌ
bigayet şerrir ve şerrinde nafız ve mazi olan kimse kesirül kamşi yani çok silinti götüren sel suyu,çokمُجْلَعِبٌّ و يقال سَيْلٌ مُجْلَعِبٌّ اي كَثِيرُ القَمْشِ
sel çok olduإِذْلَعَبَّ السَّيْلُ : كَثُرَ
sel,selin büyük kısmı,suyu çok akışkan dere,çay,suyu çok ve şiddetli akan ırmak,uzun ve tez yürüyen at,bulut,uzun çalak atيَعْبُوب (ج) يَعَابِيبُ : عُبَابٌ : مُعْْظَمُ السَّيْلِ، : فرس طويل سريع ، جدول كثير الماء سريع الجري
sel,akmak,akması ziyade katı ve çok zararlı olan suسَيْلٌ (ج) سُيُولٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
haddini aşmak,azmak,deniz dalgaları kalkmak,sel çok su ile gelmekطَغَا ـُـ طُغْواً و طُغُوّاً و طُغْيَاناً
genişlemek,sel yaygın,dağınık akmak;çakıl taşı çok olan yere inmekتَبَطَّحَ : تَبَطُّحاً
sel,sel suyu akarken kum ve çakıl taşı bıraktığı geniş yer,vadiأَبْطَحُ (ج) أَبَاطِحُ (م) بَطْحَاءُ
derede çerçöp çok olmak,çerçöple dolmak,mide bulanmak,sel otlağı basıp tadını bozmakغَثَا ـُـ غَثْواً و غُثُوّاً
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
bitmek,nihayete varmak,ağzı ile kaptan su almak,çekmek,çekmek,cezbetmek,çekip uzatmak,kandırmak,ikna etmek,uzatmak,yapmak,büyütmek,sütten kesmek,memeden kesmek,sokmakجَذَبَ ـِـ جَذْباً ، هُ
geciktirme,tehir etmem,başka zamana bırakma,def etmek, batakçılık etmek,yayıp uzatmak,oyalandırmak,çekmek,geri bırakmak,oyalamak,tehir etmek,çekiç ile dövüp uzatmak,yayıp uzatmak,çekmekمَطْلٌ : مُمَاطَلَةٌ ، تَعْوِيقٌ
uzatmak,yükseltmek,atmak,döşemek,çekmek,çekme,kabarma,yayma,gölge yayılıp uzama,sel,med,görüş mesafesi,çok suمَدٌّ (ج) مُدُودٌ تَطْوِيلٌ و فِي المَثَلِ
koklamak,buruna su çekmek,buruna su vermek,temizlik için buruna su çekmek ve şiddetle koklamak,koklamak,burnuna burun otu çekmekإِسْتَنْشَقَ : إِسْتِنْشَاقاً
gün ışığı yayılmak,gölge yayılıp uzamak,yürümek,bir şey çoğalmak,askre imdat ulaştırılmak,ipi çekmek ve uzatmak,harfi uzatmak,döşemek,kabarmak ,döşemek,yaymak,vermek,çekmek,sermek,kabarmak,gün yardım etmek,akmak,mühlet,süre vermek,yürümek,askere imdat ulaştırmakمَدَّ ـُـ مَدّاً بِ ، هُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
çekip uzatmak,kendine doğru çekmek,yerinden değiştirmek,kopmak,almak,kalbi çekmek,gönlü kazanmak,selp ve ihtias etmek,aşırmak,talan etmekإِجْتَذَبَ : إِجْتِذَاباً إِلَي
uzatmak,çekmekمَتَي ـِـ مَتْياً
çekmek,uzatmakنَطَّ ـُـ نَطّاً
çekip uzatmak,kapmak,kendine çekmekإِجْتَذَبَ : إِجْتِذَاباً ، هُ
çekmek,sürüklemek,uzatmak,sebep olmak,curlanmakجَرَّ ـُـ جَرّاً عَلَي
vurmak,yayılan,bol,itmek,çekmek,uzatmakمَتَأَ ـَـ مَتْاً
nefes almak,solukla içeriye çekmek,içmek,burnuna su çekmek,koklamakنَشَقَ ـَـ نَشْقاً
burnuna su alıp sümkürmek,temizlik için buruna su çekip geri püskürmek,burnu yıkamak için su çekmek,burna su çekip tekarar salıvermekإِسْتَنْثَرَ : إِسْتِنْثَاراً
nesneyi çekip sündürmek,uzatmak,genişletmek,germek,sermek,uzatmak,kovayı çekmek,yaymak,nesneyi çekip sündürmek,genişletmekمَطَّ ـُـ مَطّاً
göre uygun,uyarınca,uygun,münasip,göre,sırasında,sırasında,esnasında,zamanında,muvafakat etmekوَفْقَ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
on sekiz-otuz yaşına ermek,kemale erme,kemal çağına erme,bülüğa erginlik çağına gelmek mertebesi,gençliğin sonu,bu erginlik mertebesinin 33 yıl olduğunu çoğu müfessirlere ve Mücahidin İbni Abbastan rivayetine göre 33 yıl ve bazılarına göre ise 18,20 yıldıأَشُدُّ (ج) شُدٌّ : قُوَّةُ الإِدْرَاكِ و البُلُوغِ وَهُو مَا بَيْنَ ثَمَانٍِي عَشْرَةَ إِلَي ثَلاَثِينَ سَنَةً يُقَالُ بَلَغَ أَُِدَّهُ اَيْ بَلَغَ مَرْتَبَةً بُلُوغِ و قِيْلَ بَلَغَ مَنْتَهَي شَبَابِهِ و قُوَّتِهِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
