1.5 MİLYON'DAN FAZLA KELİME İÇEREN TÜRKİYENİN EN KAPSAMLI SÖZLÜĞÜNE HOŞ GELDİNİZ. أَهْلاً و سَهْلاً بِكُمْ فِي مَوْقعِنَا المَوَارِد أَوَّلُ مُعْجَمٍ عَرَبِيٍّ تُرْكِيٍّ و تُرْكِيٍّ عَرَبِيٍّ حَيٍّ رَقَمِيٍّ عَالَمِيٍّ فَوْريٍّ عَصْرِيٍّ يَشمِلُ أَزْيَدَ مِنْ 1.500.000 كَلِمَة عَرَبِيَّةِ تُرْكِية و مُصْطَلَحَات و تَعَابِير شَتَّي
ElmaWarid kara kurşun,kalay,kara,ak veya halis kurşun kelimesinin anlamı ElmaWarid
Orjinal Metin Anlam
kara kurşun,kalay,kara,ak veya halis kurşun آنُكٌ : رَصَاصٌ أَسْوَدُ ، أُسْرُبٌ
Benzer Kelimeler
Orjinal Metin Anlam
kara ve büyük gözlü kimse,gözü pek kara olan kişi,kara yağız,kara ve büyücek gözlü,kara yağız,kara adam,boynuzları,başı ve ayakları kapkara olan öküz,sabahı bembeyaz olan kapkaranlık geceأَدْعَجُ (ج) دُعْجٌ (م) دَعْجَاءُ : مَنْ كَانَتْ عَيْنُهُ شَدِيدَةُ السَّوَادِ وَاسِعَةٌ ، اللَّيْلُ الشَّدِيدُ السَّوَادِ مَعَ شِدَّةِ بَيَاضِ صُبْحِه ، رَجُلٌ أَسْوَدُ ، ثَوْرٌ شدِيدٌ سَوَاد القَرْنَين و الرَّأْسِ و القَوَائِم و كانَ رَسُولُ اللهِ (صَ
kara,ak,ezdattan olup kara nesneyede ıtlak olunur,kara veya beyaz bulutجَوْنٌ : أَسْوَدُ ، أَبْيضُ
kara dudaklı adam,kararmış nesne,kara nesne,siyah,kara,rengi siyaha çalar nesne,yeşilliği kara ile sarı ile karışmış nesne,demir pası rengiأَحْوَي (ج) حُوٌّ (م) حَوَاءٌ : أَسْوَدُ : و فِي القُرْآنِ
siyah,kara,kara yağızlı kişi,kara yılan,yeşil,gözbebeği,göz karası,hadeke,kavmin ulusu,yürekte olan siyah noktacık,yürek ortası,siyah taneأَسْودُ (ج) سُودٌ و سُودان (م) سَوْدَاءُ (ج) سَوْدَاوَاتٌ مَا كَانَ لَوْنُهُ أَسْوَدُ و هُوَ لَونٌ مُظْلِمٌ نَاتِجٌ عَنْ فِقْدَانِ أَشِعِّةِ النُّورِ او عَنْ إِمْتًِصاصِهَا كُلِّياً ، حَدَقَةُ العَينِ ، أَجَلُّ القَوْمِ و يُقَالُ
kara eşek,kara yılan,uzun etekli,uzun boylu,uzun ve kara kimse,kapkara olanأَدْلَمُ (ج) دُلْمٌ (م) دَلْمَاءُ : حِمارٌ أَسْوَدُ ، طَوِيلُ الذَّقْنِ ، طَوِيلُ القَدِّ
katı kara,kapkara,pek siyah nesne,simsiyah,pek siyah,bir nevi kara üzüm,kara tüy,sakalını karaya boyayan yaşlı adamغِرْبِيبٌ (ج) غَرَابِيب و فِي القُرْآنِ الكَِيمِ
yuvarlak ve yüksek dağ,karaaşlık,büyük kaya,sair dağlardan ayrık ve yalnız küçük dağ,kara kayalı,kara kaya ve kara taşlık,dişi ayı,Suriyede bir beldeقَارَةٌ (ج) قَارٌ و قُورٌ و قِيْرَان
kara deri,kara sahtiyan,siyah deriki karkın tabir olunurدَارِشٌ