bölge,memleket,il,diyar,kıta,ülke,kara,mıntıka,eskileri göre yerin yedi kısmından her biri,kara,iklim,kürre-i arz bir vecihle yediye yahut nısf-ı kürre bir vecihle otuza taksim olunmakla hadis olan kıtay-ı arz,eskilere göre dünyanın yedi kısmından her biriإِقْلِيمُ (ج) أَقَالِيمُ : قِسمٌ مِنْ أَقْسَامِ الأَرْضِ ، قِْمٌ مِنَ الأَرْضِ يختَصُّ بِمُميِّزَاتٍ مُعَيَّنَةٍ سِيَاسِيَّة أَوْ طَبِيعِيَّة أَوْ مُنَاخِيَّة ، مِنْطِقَةٌ مِنْ مَنَاطِقِ الوَطَنِ
göreعَلَي حَسَبِ
göre göreنظرا و مشاهداً ، مع دوام المشاهدة ، بوضوح ، بجلاء ، بصراحة
göreحَسَبَ
keyfine göreحَسْبَ المِزَاجِ
keyfine göreحَسْبَ مِزَاجِهِ
boyuna göreعلي حسب طوله و قدّه
boyuna göreعَلَي حَسَبِ طُولِهِ و قَدِّهِ
keyfine göreحسب مزاجه و كيفه
keyfine göreعَلَي كَيْفِهِ
keyiflerine göreعَلَي كَيْفِهِمْ
ki göreأَنْ يَرَي
sönük,bulanık,donuk,rengi değişen renk,bozulan renk,rengi değişen şeyأَكْمَدُ : مِنَ الأَلْوَانِ المُتَغِيِّرُ ، ومِنَ الأشْيَاءِ المُتَغَيِّرُ اللَّوْنِ
yüzen,yüzücü,yüzgeç,gezen,seyyar,yüğrük,değişen,tespih eden,öven,yücelten,yüzen,yüzgeç,gezen,seyyar,yüğrük,değişenسَابِحٌ
kahraman,bahadır,cesur,yiğit,cengaver,yürekli adam,gayretli,aslan,cesur,şecaatli,müstehcen,çok çirkin,söz,kerih,şiddetli,sert ekşi çehreli,çirkin yüzlü,helak edici,cefakar,haram,tadı değişen,bozulan sirke,tadı değişen bozulan ekşi süt,şiddetli gün,şiddetli karanlıkبَاسِلٌ (ج) بُسَلاَءُ و بُسْلٌ وبُسَّلٌ و بَوَاسِلُ ، شُجَّاعٌ ، أَسَدٌ ، كَلاَمٌ قَبِيحٌ ، خَلٌّ مُتَغَيِّرُ الطَّعْمِ، لَبَنٌ مَتَغَيِّرُ الطَّعْمِ الحَامِض ، مِنَ الأيَّامِ او الظُلَمِ الشَّدِيدِ
değişenمتغير ، متحول ، متبدل
değişen dünyaعَالَمٌ مُتَغَيِّرٌ
değişen,mütebeddilمُتَبَدِّلٌ (ج) مُتَبَدَّلاَتٌ
değişen Türkiyeتركيا المتبدلة
değişen nedirما الذي تغيّر
değişen dünyaعالم متغير
sürekli değişenدائم التغيّر
birbiriyle değişenمتعاوض ، متعارض
öfkeden rengi değişenمُرْغَادٌ
sabit olmayan,değişenغَيْرُ ثَابِت
bozuk,değişen,bayat suآسِنٌ
rengi ve tadı değişen suآجِنُ يقال ماء آجن اي متغير لونه و طعمه
boyunduruğa koşturmak,bir şeyi bir şeye yanaştırıp bitiştirmek,birbirine çatmak,bir araya getirmek,ulaştırmak,bir nesneyi bir nesneye bağlamak,koşmak,yaklaştırmak,birleştirmek,satmak,çatık kaşlı olmakقَرَنَ ـِـ قَرْناً و قِرَاناً إِلَي ، بِ
niyet etmek,kastetmek,bir işten dönmek,sapmak,bir yerde durmak,oturmak,ikamet etmek,bir işe azm ve niyet etmek,bir kimsenin ihtiyacını gidermek,bir yerden bir yere gitmek,taşınmak,geçmek,intikal etmekإِنْتَوَي : إِنْتِوَاءً ، عَنْ ، هُ
bazı,bazısı,kimi,kimisi,birkaç,biraz,bir kısım,bir miktar,her nesne,bir parça,biri,cümlesi olmayıp içlerinden bir takım,bazı, kimi, bir kısım, bir miktar, bir parça , biraz,nın bazısı,dan beri,bir,birisi,bir anca,cüz,parça,pare,kısımبَعْضٌ ، البَعْضُ (ج) أَبْعَاضٌ ، الفَرْدُ مِنَ الشَّيْئ و فِي المَثَلِ
bir nesneyi bir nesneye bağlamak, bir adamı bir nesneden sarf ve tahvil etmekشَجِرٌ
önceller,selefler,bir veyahut bir makama önceden malik olanlar,eslaf,bir milletin veya bir kavmin geçmişleriأَسْلاَفٌ جَمْعُ سَلَفٍ
sözde ve lafta bir kimseye saldırmak,yüklenmek,bir kimseyi bir işe soydurup başka bir işle meşgul etmemekأَقْزَعَ : إِقْزَاعاً لِ، هُ
bir yerden bir yere ve bir şehirden bir şehire olan elçilikمُغَلْغَلَةٌ
bir rahip bir kilisede versiye bir kazakla güzel bir kadınla evlendiتَأَهَّلَ رَاهِبٌ بِكَنْزَةٍ بِنَسِيئَةٍ بَكَنِيسَةٍ فِي كَنِيسَةٍ
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
ağaçtan meyve toplarken yanlışlıkla yere duşenler,bir bölük,bir takım halk,parekende cemaat,dapğınık topluluk ,bir şeyin parçası,bir kıtasıبَقَطٌ : مَايَسْقُطُ مِنَ التَّمْرِ عِنْدَ قَطْعِهِ ، جَمَاعَةٌ مُتَفَرِّقَةٌ ، مَاتَعُ البَيْتِ ، و يقال جَاءَ بَقَطٌ مِنَ النَّاسِ اي طائفة و أخذ منه بَقَطاً اي قطعةً
birkaç,kısım,küsür,kadar,bir nebze,bir gecenin bir bölüğü,bir miktarı,küsür,gecenin bir bölümü,geceden bir miktar,parça,üçten dokuza kadar olan sayılar,parça,pareبِضْعٌ ، بَضْعٌ : بِضْعَةٌ : بِصْعٌ و يقال مَضَي بَِضْعٌ مِنَ اللَّيْلِ
bir fersah bir mil bir ulak ve bir konak yürüdümسِرْتُ فَرْسَخاً و مِيلاً و بَرِيداً و منْزِلَةً
dünya bir köy vatan bir şehir şehir bir mahalle mahalle bir ev ve evde bir oda olduصَارَ العَالَمُ قَرْيَةً و الوَطَنُ مَدِيْنَةً و المَدِيْنَةُ حَيّاً و الحَيُّ بَيْتاً و البَيْتُ غُرْفَةً
a,e ye yazılmak,kendi kendine yazı,kitap yazmak,bir kişinin milli veya hayır bir projesini uygulayıp yerrine getirmesi için mal ve başka bir şeyle bağışta bulunması,bir kişinin bir meblağ para ve mal ile ticari bir projede katkıda bulunmasıإِكْتِتَابٌ (ج) إِكْتِتَابَاتٌ : تَبَرُّعُ المَرْءِ بِمَالٍ أَوْ غَيْرِهِ إِنْفَاذاً لِمَشْرُوعٍ وَطَنِيٍّ أوْ خَيْرِيٍّ ، إِسْهَامُ المَرْءِ بِمَبْلَغٍ مِنَ المَالِ فِي مَشْرُوعٍ تِجَارِيٍّ
bir şey yüksek olmak,bir yerden çıkıp başka bir yere gitmek,yükselmek,bir yerden başka bir yere çıkmak,gizlice seslenmek,gelmek,haber vermekنَبَأَ ـَـ نَبْأً و نَبَاَ و نُبُؤاً مِنْ
kaliteli,özgül,özel,has,hususi,ayni,muayyen,açık,kesin,belirli,nevi,türsel,spesifik,nitelikli,neviنَوْعِيٌّ (م) نَوْعِيَّةٌ ، عَْنِيٌّ ، خُصُوصِيٌّ
renk,boya,çeşit,tür,nevi,ırk,cins,sınıf,güne,beniz,hal,bir nevi hurma,babet,Kürtçe reng derlerلَوْنٌ (ج) أَلْوَانٌ : صِبْغَةٌ نَوْعٌ ، صِنْفٌ ، جِنْسٌ ، عِرْقٌ و فِي القُرآنِ الكَريمِ
bir nevi oturuş,bir çeşit oturuş,bir nevi oturmak,bir oturuş,oturmanın nevi ve haleti,celseجِلْسَةٌ (ج) جِلْسَاتٌ
tavşan,burnun ucu,bir nevi süs,takı,hışır,bir nevi kısa kuyruklu fareأَرْنَبٌ (ج) أَرَانِبُ : نوْعٌ مِنَ الحُلِي ، نَوْعٌ مِنَ الجُرَذِ قَصِيرُ الذَّيْلِ
kaymakla hurmadan oluşan bir nevi tatlı,kaymaktan yapılır bir nevi yemek,kaymakأَلُوقَةٌ : زُبْدَةٌ ، لَوْقَةٌ
hurma dikeni,bir nevi kuş adı,bir nevi ok ve mızrak demreniسُلاَّءٌ : شَوْكُ النَّخْلِ
Yemenli,yemeni,önceleri yemen ülkesinde çıkan bir nevi boyalı kumaştan düzülen mendil ve bir nevi papuçيَمَنِيٌّ (م) يَمَنِيَّةٌ (ج) يَمَنِيَّاتٌ
bir nevi hurma adı,Arap avratlarına ait içi koku ile doldurulup takınılan bir nevi ziynet,süsكَبِيسٌ
siyah ve iri taneli bir nevi üzüm ve Filistinde olur bir nevi erikعُيُونُ البَقَرِ
bir nevi delilik,heves,fazla,düşkünlük,iptila,merak,mani,paranoya,kapris,bir nevi delilik,tutku,delilik eseriهَوَسٌ : أَثَرُ جُنُون
bir nevi nevi okآخْنِيَّةٌ
sığın denilen geyik nevi,yahut bunun erkeği ve yaşlısı,bir nevi yaban tekesi,cüsse ve kalınca kabadayı görünüp yüreği olmayan adam,gemi arslanı,rücüliyeti olmayan erkekثَيْتَلٌ و يقال إنه ثَيْتَلٌ
bir nevi sert ağaçtır ki ondan değnek yaparlar,Şam darısı denilen iri ak darı,acı badem ağacı,bir nevi ak darıأَرْزَنٌ : خَشَبٌ صُلْبٌ تُتَّخَذُ مِنْهُ العِصِّيُّ
çizgili,bir nevi çubuklu kumaş,elbise,hırkaki Araplar katında meşhurdur,Arapların ihram gibi büründükleri bir nevi aba,su nigendeli ince ak kaftan ve car gibi bürünürler dikişsiz bir elbisedir,çubuklu kumaş,giyecek envaından bir şeydir,bir nevi çubuklu kumaş,çubuklu çitari ve kumaş,makulesi,alaca,hırka ,aba,bürde,çizgili elbise,harp,savaş,cenkبُرْدٌ (و) بُرْدَةٌ (ج) بُرُدٌ و أَبْرَادٌ و أَبْرُدٌ بُرْدَةٌ و بُرَد و بَرَدٌ ثَوْبٌ مُخَطَّطٌ يُلْتَحَفُ بِهِ و في المثل
siyah karınca, bir nevi siyah tane,bir nevi sebze kökü,çöl halkı soyup yerler, ziyadesiyle aranlık olan gece,işlek ve açık yol,şahrah bodur bed heykel ve bi endam kişiدُعْبُوبٌ (ج) دَعَابِيبُ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
ölçek dolduktan sonra yukarısı olan ölçek baskıطَفَفَةٌ
kile tamam dolmak ki silme kile tabir olunur,ölçek başı,ölçek fazlası,kileyi ağzına dek doldruran nesneطَفَافٌ : طَفَافَةٌ
bir nevi ölçek,sekiz mekük gelen ölçek,eski bir çlöek,144 arşın uzunluğunda olan mesafe,kilit dilinin geçtiği yuvaقَفِيزٌ (ج) أَقْفِزَةٌ و قُفْزَان
padişah,aygır,ölçek,gömlek eğindiriği,erkek,başkan,padişah,astar,gömlek eğindiriği,ölçekقَبٌّ (ج) أَقُبٌّ