zenci,Arap,Afrikalı,kara ırktan,kara adam,Sudanlıزَنْجِيٌّ (ج) زُنُوجٌ (م) زَنْجِيَّةٌ
pek ziyade kara olmak,kararmak,siyahlık,kara rengiإِسْوِيدَادٌ (ج) إِسْوٍِيدَادَاتٌ
kara olmak,pek ziyade kararmak,ekin gayet susuzluktan kara görünmekإِدْهَامَّ : إِدْهِيمَاماً
ir kimsenin gözü kara bakmaktan kamaşmak,kara bakmak ile göz hirelenmek ki karıkmakقَمْرٌ
kara,siyah,kara nesne,küçürek damlalı yağmur,boynuz,meme başı,şarap tulumu,and içişlerin ellerinin bandırıldığı kanأَسْحَمُ (ج) سُحْمٌ (م) سَحْمَاءُ : أَسْوَدُ ، سَحَابٌ ، مَطَرٌ صَغِيرُ القَطَرَاتِ ، قَرنٌ ، حَلَمَةُ الثَّدْيِ ، زِقُّ الخَمْرِ ، الدَّمُ الّذِي تُغْمَسُ فِيِهِ أَيْدِي المُتحَالِفِين
kara gözlülük,kara gözlü olmakدَعَجٌ
ziyade kara nesne,karaحِمْحِمٌ
kara kurşun,kalay,kara,ak veya halis kurşunآنُكٌ : رَصَاصٌ أَسْوَدُ ، أُسْرُبٌ
kara kurşun,ak veya halis kurşunآنُكٌ : أُسْرُبٌ
kurşun,kalayصَرَفَانٌ
kurşun,kalayرَزَازٌ : رَصَاصٌ
kurşun,kalayرُصَاصٌ (و) رُصَاصَةٌ
eritilmiş kara kurşun,kurşun tozu,soba boyasıأُسْرُوبٌ
eritilmiş kara kurşun,kurşun tozu,soba boyasıأُسْرُبٌ
ak,ak taşlı dağlı,ak,kırmızı ve kara olan kaba taşأَعْبَلُ (ج) أَعْبِلَةٌ (م) عَبْلاَءُ : أَبْيَضُ ، جَبَلٌ أَبْيَضُ الحِجَارَةِ ، حَجَرٌ غَلِيظٌ يَكُونُ أَحْمَر و أَبْيَض و أَسْوَد
kara,ak,ezdattan olup kara nesneyede ıtlak olunur,kara veya beyaz bulutجَوْنٌ : أَسْوَدُ ، أَبْيضُ
yanmış kurşun,yanmış kalay,erkek hurma,hurma budaklanmak,ıslah etmek,aşılamak,akrep sokmakإِبَارٌ
kara kurşunآنُكٌ (و) آنُكَةٌ
kara kurşunأُسْرُفٌ
kara kurşunأَسْرُوبٌ : رصاص
kara kurşunأسرب
yaramaz kara kurşunأُسْرُبٌّ : رَصَاصٌ أَسْوَدُ
onu hizmet veya yoldaşlık için seçti veya razı oldu veya ona yetkili ve ehil olarak gördüإِرْتَضَاهُ لِخِدْمَتِهِ او لِصُحْبَتِهِ : إِخْتَارَهُ و رَضِيَهُ و رَآهُ أَهْلاً لَهَا
denizin ortası,kavmin ortası veya toplandığı yer veya toplumu,veya ileri gelenleri,nesnenin çoğu,çoğusuأُسْطُمَةٌ (ج أَسَاطِمُ : لُجَّةُ البَحْرِ و يُقَالُ فُلانٌ فِي أُسْطُمَةِ قَوْمِهِ اَيْ فِي وَسَطِهِمْ
erkek kuzular veya otukmuş kuzular veya altı veya yedi aylık koyunlarأَخْرِفَةٌ
uyuz adamlar veya develer,sıracalı insanlar veya develer,hörgücü küçürek veya hörgücü olmayan deveأَعَرُّ (ج) عُرٌّ (م) عَرَّاءُ : الأَجْربُ مِنَ النَّاسِ و الجِمَالِ