Mısır diyarına mahsus dokuz İstanbul kilesine eşit hububat ölçeği,Mısır kilesine derler ki veznide yirmi dört saadır,bir nevi ölçek,bin okkalık ağırlık ki Mısır diyarında kullanılır,hububat ölçeçek kile,Mısır kilesi 150 kg dir,bir nevi ölçek,Mısır ölçeği,إِرْدَبٌّ (ج) أَرَادِبُ : مِكْيَالٌ مِصْرِيٌّ ضَخْمٌ لِلْحُبُوبِ يَسَعُ 24 صَاعاً ، القَنَاةُ الّتِي يَجْرِي فِيْهَا المَاءُ عَلَي وَجْهِ الأَرْضِ ، قِرْمِيدٌ
taksit,miktar,terazi,hisse,nasip,bir nevi ölçek,adalet yapmak,kısım,hisse,pay,adalet,ülüş,nasip,doğruluk,ölüm,muayyen miktar,terazi,bir nevi ölçek,adalet yapmakقِسْطٌ (ج) أَقْسَاطٌ، عَدْلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ölçekمقياس ، مكيال ، كيل
ölçekمقياس ، قياس ، كيل ، كيلة ، مكيال ، مقياس ، مدة (ج) أمداد ، صاع (ج) أصواع ، مقيس ، مكيال ، ميزان ، إردبّ ، درجة ، جريب ، قفيز ، سلّم ، قسطاس
ölçekكَيْلَجَةٌ
başlı ölçekمكيال مجمم
yarı ölçekنصف المُدّ
tahta ölçekمَيْزَانٌ خَشَبِيٌّ
ölçek taşıجمام الكيل ، طفافة
büyük ölçekقنْقَلٌ
göre uygun,uyarınca,uygun,münasip,göre,sırasında,sırasında,esnasında,zamanında,muvafakat etmekوَفْقَ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
on sekiz-otuz yaşına ermek,kemale erme,kemal çağına erme,bülüğa erginlik çağına gelmek mertebesi,gençliğin sonu,bu erginlik mertebesinin 33 yıl olduğunu çoğu müfessirlere ve Mücahidin İbni Abbastan rivayetine göre 33 yıl ve bazılarına göre ise 18,20 yıldıأَشُدُّ (ج) شُدٌّ : قُوَّةُ الإِدْرَاكِ و البُلُوغِ وَهُو مَا بَيْنَ ثَمَانٍِي عَشْرَةَ إِلَي ثَلاَثِينَ سَنَةً يُقَالُ بَلَغَ أَُِدَّهُ اَيْ بَلَغَ مَرْتَبَةً بُلُوغِ و قِيْلَ بَلَغَ مَنْتَهَي شَبَابِهِ و قُوَّتِهِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
bölge,memleket,il,diyar,kıta,ülke,kara,mıntıka,eskileri göre yerin yedi kısmından her biri,kara,iklim,kürre-i arz bir vecihle yediye yahut nısf-ı kürre bir vecihle otuza taksim olunmakla hadis olan kıtay-ı arz,eskilere göre dünyanın yedi kısmından her biriإِقْلِيمُ (ج) أَقَالِيمُ : قِسمٌ مِنْ أَقْسَامِ الأَرْضِ ، قِْمٌ مِنَ الأَرْضِ يختَصُّ بِمُميِّزَاتٍ مُعَيَّنَةٍ سِيَاسِيَّة أَوْ طَبِيعِيَّة أَوْ مُنَاخِيَّة ، مِنْطِقَةٌ مِنْ مَنَاطِقِ الوَطَنِ
göreعَلَي حَسَبِ
göre göreنظرا و مشاهداً ، مع دوام المشاهدة ، بوضوح ، بجلاء ، بصراحة
göreحَسَبَ
keyfine göreحَسْبَ المِزَاجِ
keyfine göreحَسْبَ مِزَاجِهِ
boyuna göreعلي حسب طوله و قدّه
boyuna göreعَلَي حَسَبِ طُولِهِ و قَدِّهِ
keyfine göreحسب مزاجه و كيفه
keyfine göreعَلَي كَيْفِهِ
keyiflerine göreعَلَي كَيْفِهِمْ
ki göreأَنْ يَرَي
iki,iki nesne,iki çift,iki rakip,düet,düettoإِثْنَانِ (ج) أَثَانِينُ (م) إِثْنَتَان و ثِنْتَان : زَوْجَان ، ثُنَائِيٌّ ، زُوزٌ ،و يَقُولُ العرَبُ
namaz kılan adam iki elini yere koyup dizini yerden kaldırarak yalnız iki el ie iki ayak üzere durduإِجْتَنَحَ المُصَلِّيُّ
iki ağızlı,iki tarafı keskin,iki terimliذُو حَدَّيْنِ
Arapça bir kelimenin son harfine tenvin koymak,kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmek,tenvin,Arapçada kelimelerin sonuna nun,tenvin getirmek,kelime sonunda ki iki üstün,iki esre,iki ötre ,nunlaştırmak,nun sesi çıkarmakتَنْوِينٌ (ج) تَنْوِينَاتٌ
her şeyin iki kenarı,iki tarafı,iki yanı,kabuk,kışır,bir şeyin yüksekliği,kızıl iyi yer,pamuk,kutunبُصْرٌ : طرف ، جانب ، قشر
iki ucu saçaklı ve örtüsü kadife gibi havlı ve iki tarafı iki türü argaçtan dokunmuş bir nevi elbise,sevbبِظْمَاجٌ
iki şey arasındaki aralık veya haciz,perde,berzah,kıstak,iki şeyin arası,kıstak,iki deniz arasında olan engel,kıstak,iki şeyin arası,kıstak,iki deniz arasında olan engel,ervahı emvatın kıyamete kadar bulundukları alem,iki kara arasında bulunan veya bir yarımadayı karaya bağlayan dar karaبَرْزَخٌ (ج) بَرَازِخُ
iki taraf,iki yön,iki bölgeشَطْرَان : نصفان
iki kez,iki kere,iki defaمَرَّتَيْن
Arapça bir kelimenin son harfine iki üstün iki ötre ve iki esre tayin ve tahrik etmek,tenvin koymak,nun harfini yazmak,tenvinlemekنَوَّنَ : تَنْوِيناً
iki nehrin birleştiği yer,iki ırmağın kavuştuğu yer,iki nehir kavşağıمُلْتَقَي النَّهْرَينِ
namazda iki eli yere koyup dizi yerden kaldırarak yalınız iki el ile iki ayak üzere olmak,meyil etmek,bir yanı üzere eğilmek,ictinahإِجْتِنَاحٌ (ج) إِجْتِنَاحَاتٌ
posta,mail,berid,postacı,on iki mil yer,ulak,sai,elçi,klavuz,resul,haberci,tatar,dört fersah,mesafe,iki konak arası,özel memur,menzil eştiri,beygiri,ulaklı,gidici,kadı hücceti ve mektubu,on iki milden ibaret mesafe ki vaktiyle iki menzil arasıydı,üsküdar,bir yere gönderilen haberci,kılavuz,dört fersah mesafe,on iki milki sekiz bin adımdır,belli mesafe,posta hayvanı,iki konak arası olan mesafeبَرِيدٌ (ج) بُرُدٌ : قَاصِدٌ : رَسُولٌ : سَاعٍ ، مُوَرِّقٌ، تتار ، بُوسطة ، نَجَّابٌ ، اَلّذي يَنْقُلُ الرَّسَائِلَ ، الكُتُبُ الّتِي يَأْتِي بِهَا البَرِيدُ ، الدَّابَّةُ الّتِي تَحْمِلُ الرَّسَائِلَ ، الرَّسَائِلُ او الطُّرُودُ الّتِي تَنْقُلُهَا دَائِرَةُ البَرِيدِ ، المَسَافَةُ الّتِي يَقْطَعُهَا الرَّسُولُ ، دَائِرَةٌ رَسْمِيَّةٌ يُودِعُهَا النَّاسُ رَسَائِلَهُمْ و طُرُودَهُمْ لِيَصَارَ إِلًَي نَقْلِهَا إِلَي الجِهَاتِ المُعَيَّنَةِ و يَتَسَلَّمُون فِيهَا أو مِنْهَا مَا يَرِدُهُمْ مِنَ الرَّسَائِل أو الطُّرُود أَوْ غَيْرِهَا
berzah,kıstak,iki şey arasındaki aralık veya haciz,perde,hicap,engel,iki şeyin arası,kıstak,iki şay arasındaki aralık,,iki deniz arasında olan engel,can sıkacak yer,ervahı emvatın kıyamete kadar bulundukları alem,ölümle diriliş arasındaki alem,iki kara arasında bulunan veya bir yarımadayı karaya bağlayan dar karaبَرْزَخٌ (ج) بَرَازِخُ : حَاجِزٌ بَيْنَ شَيْئَين ، حَائِلٌ ، حِجَابٌ ، قِطْعَةٌ بَيْنَ بَحْرَين تَصِلُ أَرْضاً بِأَرْضٍ ، مَا بَيْنَ سَاعَةِ المَوْتِ إِلَي سَاعَةِ البَعْثِ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
kıstak,iki şey arasındaki engel,mania,iki karayı birleştiren,iki tarafı su,kara parçası,özlüm zamanından kıyamete kadar geçecek olan zaman,dünya ile ahret arasındaki geçit yeriبَرْزَخٌ (ج) بَرَازِخُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
rıtılرطل
ritilرطل
ritil ile satmakرَاطَلَ : مُرَاطَلَةً
kudret helvası,balsıra,Basra balı,batman,ritil,nimet etmek,nimeti saymak,kesmekمَنٌّ و فِي القرآن الكَرِيم
ritil,ağırlık ölçüsü,eski tartı,libre,kilo,bir çeşit ağırlık ölçüsü,batman,yumuşakرِطْلٌ (ج) رِطَالٌ و أَرْطَالٌ : بَطْمَانٌ و يَخْتَلِفُ قَدْرُهُ و فِي أَكْثَرَ البِلاَدِ التُّركِيَّةِ الرِّطْلُ أَلَفَا دِرْهَمٍ و أَرْبَعُ مِئَةِ دِرْهَمٍ أَيْ سِتُّ أُوقَاتٍ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
ölçek dolduktan sonra yukarısı olan ölçek baskıطَفَفَةٌ
kile tamam dolmak ki silme kile tabir olunur,ölçek başı,ölçek fazlası,kileyi ağzına dek doldruran nesneطَفَافٌ : طَفَافَةٌ
bir nevi ölçek,sekiz mekük gelen ölçek,eski bir çlöek,144 arşın uzunluğunda olan mesafe,kilit dilinin geçtiği yuvaقَفِيزٌ (ج) أَقْفِزَةٌ و قُفْزَان
padişah,aygır,ölçek,gömlek eğindiriği,erkek,başkan,padişah,astar,gömlek eğindiriği,ölçekقَبٌّ (ج) أَقُبٌّ
Mısır diyarına mahsus dokuz İstanbul kilesine eşit hububat ölçeği,Mısır kilesine derler ki veznide yirmi dört saadır,bir nevi ölçek,bin okkalık ağırlık ki Mısır diyarında kullanılır,hububat ölçeçek kile,Mısır kilesi 150 kg dir,bir nevi ölçek,Mısır ölçeği,إِرْدَبٌّ (ج) أَرَادِبُ : مِكْيَالٌ مِصْرِيٌّ ضَخْمٌ لِلْحُبُوبِ يَسَعُ 24 صَاعاً ، القَنَاةُ الّتِي يَجْرِي فِيْهَا المَاءُ عَلَي وَجْهِ الأَرْضِ ، قِرْمِيدٌ
taksit,miktar,terazi,hisse,nasip,bir nevi ölçek,adalet yapmak,kısım,hisse,pay,adalet,ülüş,nasip,doğruluk,ölüm,muayyen miktar,terazi,bir nevi ölçek,adalet yapmakقِسْطٌ (ج) أَقْسَاطٌ، عَدْلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ölçekمقياس ، مكيال ، كيل