obanın yanında veya obadan uzak bulunan deve ağılı,yola alamet olmak için oturmuş adam irtifaında dikilmiş veya çobanlar tarafından bırakılmış taşlar,iki veya üç açağa bir aba vesaire germekle hasıl olan sayeban ,kulübe,gölgelikثَايَةٌ (ج) ثَايٌ : ثَاوَةٌ
birinin burnu veya kulak ya dudak veya eli kesik olmak,çocuk fena beslenmek,iyi beslenmeyip sıska ve cılız olmak,deve yavrusu fena beslenmekten veya köçek iken binilmekten cılız kalmakجَدِعَ ـَـ جَدَعاً
bir kimsenin göz kapağı devrik olmak veya yukarıdan aşağıya doğru kapağı devrik olmak veya aşağısı yırtık veya sarkık olmakإِنْشَتَرَ : إِنِْشتَاراً
çocuğu veya yavrusu arkasından giden (kadın veya dişi hayvan)مُتْبِعٌ
adam eliyle veya kaftanıyla veya kılıcı ile işaret ettiأَلْمَعَ الرَّجُلُ بِيَدِهِ او بِثَوْبِهِ أَوْ سَيْفِهِ: أَشَارَ
kötü akibetten veya korkudan sözü söyleyen veya işiten terlediأَنْدَي الكَلاَمُ : عَرَقَ قَائِلُهُ أَوْ سَامِعُهُ خَوْفاً مِنْ سُؤِ عَاقِبَتِهِ
nabız veya yürek atmak veya çarpmak,helecana kapılmakبَعْرَضَ : بَعْرَضَةً ، تَبَعْرَضَ : تَبَعْرُضاً
kavmin ortası veya toplandığı yer veya ileri gelenleriأُسْطُمَّةُ القَوْمِ : وَسَطُهُمْ أَوْ مُجْتَمَعُهُمْ أَوْ أَشْرَافُهُمْ
nabız veya yürek atmak veya çarpmak,helecana kapılmakتَبَعْرَضَ : تَبَعْرُضاً ، بَعْرَضَ : بَعْرَضَةً
harfi veya kelimeyi hemzeli okudu veya hemze koyduهَمَزَ الحَرْفَ او الكَلِمَةَ
şalcı,yün veya tiftikten yapılmış mendil veya peşkirبَتِّيٌّ : بَتَّاتٌ و فِي الحَدِيثِ الشَّرِيفِ
soğuğun şiddeti,halis,halis ve hilesiz olan,sert,katı,yüksek tepe,sırt,dağصَرْدٌ (ج) صُرُودٌ (كر)
halis,halis Arap,kulp,bilezikقُلْبٌ
duru,saf,arı,öz,halis,katışıksız,sırf,yavan,yalnız,sade,halis olan,yavan,katıksız,duru,sade,asla karışmamış,sade,kuru,bir nesne halis olmak,hiç bir şeyle karışık olmak,su karışmadık safi şarap,apacık,şiddetliبَحْتٌ : بُحُوتًةٌ ، : مَحْضٌ ، صِرفٌ ، مَحْتٌ ، خَالِصٌ و يُقَالُ خُبْزٌ بَحْتٌ أَي يَابِسٌ بِلاَ إدَامٍ
öz,halis,safi,iyi,has un,arı,pak,temiz,duru,saf,halis,safi,has,lekesiz,iffetli,masumنَقِيٌّ : طَاهِرٌ و يُقَالُ فُلاَنٌ نَقِيٌّ تَقِيٌّ
sırf,pak,arı,saf,sade,halis,sırf,halis,katkısız,duruصِرْفٌ : مَحْضٌ
sırf,saf,safi,temiz,lekesiz,halis,halis süt,çımçığ,yalınız,öz,duru,katışıksız,temiz sütمَحْضٌ (ج) مِحَاضٌ : صِرْفٌ