ölçekمقياس ، قياس ، كيل ، كيلة ، مكيال ، مقياس ، مدة (ج) أمداد ، صاع (ج) أصواع ، مقيس ، مكيال ، ميزان ، إردبّ ، درجة ، جريب ، قفيز ، سلّم ، قسطاس
ölçekكَيْلَجَةٌ
başlı ölçekمكيال مجمم
yarı ölçekنصف المُدّ
tahta ölçekمَيْزَانٌ خَشَبِيٌّ
ölçek taşıجمام الكيل ، طفافة
büyük ölçekقنْقَلٌ
takriben , yaklaşık olarak ,güzellik,hüsün,tazelik, miktar,bir şeyin kendisi,mikdar veya ona yakın olanı,miktar,kadar,takriben,adet,şahıs,yaklaşık olarak,güzellik,hüsün,tazelikزُهَاءَ ، تقريباً ، مقدار ، حسن ، طراوة
yaklaşıkتقريبي ، تقريبا ، ما يقارب ، بالتقريب
yaklaşık,takribîتقْرِيبِيٌّ
yaklaşık değerقيمة تقريبية
yaklaşık olarakتقريبا ، علي وجه التقريب
miktar,kadar,yaklaşıkلُهَاءُ و هُمْ لُهَاءُ مِائَةٍ
yaklaşık miktar,takribiنُهازٌ : نِهَازٌ و يُقَالُ عُمْرُهُ نُهَازَ سَبْعِينَ عَاماً
yaklaşık olarak,takribenعَلَي وَجْهِ التَّقْرِيبِ ، تَقْرِيباً
takriben,yaklaşık olarakبوجْهِ التَّقْرِيبِ
yaklaşık miktar,yüksek yerنَُهَادٌ : زُهَاء
yaklaşık olarak,aşağı yukarıعَلَي التَّقْرِيبِ
yaklaşık iki dakika sonraبَعْدَ دَقِيقَتَين تَقْرِيباً
onlar yaklaşık iki bin kadardırlarهمْ وِجَاهُ ألْفَيْن
otomobil yerde yaklaşık yüz metre sürüklendiإنجرت السيارة علي الأرض مائة متر تقريبا
yüzyüze,yön,taraf,yan,yaklaşık,olarak,şekilبِوَجْهِ
sekizgen,pahası biçilen,sekiz katlı,sekiz renkli,sekiz köşeli,sekiz kenarlı,sekizlik,müsemmen,sekiz üczden oluşan bahir,vezin,zeihrlenmiş mesmum,sıtmaya tutulmuş,sıtmalı,mahmum kıymeti tayin olunmuşمُثَمَّنٌ (م) مُثَمَّنَةٌ
değerlendirmek,paha,fiyat koymak,fiyatlandırmak,sekizlemek,sekizgen yapmak,sekizleştirmek,sekize iblağ etmek,fiyat takdir etmek,paha biçmek,sekiz kat yahut sekiz köşe veya sekiz cihetli etmek,sekiz köşeli yapmak,toplamak,cem etmekثَمَّنَ : تَثْمِيناً ، هُ
fiyatı biçilen,sekizgen,sekiz kenarlı,müsemmen,sekizlik,sekiz renkli,sıtmalıمُثَمَّنٌ (م) مُثَمَّنَاتٌ
değerlendirmek,akçelendirmek,fiyatlandırmak,paha ve kiymet koymak,kıymet koymak,sekizlemek,sekiz etmek,sekiz kat etmek,sekize taksim etmek,sekiz bölük etmekتَثْمِينٌ (ج) تَثْمِينَاتٌ
sekiz adam,sekiz erkekثَمَانِيَّةُ رَجُلٍ
nesneyi sekiz köşe veya sekiz cihetli etti ,nesneyi topladı , cem ettiثَمَّنَ الشيْئَ : جمع
sekizde bir,sekiz cüzde bir cüz,,bir nesnenin sekiz cüzünün bir cüzüثُمْنٌ و ثُمُنٌ (ج) أَثْمَانٌ و يقال هَذَا ثُمْنُ ذَاكَ
sekiz yaşındaki deve, altı yıllık deve,dokuz yaşında çıkan azı dişi yeni çıkmış deve,azı dişini yarmış deveki sekiz veya dokuz yaşında olur,devenin dokuzuncu yaşında çıkan azı dişi,devenin ilk biten dişi,tecrübesi çok ve dirayeti mükemmel adam,haceti gideren mal,paraبَازِلٌ (ج) بُزَّلٌ و بُزُلٌ و بَوَازِلُ: الذّي طَلَعَتْ نَابُهُ مِنَ الإِبِلِ ، الرَّجُلُ المُجَرَّبُ الكَامِلُ التَّجْرِبَةِ ، السِّنُّ الّتِي إِنْشَقَّتْ أَوَّل طُلُوعِهَا ، المَالُ الذي يَسُدُّ الحَاجَةَ
on sekizثمانية عشر
on sekizثَمَانيَ عَشْرَةَ ، ثَمَانِيَةَ عَشَر
sekizثَمَان : ثَمَاني (م) ثَمَانِيَةٌ
sekizثَمَانِيَةٌ (ج) ثَمَانِ
sekizثَمَانِيَةٌ (ج) ثَمَانٍ
sekizثَمَانِيَّةٌ
sekizثَمَانِي
litrelikبسعة لتر واحد
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
ölçek dolduktan sonra yukarısı olan ölçek baskıطَفَفَةٌ
kile tamam dolmak ki silme kile tabir olunur,ölçek başı,ölçek fazlası,kileyi ağzına dek doldruran nesneطَفَافٌ : طَفَافَةٌ
bir nevi ölçek,sekiz mekük gelen ölçek,eski bir çlöek,144 arşın uzunluğunda olan mesafe,kilit dilinin geçtiği yuvaقَفِيزٌ (ج) أَقْفِزَةٌ و قُفْزَان
Devlet Tiyatroları Gen. Müd.lüğü.المديرية العامة لمسرح الدولة
Beden Terbiyesi ve Spor Gen. Müd.lüğü.المديرية العامة للتربية البدنية والرياضة
mud denilen ölçeğin sekizde birini istiap eder kapثُمْنِيَّةٌ
padişah,aygır,ölçek,gömlek eğindiriği,erkek,başkan,padişah,astar,gömlek eğindiriği,ölçekقَبٌّ (ج) أَقُبٌّ
arife bir işaret kafidir,arif olana yarım kelime kafidir,söz anlar kişiye yarım işaret yeter,leb demeden leblebiyi anlarالعَارِفُ تَكْفِيهُ الإِشَارَةُ ، إِنَّ اللَّبِيبَ مِنَ الإِشَارَةِ يَفْهَمُ
Arife bir işaret kafidir,arif olana yarım kelime kafidir,söz anlar kişiye yarım işaret yeter,leb demeden leblebiyi anlar,leb dedimi leblebi anlarالعَارِفُ تَكْفِيهُ الإِشَارَةُ ، إِنَّ اللَّبِيبَ مِنَ الإِشَارَةِ يَفْهَمُ
Mısır diyarına mahsus dokuz İstanbul kilesine eşit hububat ölçeği,Mısır kilesine derler ki veznide yirmi dört saadır,bir nevi ölçek,bin okkalık ağırlık ki Mısır diyarında kullanılır,hububat ölçeçek kile,Mısır kilesi 150 kg dir,bir nevi ölçek,Mısır ölçeği,إِرْدَبٌّ (ج) أَرَادِبُ : مِكْيَالٌ مِصْرِيٌّ ضَخْمٌ لِلْحُبُوبِ يَسَعُ 24 صَاعاً ، القَنَاةُ الّتِي يَجْرِي فِيْهَا المَاءُ عَلَي وَجْهِ الأَرْضِ ، قِرْمِيدٌ
taksit,miktar,terazi,hisse,nasip,bir nevi ölçek,adalet yapmak,kısım,hisse,pay,adalet,ülüş,nasip,doğruluk,ölüm,muayyen miktar,terazi,bir nevi ölçek,adalet yapmakقِسْطٌ (ج) أَقْسَاطٌ، عَدْلٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ölçekكَيْلَجَةٌ
ölçekمقياس ، مكيال ، كيل
ölçekمقياس ، قياس ، كيل ، كيلة ، مكيال ، مقياس ، مدة (ج) أمداد ، صاع (ج) أصواع ، مقيس ، مكيال ، ميزان ، إردبّ ، درجة ، جريب ، قفيز ، سلّم ، قسطاس
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
kabarma,med,sel,çok su,mesafe,uzatmak,çekmek,memleketlere göre değişen bir nevi ölçek,Iraklılara göre iki ritil say sığan ölçek yaklaşık on sekiz litrelik ölçek,müd,yarım kilelik ölçek,uzamak,döşemek,uzun üstün,مُدُّ (ج) مُدُدٌ و أَمْدَادٌ و مِدَادٌ و مِدَدَةٌ : إِرْتِفَاعٌ ، تَطْوِيلٌ
gün ışığı yayılmak,gölge yayılıp uzamak,yürümek,bir şey çoğalmak,askre imdat ulaştırılmak,ipi çekmek ve uzatmak,harfi uzatmak,döşemek,kabarmak ,döşemek,yaymak,vermek,çekmek,sermek,kabarmak,gün yardım etmek,akmak,mühlet,süre vermek,yürümek,askere imdat ulaştırmakمَدَّ ـُـ مَدّاً بِ ، هُ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
uzun olmak, uzamakطَالَ ـُـ طُولاً
dolmak,uzamak,uzun olmakتَلِعَ ـَـ تَلَعاً
uzunluk,uzun olmak,uzamak,boyطُولٌ
dolmak,uzamak,uzun boylu olmakتَلِعَ ـَـ تَلَعاً
uzamak,birinin boynu uzun olmakتَلُعَ ـُـ تَلَعاً و تَلاَعَةً
ölçek dolduktan sonra yukarısı olan ölçek baskıطَفَفَةٌ
uzamak,birinin boynu uzun olmak,boynun uzunluğuتَلاَعَةٌ
devekuşu yavrusu büyümek,ot uzamak,uzun olmakإِسْتَرْأَلَ : إِسْتِرْآلاً
yürümekte yürümek,kaldırım döşemek,yeri kaldırım taşlarıyla döşemek döşemek,birinin kulağına acıtacak surette fiske vurmak,yürümekten yorulup bitap kalmak,gemici olta vurmak,asfaltlamakبَلَّطَ : تَبْلِيطاً
ağaç uzun ve yüksek olmak,bitki yükselip uzamakسَمَقَ ـُـ سَمْقاً و سُمُوقاً
kile tamam dolmak ki silme kile tabir olunur,ölçek başı,ölçek fazlası,kileyi ağzına dek doldruran nesneطَفَافٌ : طَفَافَةٌ
bir nevi ölçek,sekiz mekük gelen ölçek,eski bir çlöek,144 arşın uzunluğunda olan mesafe,kilit dilinin geçtiği yuvaقَفِيزٌ (ج) أَقْفِزَةٌ و قُفْزَان
bir işte sonuna kadar devam etmek,uzun sürüp gecikmek,uzamak,sürmek,bitmemek,müntehi ve münkazi olmamakتَمَادَي : تَمَادِياً بِ ، فِي
üstünlük,ustalık,mükemmellik,kemal,bütünlük,yaraşıklık,fazilet,üstün,fasahat,ilimde ve fazillette emsallarinden üstün olmak,hüsün ve cemalde tam olmak,güzel sıfatlar cihetiyle emsaline faik olmak,ilim ve şecaat vesair güzel evsafta akrana faik olmak,emsalinden üstün yazıp konuşma,ustalık,büyük olmak,ilimde ve güzellikte üstün olmak,üstünlük,yiğitlik ve şecaatte üstün gelmekبَرَاعَةٌ ، تَفَوًّقٌ عَلَي الأَمْثَالِ و الأَقْرَانِ ، حُسْنٌ ، فَصَاحَةٌ ، بَرَاعَةُ الطَّلَبِ فِي البَدِيعِ هِيَ أَنْ يُشِيرَ الطَّالِبُ إِلَي مُرَادِهِ مِنْ غَيْر أَنْ يُصرّح بالطَّلَبِ نَحْو يَا أَخِي أَنَا فَقِيرٌ و أَنْتَ غَنِيٌّ و أَنْتَ أَعْلَمُ النَّاسِ بِوَاقِعِ الحَيَاةِ و بِحَقِيقَةِ أَمْرِي فَفِي هَذَا الكَلاَمِ إشَارَةٌ طَلَبِ المَعُونَةِ