nektar,halis içki,halis şarap,safi ve duru şarap,rakıcennet şarabı,öz,bade,cennet şarabıرَحِيْقٌ و فِي القُرْآنِ الكَرِيمِ
ziyade halis ve pak olan,en halis,en sadık,en içten,en samimiأَخْلَصُ
muhabbet halis ve aldatmaksızın etmek,birbirinne bir sırrı keşfetmek,emniyet edip söylemek,açmak,hayvana bir cins ve halis yem vermek,yemin cinsine başka şey karıştırmamakبَاحَتَ : مُبَاحَتَةً
muhabbet halis ve aldatmaksızın etmek,birbirinne bir sırrı keşfetmek,emniyet edip söylemek,açmak,hayvana bir cins ve halis yem vermek,yemin cinsine başka şey karıştırmamakبَاحَتَ : مُبَاحَتَةً ، هُ
halis,saf,som,has,net,katışıksız,duru,karışık olmayan,öz,sırf,karışık olmayıp safi olan,karışık ve müşevveş iken şaibesi zail olan,halis,ödenmiş olanخَالِصٌ
sırf,saf,sade,halis olan,yalnız,yavan,katıksız,duru,sade,asla karışmamış,sade,kuru,bir nesne halis olmak,hiç bir şeyle karışık olmak,su karışmadık safi şarapبَحْتٌ : بُحُوتًةٌ ، خَالِصٌ و يقال خبز بحت اي يابس بلا إدام
yonma,yontmak,oymak,taş oymak,halis,saf,pak,arı,heykeltıraşlık,huy,tabiat,asıl,halis,saf,pak,arıنَحْتٌ و فِي القُرْآنِ
çok nasihat eden,sadık,muhlis,samimi,halis,gerçek,nasuh,candan,halisanenasuh,sadık,muhlis,samimi,gerçek,nasuh,candan,halisane,halis tövbeنَصُوحٌ و في القُرْآنِ الكَرِيمِ
duru ve halis olan,safi,net,açık bulanık olmayan,açık,duru,saf,safi,net,kedersiz,halis olan,arı,bulutsuz,temiz ve pak olan,bulutsuzصَافِيٌ
eritilmiş kara kurşun,kurşun tozu,soba boyasıأُسْرُبٌ
eritilmiş kara kurşun,kurşun tozu,soba boyasıأُسْرُوبٌ
kara kurşun,ak veya halis kurşunآنُكٌ : أُسْرُبٌ
bir tane kurşun,tek kurşunرَصَاصَةٌ
kara kurşun,kalay,kara,ak veya halis kurşunآنُكٌ : رَصَاصٌ أَسْوَدُ ، أُسْرُبٌ
kurşun erimek,nesne yer yüzüne yayılmak,yer yüzüne dökülen şey akmak,kusmak,yeryüzüne akıp yayılmak,açılmak,kurşun erimek,acıkmak,bıkmak,korkak olmak,هَاعَ ـَِـ هَيْعاً و هَيْعَةً و هُيُوعاً و هَيْعُوعَةً و هَاعاً
kurşunرصاص ، رصاصة
kurşunرُصَاصٌ
Kurşunطَلْقَةٌ
kurşunرصاص ، طلقة ، أسرب ، آنك ، رصاصة ، بندق
kurşunبَذْجٌ
kurşunأُسْرُوبٌ
Kurşunرصاصة (ج) رَصَاص و رَصاصات
kurşun boruأُنْبُوبٌ مِنَ الرَّصَّاصِ
kurşun attıأطلق البندق
Bilgi Paneli
Elmawarid.com sitemiz yeni kelimeler yüklenerek güncelleştirilmiştirإن موقعنا الموارد كوم قد تم تحديثه بعد أن حملت إليه الكلمات الجديدة والله ولي التوفيق
Paylaş
Elmawarid
ElmaWarid