galip,yeğin,üstün gelen,yenen,mağlup eden,baskın,cümleden üstün,kazanan,muzaffer,üstün gelen,yeğin,kamran,kazanan,Allahغَالِبٌ (ج) غَالِبُون و غَلَبَةٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
üstünlük,ustalık,saire faik ve üstün olmak,mükemmellik,kemal,bütünlük,yaraşık,fazilet,üstün ,fasahat,fazillette emsallarinden üstün olmak,ilimde akranından üstün olmak,üstünlük,ustalık,mükemmellik,kemal,bütünlük,yaraşıklık,fazilet,üstün,fasahat,ilimde ve fazillette emsallarinden üstün olmak,hüsün ve cemalde tam olmak, güzel sıfatlar cihetiyle emsaline faik olmak,ilim ve şecaat vesair güzel evsafta akrana faik olmak,üst,fazilette emsallerinden üstün olmak,ilimde ve fazilette akranına artıklık ve zeyreklik ve gökçeklikبَرَاعَةٌ : تَفَوَّقٌ ، حُسْنٌ
faik ve ala olmak,rütbe ve hüner ve miktar cihetiyle ziyade olmak,üstün olmak,üstünlük,ilerlemek,üstün gelme,yeğinlik,üstün olmak,tefevvuk,تَفَوُّقٌ (ج) تَفَوُّقَاتٌ ، غَلَبَةٌ
üstün,faik,ala,,süper,üstün gelen,başarılı,başaranمُتَفَوِّقٌ
zafer,utku,üstün gelmek,üstün olmak,felahظَفَرُ
ilimde akranında ziyade olucu,şahane,çarpıcı,ilim ve şecaat vesair güzel evsafta akranına faik,üstün gelen,üstün olan,usta,faik,üstün gelen ,hüsün ve cemal sahibi,güzel,evsaf-ı hamide sahibi olup faik ve serbülend olan,üstün olan,hünerli,evsafı hamide sahibi olup faik ve serbülent olan,usta,mükemmel,mümtaz,üstün,faik,hünerli,ustaبَارِعٌ (م) بَارِعَةٌ : فَائِقٌ ، مُمتَازٌ ، مُكَمَّلٌ و يُقَالُ قَلَمٌ بَارِعٌ
ilimde akranında ziyade olucu,ilim,fazilet ve şecaat vesair güzel evsafta akranına faik,üstün gelen,faik,üstün gelen ,hüsün ve cemal sahibi,güzel,evsaf-ı hamide sahibi olup faik ve serbülend olan,üstün olan,hünerli,evsafı hamide sahibi olup faik ve serbülent olan,usta,mükemmel,mümtaz,üstün,faik,usta,hünerli,büyük,mahir,süper,parlak,seçkin,güzide,eşsiz,ve mükemmel olan,becerikli,zeki,güzellikte üstün olan,güzel iş,güzel diber olan kadınبَارِعٌ (ج) بَارِعُون (م) بَارِعَةٌ : فَائِقٌ ، مُمتَازٌ ، مُكَمَّلٌ ، مَاهِرٌ ، مُمْتَازٌ ، بِلاَ مَثِيلٍ ، المُتَفَوِّقُ فِي عِلْمِهِ أَوْ جَمَالِهِ أو فَضِيلَتِهِ ، ومِنَ الأُمُورِ الجَمِيلُ ، المَرْأَةُ الجَمِيلَةُ و يُقَالُ قَلَمٌ بَارِعٌ و قَدْ إِطَّلَعْتُ أَخِيراً عَلَي مُحْتَوَي قَامُوسِ البَارِعِ
ilimce,iyilikçe,güzellikçe arkadaşlarına üstün gelmek,enmek,üstün gelmek,dağa tırmanmak,çıkmakبَرَعَ ـَِــُ بَرَاعَةً و بُرُوعاً ، هُ
ilimde akranlarına üstün gelmek,üstün olmak,emsaline faik olmakتَبْرِيزٌ
çocuk fazilette ve güzellikte ve ilimde emsaline,akranına ve başkalarına üstün geldi,üstün olduبَرُعَ الوَلَدُ : فَاقَ الأخَرِين فِي الفَضِيلَةِ أَوِ الجَمَالِ أَوِ العِلْمِ أَوْ نَحْوِهَا
dikmek,mensup kılmak,üstün okumak,kurmak,yerleştirmek,tayin etmek,nasp etmek,fetha koymak,üstün eylemek,kaldırmak,inşa etmek,نَصَبَ ـُِـ نَصْباً
birine galip gelmek,üstün gelmek,yenmek,karşısında zafer kazanmak,karşısında zafer kazanmak,galip gelmek,üstün gelmek,galebe etmek,kahretmek,imtina etmek,üstün gelmek,kahretmek,imtina etmek,üstün olmakغَلْبٌ
galebe,üstünlük,yeğinlik,üstün ve yeğin olmak,galip gelmek,galebe,üstün gelmekغَلَبَةٌ ، تَفَوُّقٌ
ilimde,fazilette,güzellikte üstün olmak,faik olmak,bir şeyde usta olmak,emsalini geçmek,üstün gelmek,galip gelmek,çıkmakبَرِعَ ـَـ بُرُوعاً و بَرَاعَةً و بَرَعَ ـُـ بُرُوعاً و بَرَاعَةً و بَرُعَ ـُـ بُرُوعاً و بَرَاعَةً * ، هُ
Bilgilendirme
Sitemize yen kelimeler ve yeni diller Arapça Türkçe Türkçe Arapça, Arapça-Arapça Farsça Arapça,İngilizce,Arapça Endonezyaca Arapça dilleri eklenerek güncelleştirilmiştir إن موقعنا تم تحديثه بعد أن أضفنا إليه الكلمات الجديدة و القواميس الجديدية مثل قاموس عربي عربي و قاموس تركي عربي و عربي تركي و فارسي عربي و إنجليزي عربي و أندونوسي عربي و سوف نقوم بتحديثه كل ستة شهور مرة إن شاء الله
Paylaş
Elmawarid
Benzer Terimler
ElmaWarid